Son yorumlar

Takvim

Kasım 2016
PztiSalÇrşPerCumCmtsiPaz
 << < > >>
  12345
6789101112
13141516171819
20212223242526
27282930   

Şu anda kimler hatta?

Uye: 0
Ziyaretçi: 1

Anahtar kelime (taglar)

Bu blogda hiçbir tag yok

Ilan

rss Sindikasyon

Kategoriler

Tema seçin



Arşivler

HOŞGELDİNİZ(Welcome)

 Hayatını insanlığın hizmetine adayan bilge insan Prof. Dr. Haydar Baş milletimizin bu durumuna duyarsız kalamazdı. Gecesini gündüzüne katarak şahsına münhasır bir model olan “Milli Ekonomi Modelini” hazırladı. “Durun, buralar çıkmaz sokak” diyerek gerçek çözümün adresinin “Milli Ekonomi Modeli” olduğunu gösterdi. Evet, insanlığın beklediği ses, bu ses işte… Dünya çapında bilim adamları, Prof. Dr. Haydar Baş beyin bu sesine kulak verip, onun bu tezini deklere etmektedirler. Bilim adamları düzenlenen 4 Uluslararası Kongreyle; “Milli Ekonomi Modeli” ve “Sosyal Devlet Mille Devlet” tezini dünyaya haykırdılar. Vatandaşımızın bu fırsatı değerlendirmekten başka yolu kalmamıştır. Sadece Türk milletinin değil, bütün insanlığın sosyal sıkıntılarına son vermek istiyorsanız; Ey ehli vicdan, duyun bu sesi..!

 Milli Ekonomi Modeli



   TAKDİM / Prof. Dr. Ata SELÇUK

İnsanın tabiatı icabı, kısa ve mutlu dönemler ha­riç, daima ihtirasları ön plana geçmiş, bunun neti­cesinde toplumun her zaman hükümran bölümü ekonomik refah içinde olurken, diğer bölümleri, değişen oranlarda sefalet ve yokluğa doğru giden kaderde birleşmişlerdir. İdare edenlerle açlık çe­kenler arasındaki topluluk, yetenekleri nispetinde pastadan parçalar koparmaya ve bu nedenle idare edenlere yakın olmaya çalışmışlardır. Orta sınıf o­larak isimlenen nüfus, devletlerin kaderleri üzerin­de etkili olmuştur.

Toplulukların ekonomileri onları idare eden kralla­rın veya başkanların ağzından çıkan emirlerle oluştu­ğu devirlerde, ekonominin herhangi bir kesin kuralı yoktu. Kurallar, baştaki sahsın huyuna, karakterine, ahlakına, aklına ve yeteneklerine bağlı olarak tama­men emir ve direktifleri ile oluşmakta idi. Bu nedenle tarih boyunca güçlü devlet olmanın en etkin şartı a­daletli paylaşım olmuştur. Sömürü düzeninin kurucu­ları olan kapitalist ülkeler, KÜRESELLEŞME adını verdikleri, aslı sömürme olan sistemle, gelişmekte o­lan ülkelerin tüm kaynaklarını ele geçirme operasyo­nunu hızla sürdürmektedirler. Sömürü düzeni beşeriyet ile birlikte devam edip gelmektedir. Güçlü olan daima sömürmüş, zayıf olan daima köle olup ezilmiştir. Yüzelli yıldır kapitalist dü­zen, harpler, ekonomik olarak borçlandırma, özelleş­tirmeye teşvik ve hükmetme yolu ile sürdürülmekte­dir. Her türlü kaynakları tükenmiş olan, çok gelişmiş kabul edilen bu ülkeleri aslında ayakta tutan geliş­memiş ülkelerin kaynaklarıdır. Bu kaynakların kısıt­lanması, durumun tamamen tersine çevrilmesi de­mektir. Son yarım asırda harp etmekten ziyade, barış ve beraberlik kandırması ile, teknolojik üstünlükle­rini tüm dünya ile paylaşmak istedikleri yalanını koz olarak kullanan gelişmiş ülkeler, geri kalmış a­ma aslında hazineler üzerinde oturan ülkeleri, KÜ­RESELLEŞME taktikleriyle avlamayı başarı ile hız­la sürdürmektedirler. Küreselleşmenin bir şartı olan ÖZELLEŞTİRME yağması ile ülkelerin gelir getiren kurumlarını, strate­jik önemi olan kurumlarını ele geçirmektedirler. Ülke­de söz sahibi olan büyük yerel şirketleri önce küre­sel, tanınmış şirketlerle ortaklık yaptırıp, daha sonra tek başına ele geçirme operasyonlarını sabırla ger­çekleştirmektedirler. Bütün bu taktik ve planlarla gelişmekte olan ülke­lerin üretimlerini ele geçirerek, kalkınma ve rekabet çabalarını yok etmeğe devam etmektedirler. Geliş­mekte olan ülkelerin büyük çapta yeraltı kaynakları küresel güçlere ait büyük şirketlerin ellerine geçmiş veya geçmek üzeredir. Para politikaları tamamen IMF ve Dünya Bankası'na teslim edilmiş, emisyon o­layına hiçbir şekilde müdahale imkanı bırakılmadığın­dan, tüm emek ve üretimleri de küresel sömürünün elinde kalmıştır. Senyoraj hakları dahi onlara yabancı para olarak fa­izli borç şeklinde verilmekte ve bu durumda tüm insan­lık küresel güçlere köle durumuna düşmektedir. Bura­ya kadar anlatılanlar küresel veya kapitalist ekonomi­nin yüzeysel manzarasıdır. Küresel güçlerin, en çok çekindiği ULUSAL devletler olduğundan, öncelikle he­def olarak ulusal devlete yatkın topluluklar üzerinde a­cil planlar üretmektedirler. Özelleştirme ve borçlandır­ma taktikleri, kültürlerarası işbirliği çalışmaları bu plan­ların önde olanlarıdır. Milli Ekonomi Modeli bu nedenle milli devletin ol­mazsa olmazıdır. Ve küreselleşmenin panzehiridir. Kapitalist ekonominin kolayca uygulanabilmesi için i­lim adına empoze edilen ekonomik modeller vasıtası ile tüm ülkeler pembe hayaller ile uyutulmaktadır. İşte bu eser, hakikatleri gözler önüne sermekle, mevcut ekono­mik teorileri, uygulama temeline dayalı net matematik­sel formülleriyle yerle bir etmektedir. Bu eserden de an­laşılacağı gibi Milli Ekonomi Modeli her topluluğun eşit şartlarda ekonomik gelişimlerini düzenlemektedir. Milli Ekonomi Modeli tüketim yanlısı bir modeldir. Yani, toplumu oluşturan bireylerin tamamının belli bir gelir düzeyine çıkartılmasını hedef almaktadır. Bunun neticesinde küresel güçlerin küçülte küçülte ortadan kaldırmak üzere olduğu ülkeler, bu modelle tekrar bü­yük ve güçlü devletler haline gelecektir. Toplumda fa­kir, aç, işsiz kalmayacaktır. Herkesin temel ihtiyaçları karşılanacak devlet sosyal bir devlet, yani baba devlet olacaktır. Devletin her türlü kaynakları, devlet-millet iş­birliği ile kullanılacaktır. Milli Ekonomi Modeli, daha önce kendilerine yeter du­rumda olan ülkeleri yeterli oldukları dallarda politikalarına müdahale ederek, kendilerine bağımlı hale getiren kapi­talist ülkelerin her türlü müdahalelerini boşa çıkaracaktır. Tarımda, ormancılıkta, hayvancılıkta ve her türlü ü­retimde halkı ile birlikte, vergi almak yerine faizsiz kredilerle halkına destek ve en önemlisi her kesim­deki fertlere emeklilik hakkı tanıyan, ürettikleri her mamule alım garantisi veren tam bir sosyal devlet o­luşacaktır. Modelle, sömürme ve sömürülme ortadan kalkacaktır. Bunun yerini adaletli bir dayanışma ve paylaşma ortamı alacaktır. Ekonomi, topluluktan topluluğa, o kimselerin kültürel yapısına göre değişim göstermesi gereken bir uygulamadır. Yıllarca Hıristiyan kültürünün ürü­nü olan ekonomi politikalarının uygulanması bizi çıkmazlara sürüklemiştir. Kapitalist düzenin para ve faiz uygulamaları, para ile para kazanma im­kanları, paranın belli merkezlerde toplanması ger­çeği kaçınılmazdır. Milli Ekonomi Modeli'nde ise, uygulama tamamen bizim kültürümüzün bir ürünüdür. Gelir dağılımında denge, sürekli büyüme ve tam istihdam çok uyumlu biçimde gerçekleşmektedir. Sosyal devlet olmanın gerekli temel şartları da bunlardır. Faiz olmaması enflasyonun sıfırlanmasıdır. Bizim kültürümüzde yalan söylemek yasaktır. Bu gerçek bilindiği halde liberal ekonominin vergi alma tekniği esnafımızın yalan söylemesini mecbur hale getirmiş, ayakta kalmak için devletine yanlış ve ek­sik beyanlarda bulunmuşlardır. Bu nedenle ruhsal o­larak suçluluk hakimdir. Milli Ekonomi Modeli'nde, yüz milyarın altında kazanan her kim olursa olsun kendisinden vergi alınmayacak olması, halkımıza kendine güven ve inançlarına uygun hareket etme­nin mutluluğunu kazandıracaktır. Ve daha fazla im­kanlara sahip olmak için gelişme çabalarını sürdür­meye devam edecektir. Şunu açıkça söylemekte yarar görüyorum. Kapi­talist düzene göre ekonomi: İnsanın sınırsız ihtiyaç­larını karşılamak için sınırlı imkanların kullanılması olarak tanımlanmıştır. Bu tanıma dayanan ekonomi kendi toplumunun menfaati için diğerlerini ezecektir. İşte bu nedenledir ki sömürü, savaş, işkenceler ve haksızlıklar dünyaya hakim olmaktadır. Şurası muhakkak ki insanın ihtiyaçları sınırsız değil aksine yaradılışı nedeni ile bir elin parmakları sayısı kadar bile değildir. Yeme içme, giyme, aile kurma vs... Ama ona sunulan imkanlara baktığımızda, tüm ihtiyaçlarına karşılık sayılamayacak kadar çok alterna­tifler ve bolluk vardır. Seç, seç ye; beğen, beğen giy; seç, seç al. Demek ki ekonomi bilimi denilen ve toplumu yanlış bir tanımın peşinde sürükleyen, uğrunda harpler yapı­lan, sayısını söylemede zorluk çekilen milyonlarca e­serler yazılan sayısız öğrenci ve öğretmen yetiştirilen sonunda bir hiç olduğu, Prof. Dr. Haydar BAŞ tarafın­dan cesaretle gösterilen temelsiz bilimin, beşeriyet a­dına tam bir SKANDAL olduğu gerçeği ile karşı karşı­ya gelinmiştir. Zaten uygulamalarda da görülmektedir ki sadece yüzde on gibi bir nüfus bu ekonomiden yarar sağla­mış, geride kalanlar ise daima ezilmişlerdir. Halbuki bunun tamamen aksinin olması, hatta yüzde yüzü­nün hayatlarını rahatça sürdürmeleri topluluklar için idealdir. Prof. Dr. Haydar BAŞ Bey'in yazdığı ve senelerce beyan ettiği Milli Ekonomi Modeli ilk önce ekonomi­nin tanımını düzelterek: sınırsız imkanları, insanın sı­nırlı olan ihtiyaçlarına kullanma ilmi olarak tanımla­mıştır. Hakikat bu olduğuna göre, kapitalizm ihtiyaç­ların değil fakat ihtirasların peşine düşmüş demektir. Bu nedenle yıllar boyu ilim adına temelde bozuk bir düzenin teorileri yapılmış tüm insanlık bunu bilim zannedip uygulamıştır. Teknolojide ileri olan toplu­luklar, GLOBALLLİK demogojileri ile bir türlü kalkı-namayan ve global güçlerin ihtiraslarının oluşmasını sağlayan toplulukları resmen suistimal etmiştir. Milli Ekonomi Modeli sınırsız imkanları halkın ö­nüne sermiş, devleti, vergi toplayan, tefecilik yapan ve milletini global güçlere köle eden bir devlet halin­den, halkına sahip çıkan, onlardan vergi alacağına, onlara maddi imkanlar tanıyan, üretime katkı sağla­yacak bir tüketim topluluğu ortaya çıkaran bir sosyal devlet haline getirmiştir. Fakirlik terimini tamamen lügatten çıkartan, her ferdinin gerekli ihtiyaçlarını kimseye muhtaç olmadan temin etmesini sağlayan bir baba devletin oluşmasını sağlamıştır. Aynı zamanda parayı, sadece bir mübadele ve değer saklama aracı olmaktan çıkarmış, ona kal­kınmada tahrik unsurluğu, mal ve hizmet karşılığı olma özelliği kazandırmıştır. Yani parayı para ya­pan gene Prof. Dr. Haydar BAŞ Bey olmuştur. Bu eser bütün bu işlevleri geniş olarak dünyanın gözü önüne sunmaktadır. Dönüp geriye ibret ile baktığımızda, asırlar boyu insanlara ekonomi bilimi olarak anlatılan, onbinler-ce makale yazılan, konferanslar düzenlenen, işin garibi, sayısız master ve doktoraların yapıldığı, ya­ni nalıncı keseri ile yontula yontula son durumuna gelen, uğrunda milyonlarca insanın perişan olduğu yanlışa dayalı ve küreselleşmeye destek bir eko­nomi modelini getirenleri, gafletleri veya gizli gaye­leri ile başbaşa bırakırken, ben, bunların karşısın­da güçlü bir model ve bir hakiki eser görmekten i­lim adamı olarak mutluluk, milletim adına gurur duymaktayım. Kalkınamayan, global bataklıkta kalkınmak için çır­pındıkça daha da batan topluluklara müjdeler olsun! Milli Ekonomi Modeli ile Sosyal Devlet Projesi'ni orta­ya atan, zayıf devleti değil her işte halkı ile eşit şartlar­da el ele güçlü bir devleti, yani baba devleti tanıtan bu eser kurtuluşumuza kaynak olacaktır. Şunu asla unut­mayınız, bu model ekonomide bir alternatif model de­ğildir. Zaten yukarıda anlatıldığı gibi temelden yanlış bir modelin alternatifi nasıl olur ki. Ekonomi bilimi bu temel eserle gerçek olarak başlamıştır. Bu bir tarihi o­laydır. Bu eser sonsuza kadar rehber ve ders kitabı o­larak anılacaktır. Bilime yaptığı bu katkıdan dolayı Sa­yın Prof. Dr. Haydar BAŞ Bey'i tebrik ediyor, Allah'tan (c.c) başarılar ve sağlıklar diliyorum. Prof. Dr. Ata SELÇUK Fırat Üniversitesi...

 ”Ey Türk oğlu!...Körmüsün? on Twitpic                               YURTTAN ve DÜNYADAN HABERLER(Politik haberler)” YAZARLAR:””
12 Tem 2013
Admin · 1582 görünüşler · 1 yorum

HAYDAR BAŞ: YAŞASIN TÜRK MİLETİ

BAŞTÜRK HAYDAR BAŞ, 7 DÜVELE POSTASINI KOYDU!! Dindar arıyorsan işte gerçek dindar vatanını milletini seviyorsan işte gerçek vatan millet sevdalısı. Çözüm kurtuluş arıyorsan işte ilmiyle milli ekonomi modeliyle dünyaya el öptüren en ünlü dünyanın internet sitelerinde haydarizm uluslararası milli ekonomik model haydar baş diye geçen haydar cesur yürekli korkusuz.isminin özelliklerini taşıyan allah cc luhudan başka kimseden korkmayan gerçek milliyetçi gerçek atatürkçü birliğin tek adresi baş türk haydar baş dır ey türk milleti uyan artık vallahi diğerlerinin hepsi boşdur.uyuma vakti geçti aklın varsa haydar baş hocaya koş dur.aklın yoksa boş kuklalarla avun dur.YA İSTİKLAL,YA ÖLÜM!....

Muaviye nefsine, bunlar Haçlıya uydu

Yeni Mesaj
Muaviye zihniyeti, İslam tarihinde dini, koltuk uğruna kullanma ekolünün başı olarak tarihe geçmiştir. İktidar için her yolu “mubah” gören bu anlayış, İslam’a çok büyük zararlar vermiştir.
Başta Ehl-i Beyt imamları olmak üzere, bu anlayışa karşı olan çok mübarek şahsiyetler hayatını kaybetmiş ve bu uğurda şehit edilmişlerdir... Hz. Osman’ın kanı bahane edilerek, Hz. Ali ile savaşan Muaviye kendine taraftar toplamak için, sevgili Peygamberimizin eşini dahi koltuk savaşının bir parçası yapmak istemiştir.
Sonra Hz. Hasan’ı zehirleterek öldürtmüştür. Hz. Hüseyin efendimizi ise malum, oğlu Yezit eşi benzeri görülmemiş bir vahşet ile şehit etmiştir. Daha sonraları bu zihniyet İmam-Azam-ı döverek öldürmüştür. Emevi zihniyeti Halid-i Bağdadi eliyle Osmanlı’ya bulaşmış ve büyük katliamlara sebep olmuştur. Emevi saltanatına İslam dünyasında son veren kişi de, Bektaşi geleneğinden gelen Atatürk olmuştur.
Şimdi bunları neden mi anlattım?
Bu zihniyet İslam dünyasına girmiş bir virüstür. Belli yer ve zamanlarda ortaya çıkıp İslam’ın özünü tehdit edebilmekte ve İslam dünyasını karıştırabilmektedir.
Bu ekol, İslam tasavvufundan ve Ehl-i Beyt anlayışından mahrum kaba softa ham yobaz anlayışıdır. Her şeyi yönetim eksenli düşünür, iktidarına malzeme yapar. “Her şey insan içindir” anlayışı yerine “her şey koltuk içindir” anlayışı hâkimdir. Güya, koltuğu da İslam için istiyorlarmış!
Oysa bu kılıf…
İslam’ın koltuğa ihtiyacı yoktur. İslam bir koltuğa değil, insana geldi. İnsanı koltuğun esiri olmaktan, kurtarmak için geldi… Koltuğa esir olan değil, koltuğu esir alan insan tipini var etmeye geldi…
Kundaktaki bebeği iktidar için tehlikeli görüp, yok etme anlayışının İslam neresinde?
Küçücük, masum, günahsız bir bebeği gelecekte, tahtı tehlikeye sokacak diye öldürmenin İslam neresinde?
Peygamberin ve Ehl-i Beyt’in hayatında var mı böyle bir örnek? 
Asla…
Ancak Muaviye ekolüne İslam diye yapışanların uydurma fetvalarında görülebilir.
Gelelim günümüze:
Günümüzde insanımıza İslam diye yutturulan öyle icraatlar var ki, maalesef bu zihniyete ve anlayışa, Muaviye veya Emevi anlayışı demek de mümkün değil…
Muaviye, Hz. Ali karşısında savaşta yenilince, mızrak ucuna Kur’an takmayı emrediyor. Kur’an’ı gören Hz. Ali taraftarları “biz Kur’an’a karşı savaşmayız” diye geri çekiliyor. Kur’an’ı Müslüman’a karşı kullanma eylemi ilk defa bu şahsa nasip oluyor! 
Şeytanın aklına gelmeyecek bir metottur bu… Muaviye anlayışı, AKP zihniyetinin yanında bin defa zemzemle yıkanmış sayılır.
Neden mi?
Muaviye nefsine, bunlar ise Haçlı’ya uydular. 
Koltuk uğruna insanın nefsine uyması ve İslam’ı nefsi hesabına kullanması elbette kötü… Ancak, İslam’ı Haçlı hesabına kullanmak hiçbir şeye benzemez.
Bunların nasıl bir tür olduklarına, İslam tarihine bakarak bir isim dahi veremedim. Çünkü benzerleri tarihte hiç yaşanmamış ve görülmemiştir.
Çok özel bir tür!
Ancak, kıyametin alametlerinden sayılan deccal türüne benziyor. Deccal olduklarını iddia etmiyorum. Deccal hadisine bakarak, bu olaylarla benzerlikler gösterdiğini ifade etmek istiyorum.
Hadiste, “ Deccal ümmetim içerisinden çıkacaktır. Onun bir elinde nur bir elinde ateş olacak. Nur dediği ateş, ateş dediği ise nurdur. Ümmetim hakkında en çok korktuğum deccal fitnesidir. Ümmetim deccal’ın peşine takılarak, okun yaydan çıktığı gibi İslam’dan çıkacak ve Hıristiyan olacaktır. Mescitler dolup taşacak ancak içerisinde çok az iman ehli olacak…” buyruluyor.
Allah aşkına, kalbinde zerre imanı ve insafı kalan söylesin, bu iktidarın Irak’ta Amerika safında ne işi vardı?
Libya işgal edilirken İzmir’i merkez yapan anlayışın neresinde İslam var? Bu olayı gizlemek için ne kadar ayet ve hadis kullanıldı?
Ne kadar, Akif şiirleri parçalandı?
Şimdi dünyanın gözü önünde ‘Büyük İsrail’i kurmak amacıyla Suriye’ye uygulanan terörün destekçisi, silah sağlayıcısı ve ev sahipçisi bunlar değil mi?
Yine ‘Büyük İsrail’ için PKK müzakerecisi değiller mi?
İsrail koruyucusu ve kalkancısı değilseniz, Kürecik radar üssü ile kimi koruduğunuzu söyleyebilir misiniz?
Bütün bu icraatlar, Haç’a uymaktır.
Kur’an’ı nefsi için kullanan Muaviye, Haçlı için kullananların yanında çok hafif kalır.



12 Tem 2013
Admin · 465 görünüşler · Yorum bırakın

AKP'nin icraatları

Prof. Dr. Haydar BaşCamiler kışlamız, minareler süngümüz olacak diyerek yola çıkan AKP hükümeti, İslam tarihinde örneği görülmemiş yanlışları hayata geçirdi.
AKP’nin on yıllık karnesinde ne dış politika, ne terör, ne ekonomi aslında en büyük facia inancımız üzerinde yapıldı.
Gezi Parkı olaylarında camiye sığınan gençlerin camide içki içtiğini eleştirecek kadar dini kurallara dikkat eden Başbakan’ın döneminde 70 bin kilise evinin açıldığı malum…
Üstelik bahsi geçen iddianın dinimizce haram kabul edilen bir iftira olduğu da, müezzinin verdiği ifade ile ortaya çıktı.
İçki düzenlemesine yönelik tepkiler için, “iki ayyaşın çıkardığı yasa muteber oluyor da inancın getirdiği gerçeğe niye itiraz ediyorsunuz” diyerek söze başlayan Erdoğan’ın bu iki ayyaştan cumhuriyetin kurucusu Atatürk’ü ve İnönü’yü kastettiği basında geniş yer bulmuştu.
İçki üzerinden yapılan bu inanç hassasiyeti siyaseti, maalesef sokak sokak açılan kiliselere ve misyonerlik faaliyetlerine nedense ses çıkarmamaktadır.
Son olarak, İzmir Alaçatı’daki Pazaryeri Camii’nin, hem cami, hem kilise olarak hizmet verdiğini öğrendik.
AKP’nin İslam dinine yönelik tahribatları, hiçbir sol iktidar tarafından dahi hayata geçirilmemiş, buna cesaret dahi edilmemiştir. Bu iktidar döneminde,
* AB mevzuatına uygun Türk Gıda Kodeksi’nde, domuz eti satılabilir kasaplık et olmuş, satışı serbest bırakılmıştır.
* Din dersi kitaplarından Kelime-i Tevhid’in ikinci kısmı olan “Muhammedün Resulullah” çıkarılmıştır.
* İçişleri Bakanlığı’nın 2006 yılındaki 2227 sayılı kararı ile nüfus kâğıtlarından ‘dini İslam’ ibaresi kaldırılmıştır.
* İmar Kanunu’nda yapılan değişiklikle “cami” ifadesi “ibadethane” olarak değiştirilmiştir. Bundan sonra mahalle aralarında 70 bin kilise evi açılmıştır.
* Erdoğan, 2002 seçimi öncesi Of’ta, “Türkiye’de 30’a yakın etnik grup ve 4 hak din vardır” demiştir.
* Bu hükümet, Urfa’da Halilürrahman’ın karşısında dinler bahçesini, 2004 senesinde Antalya’da başka bir dinler bahçesini açmıştır.
* Başbakan, bismillah diyerek kilise kurdelesi kesmiştir.
* AKP döneminde 2005’de yapılan TCK değişikliği ile zina suç olmaktan çıkarılmıştır.
* AKP, 3 Nisan 2007’de Kasımpaşa’da Büyük Piyale Kur’an Kursu’nun yıkımına karar vermiştir.
* Kur’an kursu yıkılırken, Van Akdamar Kilisesi 3 milyon TL para harcanarak onarılmış ve ayine açılmıştır,
*15 Ağustos 2010-2011-2012 tarihlerinde Trabzon Sümela Manastırı’nda ayin gerçekleşmiş; 19 Eylül 2010-11 Eylül 2011 ve 9 Eylül 2012’de Van Akdamar’da ayin yapılmıştır. İzmir’in Çeşme beldesinde Pazaryeri kilisesinde, Diyarbakır Surp Giragos Ortadoks kilisesinde ayin yapılmıştır.
* AKP döneminde ilk defa kilise imarı için yer tahsis edilmiştir.
* İlk defa bu hükümet döneminde camiler kiliseye çevrilmiştir…
* Peygamberimize “Muhammed kılıçla din yaymaktan başka ne yapmıştır” diyen Papa 16. Benedik’i, Erdoğan uçağın merdivenlerinde karşılamıştır.
* İslam dininde yasak olmasına rağmen, 2004 senesinde din dersi kitaplarına Hz. Peygamberimiz’in minyatür resimleri konulmuştur.
* AKP döneminde “Allah katında tek din İslam’dır” ayeti, AB ve ABD’den gelen tepkiler nedeniyle Cuma hutbelerinde yasaklanmıştır.
* 24 Eylül 2008’de, AKP hükümetinin Milli Eğitim Bakanlığı, İmam Hatipler’de dinler tarihi dersine Hıristiyan rahip ve hahamların davet edilmesini ve gençlere ders vermesini istemiştir.
* AKP döneminde bedava dağıtılan din dersi kitaplarından Gökbulut ve Öcal’ın hazırladığı 6. sınıf “Din kültürü ve ahlak bilgisi” kitabında sayfa 118’de, Veda Hutbesi’nde yer alan “Allah ve resulünün sünneti ifadesi” çıkarılmıştır.
* 2005’te onaylanan din kültürü kitaplarında Kelime-i Tevhid, “la ilahe illallahtır” şeklinde yer almıştır.
* Bazı köylerde ilköğretim çocuklarına ücretsiz dağıtılan ilkokul 1. sınıf okuma-yazma öğreniyorum kitaplarında 13 ve 15. sayfalarda kiliseye giden üç çocuk resmedilmekte, haç işareti olan ve kilise dualarını gösteren fotoğraflar bulunmakta idi. (12.7.2004 tarih ve 115 sayılı onay taşıyan AB destekli kitaplar)
* 26.9.2004’te kabul edilen 5237 sayılı kanunla, evinde Kur’an öğretenlere hapis cezası getirilmiştir.
Bunlara imza atan bir hükümet, lütfen gençlerin din anlayışlarına ve yaşayışlarına dil uzatmasın...
Bütün bunları yapan iktidarın İslam’a hangi hizmeti yaptığını merak ediyoruz. Prof. Dr. Haydar Baş
12 Tem 2013
Admin · 472 görünüşler · Yorum bırakın

Bizim aynamızda kendini görenler

Prof. Dr. Haydar Baş
Ömrü, Türk milletinin birliğine ve beraberliğinin teminine yönelik çalışmalarla geçen bizler, bu mücadeleyi 40 bin sayfadan fazla tutardaki dava dosyaları ile uğraşarak geçirdik.
Hakkımızda atılmayan iftira kalmamış, “çamur at izi kalsın hesabı” bir tekini kaybetmediğimiz davalar, yıllar yılı iftiralara cevap vermiştir.
Yazdıklarını okuduğumuzda bizi bugün bir kere dahi dinlemediğine emin olduğumuz bazı kalemler, sanki 1990’lı yıllarda hakkımızda uydurulan iftiralarla dolu metinleri tozlu çekmecelerden çıkararak aynen gündem ediyorlar.
O tarihlerde profesörlük unvanını Türkiye’de kullanamayacağımız yönünde davalar açılmıştı. 
Oysa biz, 14 sene Bakü Devlet Üniversitesi’nde öğretim üyesi olarak vazife yaptık.
Bu konuda kazandığımız ve bu iftirayı ortaya atanların yer aldığı gazete ve dergileri büyük zararlara uğrattığımız pek çok dava söz konusu.
Aynı konuda açılmış ve tarafımızdan kazanılmış, kesinleşmiş yargı kararları olmasına rağmen, ellerinde sığınacak başka bir liman olmaması hasebiyle bugünün kalemşörleri de buna sarılmış. Ne yazık ki, hakkımızı savunmak adına geçmişte yaptığımızı bunlara da yapacak ve hukuki yolları kullanarak bunlardan da attıkları iftira için tazminat alacağız.
Üzerimize atılı 40 bin sayfalık karalama ve suç duyurularının tamamı üç beş maddenin değişik şekillerde ısıtılarak Türk halkına sunumundan ibarettir.
Biz isterdik ki, yirmi yılı aşan bu kısır döngü, Türk milleti adına yaptığımız hayırlı işler ile değiştirilsin.
İdrakleri o kadarına el verdiği için sadece iftiraya aklı erenler, keşke Türk milleti menfaatine gelişmeleri de anlayabilseler ve köşelerine taşısalar.
İşte o zaman gerçek manada gazeteci olurlar. İşte o zaman Türk milletinin gazetecisi olurlar.
Zira bugün Prof. Dr. Haydar Baş ismi, sağın veya solun temsilcisi değil, Türk milletinin değerlerinin özdeşleştiği bir referans olmuştur.
Bize, yirmi senelik temcit pilavları ile yüklenmeye çalışanlar, bilerek veya bilmeyerek dış mihrakların ekmeğine yağ sürmekteler. Şahısları adına emeklerine yazık diyoruz…
Biz, bu saldırıları yapanların eskiden kalma bahanelerini okuduğumuzda, yersiz çıkışın nedenlerini düşündük. 
Yersiz zira Türkiye’de ve dünyada o kadar ciddi gelişmeler, sistem değişiklikleri ve kitlesel halk hareketleri ile şekillenen olaylar söz konusu iken, bunlar üzerinden verilecek mesajlar dururken, idrakleri zayıf arkadaşlar bize yüklendiler.
Siyasete girmeden evvel başlattığımız, birlik konferanslarımız, Bağımsız Türkiye Partisi’ni kurduktan sonra siyasal bir kimliğe bürünse de, yaptığımız çalışmalar partizanlığın üzerinde fevkalade faydalar sağlamıştır.
“Mandacı değil ulusal, şövenist değil milliyetçi, fundamantalist değil dindar” bir parti olarak yer aldığımız Türk siyasetinde; “Türk, Kürt, Laz, Çerkez ve Boşnak kardeştir” sloganımız, “dini bütünlüğümüz milli birliğimizdir” ikazımız, “sivil, asker, devlet ve millet bir bilek bir yürek olalım” çağrımız, “Alevi-Sünni itikatta birdir” ispatımız ve Müslüman Atatürk’ü anlatmamız Türk siyasetinin ilkleridir.
Milli Ekonomi Modeli gibi dünya ekonomisinde çığır açan çözüm modelimiz de dünya ekonomisinde bir ilktir.
Böyle ilkleri arkadaşlar idrak edememiş olabilirler.
Biz, mesela bizi bugüne kadar takip etmemiş bu arkadaşların Rusya Duma’sında yaptığımız ve Putin’in “Bu modelin tamamını uygulayacağız” dediği oturumumuzu seyretmesini isteriz.
Belki bizi tanırlar.
Ya da yedi uluslararası kongrede tanıtılan, yedi düvelin duyduğu ve 150 ülkenin kısmen uygulamaya başladığı Milli Ekonomi Modeli’ni okumalarını.
Siyaset halka inerse ona çözümler sunar, sırtını giydirir ve karnını doyurursa siyasettir.
‘Türk milleti birdir, beraberdir. Ayıranlar kalleştir’ dediğimizde biz, işte bu ilkleri anlamayarak karşısına geçenleri ikaz etmek istemiştik.
Atatürk hakkında dediklerimizde elbette ki ilk. Türk milletinin kurucusu üzerinden yapılacak bölme hareketlerinin tamamının önüne geçecek gerçekleri cesaretle ve ilk defa dile getiren bizlere, “Bir insan hem Atatürkçü, hem de Müslüman olabilir mi?” gibi sığ bir soru sormak, aslında şahsımızda Atatürk hayranı milyonlarca Müslüman Türk’ü İslam dairesinden çıkarmaktadır. 
Dediğimiz gibi idrak meselesi…
Ehl-i Beyt açılımımız büyük bir bereket olmuş, dünya genelinde özellikle Suriye’de çıkarılmak istenen Şii - Sünni savaşının önüne geçilmesinde tampon vazifesi görmüştür. 
Ülkemizde Alevi - Sünni gerginliği ile planlanan kaosu bozan da Ehl-i Beyt çalışmalarımızdır.
Bizim siyasi neticeler veren ancak İslam itikadında bozulmuş birliği temin eden bu hareketlerimiz de yine mazisi kırk sene evvele dayanan “sahte şeyh ve İran bağlantısı” iftirası üzerinden sunulmaktadır. Ne bir İranlıyı tanımaktayız ne de bir defa İran’a gitmişizdir. Bizi bir defa dinlememiş arkadaşlar, İran ile bizim izlediğimiz siyasetin ve dine bakışın birbirine zıt olduğunu keşke görebilselerdi.
Bu iftira da geçmişte kesinleşmiş yargı kararları ile defalarca cevaplanmıştı. Yine hukuki yollardan attıkları iftiranın hesabı sorulacaktır.
Atatürk gibi Milli Mücadele’nin mimarı hakkında dediklerimizden rahatsız olanlar, Milli Mücadele’de Atatürk’ün çizgisini eleştirenlere elbette ki sahip çıkacaklar.
İskilipli Atıf Hoca gibi, Atatürk’ün ve kuvva hareketinin karşısında duranlar hakkındaki sözlerimizi Kur’an, İslam ve sünnet üzerinden sorgulayan, yani iftiralarına dini de alet ederek kafa karıştırmaya çalışanlara şunu diyebiliriz:
“İskilipli Atıf Efendi’nin, Teali İslam Cemiyeti Başkanı olarak yayınladığı bildiride: 
Mustafa Kemal ve Kuvayı Milliye maskaraları Yunan askerlerinin önünden kaçıyor… İngilizleri kızdırdınız, üzerimize Yunanlıları musallat ettiniz. Şimdi oturup yenilginin sonuçlarına katlanmak yerine Yunanlılarla harbe tutuşuyorlar…” (Yunus Nadi, Ankara’nın İlk Günleri, Hisar Matbaası, İstanbul 1995, sayfa 117-118) diyerek kuvva hareketini reddetmiştir.
Burada, dindar Atatürk değil, kuvva hareketi ile düşmana direnen komutan Atatürk’ten rahatsızlık vardır.
Asıl maksat da zaten milli iradeden duyulan bu rahatsızlıktır.
Milli iradeye sahip çıkan bizlerin varlığından duyulan endişedir.
Bizim yazılarımızın okunduğu TV kanallarına uygulanan hukuk dışı para cezalarını da aynı endişenin yansıması olarak görüyoruz. 
MHP Kütahya Milletvekili Prof. Dr. Alim Işık, verdiği soru önergesi ile RTÜK’ün neden sadece Meltem - Mesaj Medya Grubuna, yayınlanan reklâmlar bahanesi ile bu kadar ağır para cezaları kestiğini Meclis gündemine taşıdı. Aynı reklâmların gösterildiği diğer kanallara verilmeyen bu cezaların arkasındaki siyasi baskıyı sordu.
Tarih boyunca milli duruş sahibi olanlar, siyaseti ve dini şahsi hırslarına alet edenlere cesaretle hesap sormuştur. Bu soru önergesi de bunlardan biridir. Bütün kredilerini kaybetmiş bir gazetenin ve bir yazarının bizim adımızla bir makama gelmeye çalışması olsa olsa zilletin ta kendisi olabilir. Onun için bu gazetenin ve yazarının ismini anmaya gerek duymuyorum.
Fitne ve nifak ehli her dönemde olacaktır. İstikamet üzere olanlara düşen vazife haklı yoluna devam etmesidir.
Baki Hüda’ya emanet olun…Prof. Dr. Haydar Baş
12 Tem 2013
Admin · 496 görünüşler · Yorum bırakın

BOP ateşi Mısır'ı yakıyor

BOP ateşi Mısır'ı yakıyorBOP’un parçalanmasını öngördüğü ülkelerden olan Mısır’da çatışmaların şiddeti her geçen gün artıyor. Kahire’deki Cumhuriyet Muhafızları Karargahı’na saldıran Mursi destekçilerine açılan ateş sonucu 50’den fazla kişi öldü, 300’den fazla kişi de yaralandı 

ORHAN DEDE
Büyük Ortadoğu Projesi’nin (BOP) sınrılarını ve rejimlerini değiştirmeyi hedeflediği 22 İslam ülkesinden biri olan Mısır’da yaşanan askeri darbeden sonra başlayan olaylar şiddetleniyor. Bir tarafta devrik Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi’ye destek gösterileri düzenlenirken diğer tarafta darbe yapan Mısır ordusuna Mursi karşıtlarının destek gösterileri sürüyor. Çatışmalarda ölü sayısı her geçen gün artıyor. Dün Mursi’nin gözetim altında tutulduğu öne sürülen Kahire’deki Cumhuriyet Muhafızları Karargahı’nı ele geçirmeye çalışan Mursi taraftarlarına açılan ateş sonucu 50’den fazla kişi öldü, 300’den fazla kişi de yaralandı. Mısır Ordusu ise “göstericilerin Cumhuriyet Muhafızları Karargahını basma girişimi sırasında göstericilerle askerler arasında çatışma çıktığını, 1 komutanın öldüğünü, 40’a yakın askerin de yaralandığını açıkladı. Önümüzdeki günlerde olayların daha şiddetleneceği tahmin ediliyor. İhvanı Müslimin Teşkilatının ateşe körükle gitmesi çatışmaları şiddetlendiriyor. 
Mısır’ın yeni Başbakan’ı Bahaüddin
Mısır Sosyal Demokrat Partisi lideri ve ekonomi uzmanı Ziyad Bahaüddin, başbakanlık görevine getirildi. Mısır devlet televizyonuna açıklama yapan geçici Cumhurbaşkanı Adli Mansur’un Basın Danışmanı Ahmed el-Muselmani, Ulusal Kurtuluş Cephesi lideri Muhammed el-Baradai’nin geçici cumhurbaşkanı yardımcısı, Mısır Sosyal Demokrat Partisi lideri ve ekonomi uzmanı Ziyad Bahaüddin’in ise başbakanlık görevine getirildiğini belirtti. Mursi yanlıları ise alınan kararı reddettiklerini açıkladı. Selefi Nur Partisi Genel Başkanı Yunus Mahyun, “Başbakanlık makamına gelecek ismin teknokrat ve bağımsız bir aday olmasını şart koşuyoruz. Ne Baradai ne de Bahaüddin’in bu görevler için uygun adaylar olduğunu düşünmüyoruz. Her iki ismin de adaylıklarını reddediyoruz” dedi. Ziyad Bahaüddin, devrik Mısır lideri Hüsnü Mübarek döneminde Yatırım ve Mali Denetim Kurumu Başkanlığı görevini yürütüyordu.
Selefi Nur Partisi desteğini çekti
Mısır’da yapılan askeri darbeye ilk etapta destek veren Selefi Nur Partisi, Cumhuriyet Muhafızları Karargahı önünde yaşanan ölümlere tepki olarak görüşme sürecinden çekilmeye karar verdiklerini açıkladı. Nur Partisi Başkanı Yunus Mahyun, yaptığı açıklamada Genelkurmay Başkanı ve Savunma Bakanı Abdulfettah Sisi ile ekibinin duyurduğu ‘yol haritası’ sürecindeki yapılan tüm görüşmelerden çekilme kararı aldıklarını açıkladı.
Ordunun halka ateş açmasını “Cumhuriyet Muhafızları katliamı” olarak nitelendiren Mahyun, geçici Cumhurbaşkanı Adli Mansur ile görüşmelerini durdurduğunu ifade etti.
Uçaklardan broşür atıldı
Mısır’ın başkenti Kahire’de meydanlarda toplanan Muhammed Mursi destekçileri ve karşıtlarına savaş uçaklarından broşür atıldı. Askeri darbe ile görevinden uzaklaştırılan Mısır’ın seçilmiş ilk cumhurbaşkanı Muhammed Mursi’ye destek için Nahda Meydanı’nda bir araya gelen göstericilere atılan broşürlerde, “Mısır’ın vefakar halkı. Silahlı kuvvetlerin asker ve subayları sizin için çalışıyor. Vatandaşlarımıza güç ve şiddet kullanmamaya söz verdik. Özgürlük, devrimin hedeflerinin gerçekleşmesi için bir sorumluluktur. Görüşlerin dayatılmasına, Mısır halkında korku uyandırılmasına, kamu mallarına zarar verilmesine izin vermedik, vermeyeceğiz. Allah, Mısır’ımızı korusun” ifadeleri yer aldı. Tahrir Meydanı’nda toplanan Muhammed Mursi karşıtı göstericilere atılan broşürlerde ise “Onurlu göstericilerimiz, gösterilerin barışçıl olmasına özen gösterin. Yasa dışı eylemler yapanları ve şiddeti tahrik edenleri bildirin” şeklinde ifadelere yer verildi.
Mursi’nin geri dönüşü mümkün değil
Muhammed Mursi’nin eski danışmanı Halid Alimuddin, Mursi’nin tekrar görevine iadesinin mümkün olmadığını belirtti. İhvan’ın bu gerçeği kabul etmesi gerektiğini ifade eden Alimuddin, “Saat geri döndürülemez” ifadesini kullandı. 
Her yerde çatışma var
Mısır’da ordunun yönetime el koyarak cumhurbaşkanı Muhammed Mursi’yi görevinden almasının ardından ülkenin bazı bölgelerinde Mursi karşıtları ile destekçileri arasında çatışmalar yaşanıyor. Mısır’ın üçüncü büyük kenti Mansura, Kuzey Sina, İskenderiye, Tanta ve Kahire’nin Matatiya bölgesinde çatışmalar yaşandı. Bu arada Mısır Başsavcılığı’nın, Müslüman Kardeşler Teşkilatı (İhvan) Genel Sekreteri Mahmud Hüseyin’in de aralarında bulunduğu 7 İhvan lideri hakkında “Göstericileri öldürmek ve şiddete teşvik” suçlamasıyla yakalama emri çıkardığı belirtildi. Mısır Başsavcılığı, “Göstericileri öldürmek ve şiddete teşvik” suçlamasıyla İhvan Genel Sekreteri Hüseyin ile 6 İhvan lideri hakkında yakalama emri çıkardı. Başsavcılık önceki gün de “Terör ve şiddete teşvik” suçlamasıyla gözaltına alınan İhvan’ın eski başkanlarından Muhammed Mehdi Akif’in de aralarında bulunduğu 4 İhvan lideri hakkında 15 günlük ihtiyati hapis kararı vermişti. Yeni Mesaj
12 Tem 2013
Admin · 417 görünüşler · Yorum bırakın

1, 2, 3  Sonraki sayfa