11 Mayıs 2012
Takvim
Şu anda kimler hatta?
Uye: 0
Ziyaretçi: 1
Ziyaretçi: 1
Ilan
Arşivler
- Mayıs 2012 (1)
- Ekim 2011 (5)
- Ağustos 2011 (2)
- Nisan 2011 (1)
- Mart 2011 (2)
02 Eki 2011
MY FRIEND
T U N A L I M 
T U N A L I M 
02 Eki 2011
BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş, Türk milletinin tarihinin her döneminde Batının tüm karartmalarına rağmen insanlığa hizmet etmiş yüce bir millet olduğunu belirterek, "Türk milleti idaresine aldığı insanlara her dönem hizmet etmiştir. Üstüne yatak, altına yorgan olmuştur. Zulmetmemiştir, eziyet ve çile etmemiştir. İnsanca muamele etmiştir" dedi. Prof. Dr. Haydar Baş, Türk milletinin ve medeniyetinin özelliklerinden örnekler eşliğinde söz ederek, şunları kaydetti: "Bizim literatürümüzde medeniyet; insanın insanlara insanca davranması, onların ihtiyaçlarını gidermesi, karnını doyurması, sırtını giydirmesi, komşusu açken tok yatmamasıdır. 1071 Malazgirt Muharebesinin ardından dedemiz Alparslan, Anadolu yaylasında bulunan Keldanisine, Rumuna, Yahudisine, Yezdanisine gidiyor. Bu kavimlerin tamamına öyle bir hizmet getiriyor ki, onlar da 'Bu Türkler çok farklı insanlar' diyorlar. Fatih Sultan Cennet Mekan Hazretleri İstanbul'u fethettiğinde şehirdeki Hıristiyan ileri gelenler 'Biz burada papazların külahlarını görmektense, Osmanlı'nın sarığını tercih ederiz' dediler."
Bu bir miras
Bu mirasın dedemiz Alparslan ve onun evlatlarından kalan miras olduğunu dile getiren Prof. Dr. Haydar Baş, konuşmasını şöyle sürdürdü: "Bu miras dedemiz Alparslan ve onun evlatlarının mirası. Müthiş bir medeniyet. Kim bunlar? Sarı Saltuk, Şeyh Edebali, Ahi Evran, Dursun Fakih, Hoca Ahmet Yesevi, Hacı Bektaş-i Veli, Yunus Emre, Mevlana, Kaygusuz Abdal gibi veliler, hak erleri... Anadolu coğrafyasındaki insanların Türküymüş, Lazıymış, Kürtüymüş, Çerkeziymiş, Arapıymış, Rumuymuş, Yahudisiymiş, hiçbirini ayırmadan gönüllerini ve ellerini onlara açtılar; ceplerinde ve ellerinde ne var onlara hediye ettiler. Zaman geçti Anadolu yaylası öyle bir yeşillendi ki, Allah Allah. Zamanla İsevi ve Museviler 'Biz Türkler gibi Müslüman olacağız' dediler ve Müslüman oldular. Arkasından o Müslüman olan insanlar, 'Biz Türkoğlu Türk'üz' dediler."
Tarihte böyle bir millet yok
BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Baş, 'dünyada taşıdığı inancı insanlara muhabbetle gönüllere intikal ettiren bir başka milleti asla tarih kaydetmediğine' dikkatleri çekerek, şunları söyledi: "Onun için Yüce Türk Milleti'ne tarih öyle bir şeref verdi ki, bu millete Cenab-ı Allah 'Allah'ın askerleri' unvanını verdi. Bu millet Anadolu coğrafyasında devrilmesi mümkün olmayan bir medeniyet inşa etti. Bu medeniyet Osmanlı'nın zevaliyle birlikte merhum Mustafa Kemal Atatürk'ün şahsında yeniden ayağa kalktı. Türkiye Cumhuriyeti Medeniyeti, Türk İslam medeniyeti böyle medeni başladı. Dün bu millet neyse, bugün de o millet aynıdır. 11 Haziran'da merhum Mustafa Kemal Atatürk'ü tazim ziyaretinden sonra, Müzeyi geziyoruz. Ne muazzam, ne unutulmaz tarih var Türk milletinde. Ne o, Sakarya Meydan Muharebesi, ne o İnönü Savaşları, ne o Büyük Taarruz, ne o Çanakkale Savaşları... Sen Mehmetçiğimi gör orada, Mehmetçiğimi... Merhum Atatürk'ün kullandığı savaşlar, kılıçlar, tabancalar... Mercekle okunan çok küçük bir Kur'an. Kıyamete kadar devam edecek bir hatıra."
Asıl hedef Türk milleti
Ruhunda bu anlayış olan Yüce Türk Milleti'nin yeniden ayağa kalktığına işaret eden Prof. Dr. Baş, Türkiye üzerine oynanan oyunlara şu sözlerle dikkat çekti: "Zamanımızda devleti millete, sivili askere karşı getirerek sanki farklı bir millet varmış gibi, sanki farklı siyaset Türkiye'ye hakim olmuş gibi devlet millete, sivil askere düşman oldu. -yle değil mi? Siyaset sahnesinde yer aldığımız tarihten bu yana 'devletle milletin, siville askerin barışmasında başka çıkar yol yoktur' dedik. Doğru söylemedik mi? Onun için her birimize düşen vazife Yüce Milleti 'bir bilek, bir yürek' yapmaktır. Sivili askeri, devleti milleti, Lazını, Arabını, Kürdünü, Boşnağını, Yahudisini, Çerkezini, Keldanisini, Ermenisini, Rumunu, Yezdanisini bir bilek, bir yürek yapmaktır. Var mısınız? Dünya bu birlikten, bu tevhitten korkuyor ve ürküyor. İçimizden ajanlar aldılar, bedava asker yaptılar. Bu ajanları o kadar bedava asker yaptılar ki, o kadar paraya kendilerini satacak olduklarını bilseydiniz, o ücreti onlara öderdiniz ve o tarafa göndermezdiniz! Oyun Anadolu coğrafyasına, oyun Türk milletine, oyun Türk devletine... Zannetmeyin ki, orduya ve devlete yapılan yanlış, devlet ve orduyla sınırlıdır. Hedef sizsiniz. Asıl hedef Türk milletidir. Kendisini koruyan zırhı olmayan devletin ayakta durabilmesi mümkün olabilir mi? O halde bu ordu, bu devlet yok olacak ki, bu millet sürü haline gelsin. Oynanan oyun günümüze kadar bu milleti sürü yapma oyunudur. Bu oyunu bozmaya var mısınız?"
Anadolu'da bentler taşıyor
Kendisinin siyaset sahnesine çıktığı andan itibaren milletle özdeşleştirdiğini belirten Prof. Dr. Haydar Baş, şöyle konuştu: "Hamalım ben, bakkalım ben, çiftçiyim ben, polisim ben, çöpçüyüm ben, işçiyim ben, bakanım ben, başbakanım ben. Ben bu Türk'ün kendisiyim. Ben Türkoğlu Türküm. Anadolu coğrafyası bu imanla birlikte ayağa kalktı, medeniyetin dipdiri kalmasına sebep oldu. Türkiye yeniden inşa ediliyor? Yeni bir Mustafa Kemal geldi. Onun ruhu Türkiye'ye kan ve can verecek, hareket verecek. Mustafa Kemal ne diyor, bu milletin Mustafa Kemalleri bitmez. Bunu iyi bilin. Şimdi korkaklar ve ödlekler o Mustafa Kemal'e karşı amma görecekler, en sonunda sizden olacaklar, teslim olacaklar. Anadolu yaylasında Mehmetçik Yunanla çarpışırken, din adına ortaya çıkan kalpazanlar, Mehmetçiğe eşkıya diyenler bugün nasıl devletin yanında görülüyorsa yarın da benim yanımda görünecekler. Hiç kuşkunuz olmasın. Anadolu öyle geliyor ki, bentler taşacak, kaçmaya vakit bulamayacaklar. Ancak bu milletin merhameti, yine onları yakalayacak, onları adam edecek."
3 MAYMUNU OYNAMAYA GEREK YOK
Prof.Dr.Haydar Baş: Başbakan Tayyip Erdoğan’ın ekonomiden teğet geçtiğini zannettiği küresel ekonomik kriz, reel sektörden ve piyasalardan gelen ardı ardına gelen kötü haberlerle, bazı ekonomistleri yeni arayışlara itmiş gibi görünüyor.
IMF emriyle, enflasyon hedeflemesi kapsamında uygulanan sıkı para politikası, Merkez Bankası’nın uyguladığı politikaları tartışılır hale getirdi.
Son on yıldır uygulanan politikaları ayakta alkışlayan ekonomist ve iş dünyası temsilcilerinden “para ve maliye politikalarında gevşetin” talepleri yükseliyor.
Onlara göre MB hızlı bir faiz indirim sürecine girmeli, vergi ertelemeleri ve indirimleri gündeme gelmeli, kamunun tüketimi canladırmaya dönük harcamaları artırılmalı. Jetonların geç düştüğü bu zekalara denecek tek şey var;
GÜNAYDIN…www.milliekonomimodeli.com
Ya; bu ülkede son 5-6 yıldır “Milli Ekonomi Modeli” denilen bir proje bir tez var.
Türkiye’de enflasyon sürecinin talepten değil, maliyetten kaynaklandığını ve sıkı para politikasının ekonomiyi deflasyona sokacağını söylerken, beyler sizler Ayda mıydınız?
Devletin senyoraj hakkını kullanarak, ekonomide emisyonun artırılması, yani sizin ifadenizle para politikası gevşetilmesi gerekiyor derken, sizler Mars’a gönderilen uzay aracında mıydınız?
Yıllık 100 bin YTL’nin altında geliri olan memur, işçi, emekli, küçük esnaf tüketici kesimidir, onlardan vergi alınmayacak ve tüketim canlandırılacak derken, beyler sizler ıssız bir adada Robinson Crusoe ve Cuma ile birlikte mi yaşıyordunuz?
Daha size Prof.Dr. Haydar Baş’ın “Milli Ekonomi Model”inde bahsettiği ekonomi biliminin tanımını, arz-talep arasındaki ilişkiye, deflasyon-stagflasyon geçiş ilişkisine ve daha birçok iktisadi konuya getirdiği yeni açılımları, hatta bu tezin uluslararası dört konferansta ele alındığını, bu organizasyonlarda yüzlerce yerli ve yabancı akademisyenin nasıl ayakta alkışladığını yazmayacağım.
Çünkü siz o sıralar Türkiye’de değildiniz.
Hayır hayır doğru ifadeyle siz dünyada olmazsınız.
Eğer buralardaydınız ve bunları görmediyseniz duymadıysanız, o zaman ya sizlerin akademik unvanlarınız sahte, ya da bu devletin ve milletin imkanlarıyla okuduktan sonra tüm değerlerinizi inkar etmişsiniz.
Bunları duymayan siyasilere bu yazımda bir şey demiyorum, sadece Allah’a havale ediyorum...T U N A L I M
Bağımsız Türkiye Sevdalısı Olmak Şereftir!
Tohum Saç, Bitmezse Toprak Utansın! Hedefe Varmayan Mızrak Utansın! Hey Gidi Küheylan.. Koşmana Bak Sen! Çatlarsan, Doğuran Kısrak Utansın! …
02 Eki 2011
Obama - Erdoğan görüşmesinden Türkiye’ye Suriye konusunda bazı talimatlar verildiği i,yice belirginleşiyor.Başbakan Erdoğan, New York’ta ABD Başkanı Obama ile 1,5 saat görüştükten sonra yaptığı açıklamada Türkiye’nin Suriye yönetimiyle görüşmeleri kestiğini açıkladı.
Başbakan Erdoğan’ın ABD Başkanı Obama’yla başbaşa gerçekleştirdiği 1,5 saatlik görüşmeden hemen sonra Türkiye’nin Suriye yönetimiyle görüşmeleri kestiğini açıklaması sözkonusu görüşmede bu adımı ABD’nin Türkiye’den istediği şeklinde yorumlandı. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, New York’ta ABD Başkanı Barack Obama ile gerçekleştirdiği 1,5 saatlik görüşmenin ardından kaldığı otelde düzenlediği basın toplantısında, görüşmede Suriye konusu üzerinde de durduklarını belirterek, “Suriye yönetimiyle görüşmelerimizi kesmiş durumdayız. Suriye yönetimine, artık güvenimiz kalmamıştır” şeklinde açıklamada bulunmuştu.
ABD Suriye’ye yaptırım istedi
Görüşmeden hemen sonra düzenlediği basın toplantısında Suriye’ye ABD’nin başlattığı yaptırımlara benzer yaptırımlar uygulanacağını ima eden Başbakan Erdoğan, Suriye’ye karşı uygulanacak yaptırımların belirlenmesi için Dışişleri Bakanı Davutoğlu’nun görevlendirildiğini açıklamıştı. Başbakan Erdoğan, “ABD’nin başlatmış olduğu yaptırımlar var. Bizim yaptırımlarımızın neler olabileceği noktasında Dışişleri bakanlarımızı görevlendirdik ve çalışacaklar. Libya gibi olmayabilir, yaptırımlar her ülkeye göre değişir. Suriye’ninki de farklı olacaktır. Ön hazırlıklarımız var ve bakanlarımız bu konuyu değerlendirecek” demişti.
Türkiye kendini ateşe atıyor
Obama’yla başbaşa görüşmenin verdiği hızla Suriye konusunda alınacak kararlarda Türkiye’nin önde olacağını dile getiren Başbakan Erdoğan, “Suriye ile kilometrelerce sınırımız var. Örfi, dini her yönden Türkiye’nin burada ön çekmesi, sağlıklı netice alabilmek açısından önem arz ediyor” demişti. Şu sıralar Başbakan Erdoğan tarafından görevlendirlen Dışişleri yekilileri ABD’yi memnun edecek hangi yaptırımların Suriye’ye uygulanacağı hususunda çalışıyor. Dış politika uzmanları hükümetin Suriye’ye yaptırımlar hususunda çok ileri gederek ABD’ye yaranmak için kraldan daha kralcı bir yaklaşım ortaya koymasında korkuyor.
Rumlar karlı çıktı
Başbakan Erdoğan’ın Obama’yla görüşmesinden karlı çıkan taraflardan biri de Kıbrıs Rum Yönetimi oldu. Akdeniz’de petrol ve doğalgaz aramaya başlayan Rumlar’a veryansın eden Türkiye, söylediklerinin arkasında duramayarak Akdeniz’de tükürdüğünü yalamış oldu. Obama’yla görüşmesinin ardından ABD’de açıklamalarda bulunan Başbakan Erdoğan, Kıbrıs’ta Rumların petrol arama çalışmalarına engel olunmayacağını belirtti. Başbakan Erdoğan’ın açıklamasına göre Türkiye, Rumların yaptığını yapıp bölgede petrol ve doğalgaz arama çalışmalarına başlayacak.(Mesaj Haber)-TUNALIM...
02 Eki 2011
Son günlerde terör saldırıları yeniden tırmanmaya başladı. Terör bir taraftan başkent Ankara’yı vururken, diğer taraftan Siirt, Bitlis gibi yurdun birçok ilinde de can almaya devam ediyor.
MİT-PKK görüşmesinin gündeme damgasını vurmasıyla terörle en üst düzeylerde müzakere edildiğinin ayyuka çıktığı bugünlerde terörün bu tırmanışı, yapılan yöntemlerin olumlu bir sonuca götürmediğinin, tam bir fiyasko ile sonuçlandığının en büyük göstergesidir.
Malum, PKK ile yapılan görüşmeyle ilgili Sayın Başbakan’ın açıklamaları oldukça ilginçti.
Başbakan Erdoğan “Hükümet değil, devlet görüştü” dedi. Öncelikle Sayın Başbakan’ın “ben yapmadım, o yaptı” tarzındaki bu çıkışı, topu taca atmaya çalışma gayreti yapılan görüşmenin bir suçluluk psikolojisiyle yapıldığını göstermektedir.
Diğer önemli bir nokta ise, devletin sadece bir kurum olduğu, Hükümetin ise devletin icrasından sorumlu olduğu gerçeğidir. Devlet dediğimiz kurum, milletine hizmet etmek için milletin seçtiği siyasi idarecilerle yönetilir. Dolayısıyla devletin icraatlarından soyut bir kurum olan devlet değil, onu yöneten, yönlendiren, icraatlar ortaya koyan hükümet sorumludur.
Dilerseniz konuyu bir misalle açalım.
Diyelim ki bir otobüs çift yönlü bir yolda seyrediyor ve önündeki kamyonu geçmek için karşıdan gelen araca bakmadan sollama yapılıyor ve neticede karşıdan gelen kamyonla kafa kafaya çarpışılıyor. Buna benzer kazada sorumlu olan, hiçbir iradesi olmayan otobüs müdür, yoksa otobüsü kullanan şoför müdür? Tamamen şoför hatasından kaynaklanan böyle bir kazada sizler kalkıp da, “Bu kazanın suçlusu otobüstür, şoför değildir” diyebilir misiniz?
Devlet kurumu da otobüs gibi bir araçtır ve direksiyonu kimin elindeyse ona göre icraatlar ortaya çıkar. Bugün bazı çevreler milletin koruma duvarlarını kaldırmak için çıkan her olumsuz hadiseyi devletin sırtına yıkmaktadır.
Örneğin terör konusunda eğer bugün bir artış varsa -ki ciddi boyutlardadır- devleti yöneten siyasilerin işbilmezliğinden kaynaklanmaktadır.
Eğer sizler terörün beslendiği kaynakları kurutmazsanız, terörle mücadele edeceklerin elini kolunu bağlarsanız, terör yandaşlarına demokrasi adı altında her türlü propaganda imkanını tanırsanız, terörün dış destekçilerini akıl hocanız olarak kabul ederseniz, terör liderlerinin yol haritalarına göre Anayasanıza ve kanunlarınıza yön vermeye çalışırsanız sonuç elbette ki terörde tırmanış olacaktır.
Bu saydığım yanlışların hiçbirisi devlete ait değildir, hepsi devleti yöneten siyasi iradenin aldığı kararların neticesidir.
Terörle müzakere edilmeyeceğini, bunun çok büyük yanlışlara yol açacağını, terörle çok yönlü mücadele edilmesi gerektiğini her fırsatta ifade ediyoruz.
Eğer terörle müzakere edilir de bu müzakerelerde terör olayları aba altından sopa olarak kullanılırsa, bu terör olaylarının artması için en büyük sebep olmaz mı?
Adam sopayı vurdukça daha fazla taviz koparıyor. ABD’nin kontrolünde ve bilgisi dahilinde olan Kuzey Irak operasyonları da adamları rahatsız etmiyor, çünkü her hareketin haberini önceden alıyorlar. Böyle bir garantiyi de aldıktan sonra yaptığı her terör faaliyetinin müzakerelerde elini güçlendirdiğini görüyor.
O halde şöyle diyebiliriz: PKK ile müzakereye rağmen terör artmıyor, PKK ile görüşüldüğü, müzakere edildiği için terör artıyor.
M.Çabas-TUNALIM...
MİT-PKK görüşmesinin gündeme damgasını vurmasıyla terörle en üst düzeylerde müzakere edildiğinin ayyuka çıktığı bugünlerde terörün bu tırmanışı, yapılan yöntemlerin olumlu bir sonuca götürmediğinin, tam bir fiyasko ile sonuçlandığının en büyük göstergesidir.
Malum, PKK ile yapılan görüşmeyle ilgili Sayın Başbakan’ın açıklamaları oldukça ilginçti.
Başbakan Erdoğan “Hükümet değil, devlet görüştü” dedi. Öncelikle Sayın Başbakan’ın “ben yapmadım, o yaptı” tarzındaki bu çıkışı, topu taca atmaya çalışma gayreti yapılan görüşmenin bir suçluluk psikolojisiyle yapıldığını göstermektedir.
Diğer önemli bir nokta ise, devletin sadece bir kurum olduğu, Hükümetin ise devletin icrasından sorumlu olduğu gerçeğidir. Devlet dediğimiz kurum, milletine hizmet etmek için milletin seçtiği siyasi idarecilerle yönetilir. Dolayısıyla devletin icraatlarından soyut bir kurum olan devlet değil, onu yöneten, yönlendiren, icraatlar ortaya koyan hükümet sorumludur.
Dilerseniz konuyu bir misalle açalım.
Diyelim ki bir otobüs çift yönlü bir yolda seyrediyor ve önündeki kamyonu geçmek için karşıdan gelen araca bakmadan sollama yapılıyor ve neticede karşıdan gelen kamyonla kafa kafaya çarpışılıyor. Buna benzer kazada sorumlu olan, hiçbir iradesi olmayan otobüs müdür, yoksa otobüsü kullanan şoför müdür? Tamamen şoför hatasından kaynaklanan böyle bir kazada sizler kalkıp da, “Bu kazanın suçlusu otobüstür, şoför değildir” diyebilir misiniz?
Devlet kurumu da otobüs gibi bir araçtır ve direksiyonu kimin elindeyse ona göre icraatlar ortaya çıkar. Bugün bazı çevreler milletin koruma duvarlarını kaldırmak için çıkan her olumsuz hadiseyi devletin sırtına yıkmaktadır.
Örneğin terör konusunda eğer bugün bir artış varsa -ki ciddi boyutlardadır- devleti yöneten siyasilerin işbilmezliğinden kaynaklanmaktadır.
Eğer sizler terörün beslendiği kaynakları kurutmazsanız, terörle mücadele edeceklerin elini kolunu bağlarsanız, terör yandaşlarına demokrasi adı altında her türlü propaganda imkanını tanırsanız, terörün dış destekçilerini akıl hocanız olarak kabul ederseniz, terör liderlerinin yol haritalarına göre Anayasanıza ve kanunlarınıza yön vermeye çalışırsanız sonuç elbette ki terörde tırmanış olacaktır.
Bu saydığım yanlışların hiçbirisi devlete ait değildir, hepsi devleti yöneten siyasi iradenin aldığı kararların neticesidir.
Terörle müzakere edilmeyeceğini, bunun çok büyük yanlışlara yol açacağını, terörle çok yönlü mücadele edilmesi gerektiğini her fırsatta ifade ediyoruz.
Eğer terörle müzakere edilir de bu müzakerelerde terör olayları aba altından sopa olarak kullanılırsa, bu terör olaylarının artması için en büyük sebep olmaz mı?
Adam sopayı vurdukça daha fazla taviz koparıyor. ABD’nin kontrolünde ve bilgisi dahilinde olan Kuzey Irak operasyonları da adamları rahatsız etmiyor, çünkü her hareketin haberini önceden alıyorlar. Böyle bir garantiyi de aldıktan sonra yaptığı her terör faaliyetinin müzakerelerde elini güçlendirdiğini görüyor.
O halde şöyle diyebiliriz: PKK ile müzakereye rağmen terör artmıyor, PKK ile görüşüldüğü, müzakere edildiği için terör artıyor.
M.Çabas-TUNALIM...
1, 2, 3 ... 8 ... 16 Sonraki sayfa
Sindikasyon