Calendar

September 2008
MonTueWedThuFriSatSun
 << < > >>
1234567
891011121314
15161718192021
22232425262728
2930     

Şu anda kimler bağlı?

Member: 0
Visitor: 1

rss Syndication

BİZANSA GÖNÜL VERENLER VE EMPERYALİZM


        Prof. Dr. Celal Şengör’ün, 19 Ekim 2007 tarihli Cumhuriyet-Bilim Teknoloji Eki yazısındaki bazı ifadeler aynen şöyledir: “ Bizans’ın Türkiye’de uğradığı ihmal affedilir cinsten değildir. Radi Dikici, Şu Bizim Bizans adlı bir kitap yazdı. Dikici Bey’i Bizans’a gönül verdiği, onu incelediği ve bu konuda bir kitap yazdığı için ne kadar tebrik etsek azdır. Bizans, Türkler tarafından hemen hiç bilinmemektedir. Bir tek İstanbul’un fethini sanki çok büyük bir marifetmiş gibi hatırlar. 8000 kişinin savunduğu aç şehri, 100.000 kişilik koca ordunun ancak iki ayda alabilmesini büyük bir zafer zanneder, onun fethine aman ne dehalar atfederiz…..”

Ben bu konuda uzun uzun yorum yaparak zamanınızı almak istemiyorum. Fakat çok kısa şunları yazıyorum: Bizans’ın incelenmesi bilimsel olmasına karşılık ona gönül verilmesi duygusal bir tavırdır. Bizans, eski Roma’dan ayrılmış dünya uygarlıklarından birisidir. Biz Türkler bunun incelenmesinden rahatsızlık duymayız. Ancak nasıl ki, bir Yunanlı Osmanlı İmparatorluğunu inceleyip ondan gerekli dersleri çıkarır fakat ona gönül veremezse, kendisinin Türk olduğunu söyleyen birisi de Bizans’ı inceler ondan gerekli dersleri çıkarır fakat ona gönül veremez. Bu söz bana Sayın Erbakan’ın “Bizans’ın çocukları” deyimini hatırlattı.

Ayrıca Prof. Şengör’ün Fatih’ten ve İstanbul’un fethinden bu kadar rahatsız olmasını anlayabilmiş değilim. Bir de Prof. Şengör’ün aynı gazetedeki bir yazısında “Türkçe bilim dili değildir” diyen eski YÖK Başkanı Kemal Gürüz’ü de göklere çıkarmıştı. Bunlara bir bütün olarak baktığımızda Prof. Şengör’ün neyi amaçladığını anlamakta zorluk çekmeyeceğimiz kanısındayım. Ben tarihçi değilim fakat şunu soruyorum: Fatih ve ondan sonraki dönemlerde Osmanlı Devleti, Viyana kapılarına kadar bilim ve teknoloji ile değil de balta ve kılıçlarla mı gidebilmiştir? Bu sorunun doğru cevaplanması gerekir. Dünya çapında bir jeoloji bilgini olan Prof. Şengör’ün kendi alanı dışındaki bu bilim dışı düşüncelerine ve hezeyanlarına Fatih ve Osmanlı Devleti üzerine çalışan bilim adamlarının gereken cevapları vermesini bekliyorum. Ayrıca bazı çevrelerin Osmanlı Tarihi ile T.C. tarihini birbiri ile çatıştırmak istemelerini doğru bir yaklaşım olarak görmediğim gibi iyi niyetle de bağdaştıramıyorum. Türk tarihinin hatası ve sevabı ile bir bütün olduğunu kabul ediyorum.

Diğer bir konu, 17-19 Ekim 2007 tarihleri arasında Üniversitemiz Türk Kültürü ve Hacı Bektaş Araştırma Merkezi Bir Bilgi Şöleni düzenledi. Acizane ben de Alevi-Sünni Farklılığı ve Sorunlar başlıklı bir konuşma yaptım. Bunun yarım sayfalık sonucunu sizlerle paylaşmak istedim. Bildiğimiz gibi emperyalizm, Türkiye’deki Kürtleri etnik azınlık Alevileri de dinsel azınlık kabul ederek bu iki olguyu Türkiye’yi parçalamada bir araç olarak kullanmaya çalışıyor. Konunun bu yönüyle çok önemli olduğunu düşünüyorum. Konuşmanın bütününü ekli dosyada gönderdim. İlgi duyan arkadaşlar bunu da okuyabilirler.

SONUÇ

Alevi’si ile Sünni’si ile Türk toplumu olarak dilimiz, tarihimiz, kültürümüz ve inançlarımız bir ve ortaktır. Buna karşılık az sayıda da olsa bazı farklılıklarımız da mevcuttur. Kanımca bu farklılıkları, bir eksiklik ve kusur değil Türk milletinin bir zenginliği olarak kabul edip değerlendirmeliyiz.

Son yıllarda AB’nin üzerinde ısrarla durduğu ve kararlar aldığı iki konudan birisi Kürtlerin etnik azınlık diğeri ise Alevilerin dinsel azınlık oldukları tezleridir. Bu sebeple Türkiye’de gerek Aleviler ve gerekse Sünniler birbirleriyle kenetlenip bir bütün olarak emperyalizmin karşısına çıkmak zorundadırlar.. Bunun için de var olan sorunlarımızı kendi aramızda tartışıp çözüme kavuşturarak emperyalist ülkelerin gündeminden düşürmek zorundayız. Bu yüzden hem Sünniler hem de Aleviler birbirlerini yakından tanıyarak birbirleri hakkındaki önyargıları terk ederek dostlukları pekiştirmek zorundadırlar.

Bilimde veriler objektif olmasına karşılık sonuçta bunların değerlendirilmesi sübjektif yargıları içerir. Çünkü aynı verileri farklı bilim adamları farklı şekilde yorumlayabilirler. Bunu yaparken de bilim adamları, her aklına gelini söylememelidir. Söylenenlerin objektif bilime ne gibi katkılar yapacağını ve bunların Alevi Sünni grupları arasında çatışmaya mı yol açacağı veya birlik ve bütünlüğe mi hizmet edeceğini göz önünde bulundurmak zorundadırlar.

Yine gerek Alevi ve Sünni gerekse ilahiyatçı araştırmacıların biraz da olaylara karşısındakilerin penceresinden bakıp birbirlerini doğru anlama ve kavrama gayreti içinde olmalı ve Türkiye’nin birlik ve bütünlüğünü gerçekleştirecek çalışmalar yapmalıdırlar. İlahiyatçı araştırmacılar, Kurtuluş Savaşı sırasındaki Mut Müftüsünü örnek alabilirler. Böylece dinsel anlayışımız ülkeyi parçalayıcı değil bütünleştirici bir nitelik kazanır.

Ayrıca bilim adamları Aleviler mi haklı yoksa Sünniler mi gibi bir dava güdemezler. Bilimde ve bilimsel çalışmalarda haklılık yoktur doğruluk ve yanlışlık vardır. Gerek tarihsel koşulların ve gerekse dış güçlerin planlarının sonucu ortaya çıkan bu ihtilaf nasıl ortadan kaldırılıp birleşip bütünleşen bir millet olabiliriz? Bunun üzerinde kafa yormak zorundayız. Onun için hem Alevi ve Sünni hem de İlahiyatçı araştırmacılar, duygusallıklarını ve kendi inanç ve önyargılarını bir kenara bırakarak bunun üzerinde kafa yorup çözüm üretmek zorundadırlar. TUNALIM...    Alıntı:Prof.Dr.İbrahim Arslanoğlu
_________________
NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE!..
02 Sep 2008
Admin · No views · Leave a comment
BEYHUDE ARAYIŞLAR!..VE....

Çok partili döneme geçtikten sonra, çok yönlü arayışlarımızda da artışlar oldu.
Son elli yılımıza bakalım ; genel olarak ömürümüz sağda ve solda arayışlarla geçti.
Merkez partilerden en uçtaki partilere kadar, baş vurmadık bir yöneliş, bir arayış bırakmadık.
İktidarları muhalefet, muhalefetleri iktidar yaptık.
Durum değişmedi.
İhtilaller yaptık, yeni anayasaları, yeni partileri dolayısı ile yeni iktidarları, yeni muhalefetleri devreye soktuk...
Yine arayışların arda arkası kesilmedi.
Genelbaşkana kızdık, partı yönetimini beğenmedik yeni veya başka genelbaşkanlar partiler aradık ama yine olmadı...
Kimimiz irtica dedik, laiklik dedik oy aldık ama bir arpa boyu yol alamadık.
Kimimiz de din dedik, ahlak dedik orda da birşey yapamadık.
Kimimiz de vatan dedik, millet dedik ama netice değişmedi.
Partiler kapatıldı, yasaklar getirildi yine beklenen olmadı. Neye inandığımızı neyi isteyip istemediğimizi ne anlayabildik ne de anlatabildik. Bütün bunların neticesinde bugünlere geldik.
Bugünkü durum da ortada sınırlarımız tehdit altında etrafımız ataş çemberi ile örülüyor. Ekonomide açlık, yoksulluk ülke nufüsunun % 80’ini tehdit ediyor.
Tüketim olmadığı için üretim, üretim olmadığı için de Milli Gelir can çekişiyor.
Borç üstüne borç politikaları ile devletin ve milletin geleceği ipotek altına sokuluyor. Bağımsızlık dersen Avrupa Birliğine devredilmiş. Ülke madenleri ve toprakları yabancılara peşkeş çekiliyor...
Daha neler neler!
Kurumlar arası çekişmeler zıtlaşmalar ve kavgalar. Seçilmişler, atanmışlar... Kamusal alanlar.
Elli sene öncesine dönüp baktığımızda çözüme kavuşturulmuş bir mesele olmadığı gibi her kesimin kendisine göre problem olarak ortaya attığı bütün meseleler iyice karışmış, kemikleşmiş ve birtakım cephelerin meydana gelmesine sebep olmuş.
Yeni arayışlar, yeni mutabakatlar, yeni uzlaşmalar da hali ile devam ediyor.
Bu kadar arayıştan ve ardından bir umut gibi milletin peşine takılıp gittiği bu kadar buluşlardan bir netice alamadığımız halde aynı adreste ve aynı yolda yeni arayışların akibetini şimdiden görmek ve bütün bunların maalesef “beyhude arayışlar” olduğunu anlamak gerekmez mi?
Yani bu elli yıllık tecrübe ile söylemek gerekirse derde deva olmadıktan sonra birilerinin sağcı, solcu, milliyetçi, muhafazakar, demokrat, liberal, ulusalcı, devletçi ya da halkçı olması ne yazar ve ne mana ifade eder.
Eğer bu birileri dış politikasını ABD’ye iç politikasını da AB’ye bağımlı kılacaksa –ki hep böyle olmuştur– bu birileri ABD’nin ve AB’nin sağcısı, solcusu, milyetçisi, muhafazakarı, vb. olmayacak mı?
O halde arayışa evet ama mutlak manada doğru arayışa evet demek gerekmez mi?
Ve sadece ülkemiz için değil! Bölgemiz için de, dünyamız için de doğru arayışlara yönelmeden tabir caiz ise “Cehennem ortasında bir gül bahçesi mümkün mü?”
Prof. Dr. Haydar Baş’ın “Milli Ekonomi Modeli ve Sosyal Devlet – Milli Devlet” tezi bütün bunların çözüm yollarını bir bir önümüze seriyor.
Ve insandan yola çıkarak bütün insanlığa çözüm üretiyor. Herşey o kadar açık ve net ki...
İşte size ve yeni arayışların peşinde olanlara samimi ve gerçekçi olmak şartı ile bütün arayışlara muklak manada doğru bir  adres.


Ali Gedik-TUNALIM...
31 Aug 2008
Admin · 1 view · Leave a comment
TÜRK MİLLETİ SERVET ÜZERİNDE YAŞIYOR..
Türkiye maden rezervi açısından dünyanın en zengin ülkeleri arasında yer alırken, adeta büyük bir servetin üzerinde yaşıyoruz.

MTA verilerinden derlenen bilgilere göre, Türkiye'nin karmaşık jeolojik yapısı çok çeşitli madenlerin ülkede bulunmasına olanak sağlıyor. Türkiye yer altı kaynakları yönünden dünya madenciliğinde adı geçen 132 ülke arasında toplam üretim değeri itibariyle 28'inci, maden çeşitliliği itibariyle 10'uncu sırada yer alıyor. Türkiye başta endüstriyel ham maddeler olmak üzere, metalik madenler, enerji ham maddeleri ve jeotermal kaynaklar açısından zengin bir konumda bulunuyor.

Türkiye'de günümüzde dünyada ticareti yapılan 90 çeşit madenden 77'sinin varlığı Türkiye'de saptanırken, halen 60 civarında farklı maden ve mineral üretimi yapılıyor.

Dünya metal maden rezervlerinin yüzde 0,4'ü, endüstriyel ham madde rezervlerinin yüzde 2,5'i, kömür rezervlerinin yüzde 1'i ve jeotermal potansiyelinin yüzde 0,8'i Türkiye'de bulunuyor.

Zengin olunan madenler arasında ilk sırayı, 3,066 milyar ton ile dünya rezervlerinin yüzde 72'ini oluşturan, bor mineralleri alıyor.

ALTIN POTANSİYELİ

Türkiye'nin teorik altın potansiyelinin 6 bin 500 ton olduğu tahmin ediliyor. Türkiye, bu potansiyelle dünyada ikinci potansiyel durumunda bulunuyor. Şu ana kadar yapılan çalışmalarla 600 ton altın varlığı görünür hale getirilirken, mevcut potansiyelin yüzde 10'u bulundu ve altın yataklarından şu ana kadar 50 ton civarında altın üretildi.

Takı, mücevher tasarımında dünyanın önde gelen ülkeleri arasında yer alan Türkiye'de yılda 300 ton altın ithal ediliyor. İthal edilen altının 100-150 tonu Türkiye'de işlendikten sonra ihraç ediliyor, kalanı ise yurt içinde tüketiliyor.

JEOTERMALDE AVRUPA BİRİNCİSİYİZ

Teorik jeotermal enerji potansiyeli 31 bin 500 MWt (megavat termal) olan Türkiye, bu potansiyeli ile dünyada 7'inci, Avrupa da ise birinci konumda bulunuyor. Türkiye'nin bugün jeotermal enerjiyi doğrudan kullanım kapasitesi bin 229 MWt. Doğrudan kullanım açısından ise Türkiye dünya sıralamasında 5'inci konumda.

KÖMÜR

Enerji ihtiyacının yerli kaynaklardan karşılanması politikası kapsamında da son 3 yılda yapılan kömür arama projeleri kapsamında (özellikle derin sondajlar yaparak) 20-25 yıldır değişmeyen 8,3 milyar ton kömür rezervi, 300 bin metre sondaj yapılarak ve 2,3 milyar ton yeni kömür rezervi bulunarak yüzde 28 oranında arttı. Toplam linyit rezervi de 10,6 milyar tona yükseltildi.

YILDA 5-6 MİLYAR DOLAR KATMA DEĞER

Türkiye'de yılda 150 milyon ton seviyelerinde üretilen maden ürünleri, inşaat sektöründe ve sanayide ham madde olarak tüketilirken, yılda Türkiye'ye 5-6 milyar dolar katma değer kazandırıyor.

Endüstriyel ham madde potansiyeli açısından Türkiye dünya rezervinin yüzde 2,5'ine sahip. Bazı endüstriyel ham madde mineralleri açısından ise çok daha fazla oranlarda rezerve sahip olan Türkiye'de maden ihracatının en büyük kısmını (yüzde 70-80'ini) endüstriyel ham maddeler oluşturuyor. Özellikle de 1 milyar doları aşan ihracatla mermer, 400 milyon dolar ihracatla bor önemli yer tutuyor.

DERİN MADEN ARAMACILIĞININ ÖNEMİ


Türkiye'nin zengin kaynaklara sahip olduğu madenler arasında bor, linyit, mermer, perlit, pomza, feldspat, bentonit, barit, manyezit, sodyumsülfat, kayatuzu, trona, jips, stronsiyum tuzları, zeolit, olivin, asbest, lületaşı, sepiyolit, profilit, dolomit, kalsit, fluorit, kuvars-kuvarsit, siliskumu, zımpara, diyatomit, kireçtaşı, yer alıyor.

Söz konusu madenler ile daha çok kömür rezervi bulmak için derin maden aramacılığı ve işletmeciliğine geçmek önem taşıyor.

2010 MADEN İHRACAT HEDEFİ 10 MİLYAR DOLAR

Türkiye'nin 2004 yılında yaklaşık 1,3 milyar dolar olan maden ürünleri ihracatı, 2005 yılında 1,5 milyar dolara çıktı. 2006 yılında yaklaşık 2 milyar dolara ulaşan maden ihracatı, geçen sene 2 milyar 715 milyon dolara yükseldi. Bu yılın ilk 6 aylık döneminde ise bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 34 arttı.

Maden ihracatında doğal taşlar 1 milyar 250 milyon dolar ile ilk sırada yer alıyor. Doğal taşlar ürün grubunu 544,3 milyon dolar ile metalik madenler, 491 milyon dolar ile endüstriyel ham maddeler takip ediyor.

Maden ihracatında bor, krom, selestit, manyezit, barit, mermer, ponza, feldspat gibi madenlerin ilk sırada yer aldığını ifade eden yetkililer, Türkiye'de yılda yaklaşık 60 milyon ton kadar üretilen kömürün ise büyük çoğunluğunun termik santrallerde olmak üzere yurt içinde tüketildiğini belirttiler.

Madencilikle yeniden yapılanma ve planlama dönemine geçildiğine dikkat çeken yetkililer, 2010 yılında da maden ihracatının 10 Milyar dolar olarak hedeflendiğini kaydettiler. Diğer önemli maden rezervleri şöyle:

-Çinko-kurşun: Türkiye'nin metal içeriği olarak 860 bin ton kurşun, 2,3 milyon ton çinko rezervi bulunuyor.

-Demir: Ortalama yüzde 50-55 tenörlü işletilebilir demir rezervi toplamı 113 milyon ton dolayında bulunuyor.

-Krom cevheri:Türkiye'nin krom rezervi 26 milyon ton civarında.ü

-Bor: Türkiye 3 milyar 66 milyon ton olan bor rezervleri ile dünya bor potansiyelinin yüzde 72'sini elinde bulunduruyor.

-Alüminyum: Alüminyum üretimine uygun boksit rezervi 87 milyon ton civarında bulunuyor.

-Bakır:Türkiye'de toplam bakır rezervi, metal içeriği olarak 1,5 milyon ton bakır düzeyinde bulunuyor. Ekonomik olarak değerlendirilmeyen düşük tenörlü bakır kaynakları dahil edildiğinde toplam bakır kaynağı metal içeriği olarak 3,5 milyon tonu buluyor.

-Trona:Türkiye'nin Beypazarı ve Kazan yataklarıyla beraber toplam trona rezervi 836 milyon ton düzeyinde.

-Alçıtaşı: Büyük alçıtaşı potansiyeline sahip olan Türkiye'nin rezervleri tam olarak belirlenmedi. Yıllık alçı taşı üretimi 3 milyon ton civarında.

-Mermer ve doğal taşlar: Türkiye'nin 80 bölgesinde 150'den fazla değişik renk, desen, ve kalitede mermer rezervleri bulunuyor. Türkiye'nin mermer potansiyelinin 5,1 milyar metreküp civarında olduğu tahmin ediliyor.

-Seramik ve cam ham maddeleri: Sektörün ana ham maddesini kuvars, kuvarsit, kuvars kumu, feldspat, kil ve kaolen oluşturuyor. Türkiye'de 89 milyon ton kaolen, 354 milyon ton seramik ve refrakter kil, 239 milyon ton feldspat, 1,3 milyar ton kuvars kumu, 2,3 milyar ton kuvars-kuvarsit potansiyeli bulunuyor.

-Çimento ve diğer yapı malzemeleri:İnşaat sektöründe büyük oranda hafif yapı elemanı ve beton agregası olarak da kullanılan ponza potansiyeli 1,5 milyar metreküp, perlit potansiyeli ise 5,7 milyar ton düzeyinde.

-Bentonit: Türkiye'de Ankara Çankırı, Tokat, Edirne ve Ordu illerinde yoğunlaşan değişik alanlarda kullanılabilir 250 milyon ton bentonit rezervi bulunuyor.

-Manyezit: 41-48 manyezit içerikli 111 milyon ton manyezit rezervi bulunuyor.

(AA) Alıntı:Sabah gaz.TUNALIM...
24 Aug 2008
Admin · 1 view · Leave a comment
BTP ÖZGÜRLÜKLERİN GARANTÖRÜ
 BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş, Hatay’da bölgenin kanaat önderleri ve vatandaşlarla biraraya geldi. Baş, “Siyasilerin görevi inanç özgürlüğünü teminat altına almaktır” dedi. 

Türkiye turunu sürdüren Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş, kısa bir aranın ardından yeniden Güneydoğu’daydı. Prof. Dr. Baş’ın ilk durağı Hatay oldu. 

BTP Genel Başkanı, düzenlenen açık hava toplantılarında bölgenin kanaat önderleri ve Alevi vatandaşlarla bir araya geldi. Prof. Dr. Baş Haydar, burada yaptığı konuşmada şunları söyledi: “Benim asıl ismim Ali Haydar’dır. Oğlumun bir tanesinin adı da Ali Haydar’dır. Bir tanesinin ismi Hasan’dır. Ötekinin ismi Hüseyin’dir. Babamın adı Hasan’dır. Ben hem Hasanım, hem Hüseyinim.” 

Alevi vatandaşların şikayetlerini dinleyen Prof. Dr. Baş, hükümetin bu konudaki politikasını eleştirdi. Prof. Dr. Baş, şöyle konuştu: “Eski kiliseleri tamir ediyorlar. Diyorum ki, tamam güzel kardeşim de benim Türkiye’de Alevi vatandaşlarım var. Bunlar Müslüman. Bunların cem evleri var. Bunların oturdukları mekânlar var. Niye siz bunlara maaş vermiyorsunuz, oraya bakım ücreti tahsis etmiyorsunuz? Bu diyor Alevi.. Tamam öteki Hıristiyan, bu Alevi Müslüman. Hz. Ali’yi çok sevdiği için adına Alevi dendi. Alevi kimdir? Ali’yi en fazla seven insandır. Elin oğluna kilise açıyorsun, harabelerini imar ediyorsun milyar dolarlar harcıyorsun ona bir kuruş vermiyorsun. Şimdi bunlara ders verme zamanı gelmedi mi arkadaşlar?”

Laughing BTP inanç özgürlüğünün garantörü Laughing 

“Siyasilerin görevi vatandaşın inanç özgürlüğünü teminat altına almaktır” diyen BTP Genel Başkanı, “Sizin derdinizi ben çözeceğim” diye konuştu. Prof. Dr. Haydar Baş, şunları söyledi: “Oy zamanı geldiğinde sarmaş dolaş olurlar. Peki, güzel de senin hizmetin neden sadece bir tarafa da hepsine değil? Ben şahit olun ki ve Allah da şahittir ki, şu ülkede yaşayan tüm Müslüman kardeşlerimin hizmetine amade olacağım. Onların ihtiyaçlarını gidereceğim. Kimsenin bundan kuşkusu olmasın. Her türlü inancı koruyacağız. Can emniyetimizi, mal emniyetimizi, namus emniyetimizi, din ve vicdan emniyetimizi ve eğitim hakkımızı yeminle konuşuyorum ben koruyacağım.”
Prof. Baş’ın Hatay’ın farklı bölgelerinde vatandaşlarla yaptığı sohbet toplantıları gün boyu devam etti. Bölgenin kanaat önderleri de BTP liderinin bu ziyaretinden memnun kaldı. Haydar Baş Hatay’da vatandaşların yoğun ilgisine “ev daveti”yle cevap verdi ve ortaya ilginç diyaloglar çıktı.

Laughing Prof. Dr. Baş’a sahip çıkacağız Laughing 

Hataylı kanaat önderleri, Prof. Dr. Haydar Baş ve arkadaşlarının bölgeye teşrif etmelerinden memnun olduklarını dile getirdiler. Kanaat önderleri, şu ortak görüşü seslendirdiler: “Bu insan yoruluyor. Gayret ediyor. Bakın medya yazmıyor, televizyonlar çıkarmıyor. Bakın Hz.Peygamber bir konuşma yapacağı zaman kimse onu görmesin, kimse onun sesini duymasın diye etrafını sarıyorlardı. Hepimiz Prof. Dr. Haydar Baş’a sahip çıkalım. Hocam bizim canımızdır.”


Arrow E-bulten okunmuyorsa lutfen dil ayarlarinizi UTF8 yapiniz yada linke tiklayiniz. BTP'ye uye olmak icin : http://www.btp. org.tr/uyelik. phpE-bülten listesine kayit : http://www.btp. org.tr/postalist esi.phpiletisim : [ basin @ btp.org.tr ]

TUNALIM...
23 Aug 2008
Admin · 3 views · Leave a comment
ZAMLARIN NEDENI YABANCIYA SATIS



 

BTP Genel Baskani Prof. Dr. Bas, elektrikten dogalgaza yagmur gibi gelen zamlarin rekor cari acik ve kilit onemdeki sirketlerin yabancilara satilmasindan kaynaklandigini soyledi.

Bagimsiz Turkiye Partisi (BTP) Genel Baskani Prof. Dr Haydar Bas, Bursa’da yaptigi konusmada, son donemde yaz kuraginda yagmur gibi yagan zamlari degerlendirdi. BTP Genel Baskani, vatandasin belini buken zamlarin rekor kiran cari acigi kapatma politikasina ve enerji sektoru basta olmak uzere dev kuruluslarin yabancilarin eline gecmis olmasina bagladi. Partisinin uygulayacagi enerji politikasini da anlatan Prof. Dr. Bas, “Iktidarimizin 18. ayindan itibaren elektrige vatandasa bedava verecegiz” dedi.

Zamlarin asil nedenleri

Su anda Turkiye’nin cari acigi tam 52 milyar dolar oldugunu hatirlatan Prof. Dr. Bas, “Daha once bunlar borc para alip Hazine’de gosteriyorlardi ve caka satiyorlardi. Simdi elde avucta bir sey kalmayinca, bir sey yapacak halleri de kalmadi. 52 milyar dolarlik cari acigin kapanmasi lazim. Bunun icin ne gerekiyor? Milletin sirtina vurmak. Iste o yumruk sana da, geliyor bana da geliyor. Bu zamlarin asil nedeni bu?” diye konustu.
BTP Genel Baskani, ‘halki canindan bezdirdi’ dedigi zamlarin ikinci nedeni olarak da yapilan dev ozellestirmeleri gostererek, sunlari soyledi: “Kamunun elinde Petkim, Tupras, POAS, Telekom, Erdemir, Sumerbank, deniz ve hava limanlari, Seka gibi kuruluslar vardi. Bunlari bedava fiyatina bu arkadaslar elimizden cikardi. Peki, elimizden cikardi da Turkiye’nin yabanciya olan borcunu verdiler mi? Yok hayir, bunu da veremediler.”

Enerji sektorunde ip yabancinin elinde

Turkiye’deki enerji sektorunun bu satislar nedeniyle yabancilarin eline gectigini soyleyen Prof. Dr. Haydar Bas, artik ip onlarin elinde diye konustu ve sunlari soyledi: “Yabanci diyor ki, ‘ben enayi degilim’.. Turk milletine hizmet edemem. Yuzde 21 zam yapacagim. Hukumet de kontrol edemiyor, o da istenen zammi yapiyor. Aradan gecti uc dort ay, yabanci yine ne dedi? Yuzde 20 zam yapacagim. Gene yuzde 20 zam yapiyor. Ne etti yilbasindan bu gune kadar? Yuzde 42. Neden yuzde 42? Cunku enerji kaynaklarimizin tamamini bu arkadaslar elimizden cikardi.”

Care BTP’de

BTP Genel Baskani Prof. Dr. Bas, bu sozlerin ardindan partisinin enerji politikasini anlatarak, “Once yabancilarin gudumunden kurtulacagiz” dedi.Prof. Dr. Bas, sunlari soyledi: “Bu adamlari da kovmayacagiz, yanlis anlamayin. Biz mert bir milletiz, oyle verip de onun elinden alma da yok. Almaya tesebbus edersek, ne diyecegiz ona? Kac para verdin? 1 verdin, al sana 3... 2 de degil 3 verip o sekilde alacaksak, alacagiz.”

Elektrik bedava

BTP Genel Baskani, “Tum hesaplari en ince ayrintisina kadar yaptik, gunumuzde 3–4 baraj kurulan nehirlerdeki baraj sayisini arttirip, komur rezervlerini de devreye sokarak iktidarimizin 18’inci ayindan itibaren elektrigi halka bedava verecegiz” diye konustu.
Haydar Bas, sunlari soyledi:

“Biz kismet olursa o yatak boyunca en az yuz yerde yuz ayri baraj kuracagiz. Enerji uretim merkezleri olusturacagiz. Ve Turkiye’nin her tarafina cok az kayipla beraber, onlarin kaybettiklerini millete hibe olarak vermek suretiyle nasip olursa bunun onune gececegiz. Bak islenmemis komur kaynaklari var. Santraller kurulacak. Biz bu kaynaklari kismet olursa cogaltip size iktidarimizin 18. ayindan itibaren bedavaya enerji verecegiz.”Prof. Dr. Bas, bu aciklamalarin ardindan “Biz planimiz, programimiz ve projleremizle haziriz” dedi ve vatandastan tum sorunlarin cozumu icin destek isteyerek, “O zaman bakin ulke alti ayda duzeliyor mu, duzelmiyor mu? Oyle iki sene, uc senede degil alti ayda bu ulkeyi biz duzeltiriz, sevgili arkadaslar. Kimsenin kuskusu olmasin.”....TUNALIM...
11 Aug 2008
Admin · 5 views · Leave a comment

1, 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9  Next page