Calendar

September 2008
MonTueWedThuFriSatSun
 << < > >>
1234567
891011121314
15161718192021
22232425262728
2930     

Şu anda kimler bağlı?

Member: 0
Visitor: 1

rss Syndication

BU DÜNYADA TÜRK OLMAK !…

 

 002hartavebayrakcopy3fi1fe4ah  Osmanli'nin borcunu odemektir, hovarda babanin borcla yasayan evladi gibi.
Kosova'da ve Bosna'da, Bati Trakya'da ve Makedonya'da, bilmem kac asir gecmiste kalan meselelerin hesabini vermektir,Türk olmak.

Turk olmak,
Kibris'ta, Hocali'de, Anadolu'da ve Balkanlar'da soykirima ugrayip, yapmadigin soykirimla suclanmaktir.

Turk olmak,
lisaninin Avrupa'da yasaklanmasidir ve yine Turk olmak kendini anlatamamaktir.
Avrupa'da hor gorulmek Turk olmaktir, atalarin bir suru asir once Viyana'yi kusattigi icin …
…ve hos gorulmemektir, sadece kusatip, Napolyon gibi butun Viyana'yi yakmadigi icin.

Turk olmak,
Selanik'te Pontus Aniti'nin, Viyana'da cignenen yeniceri minberinin ve Malta'da papazin uzerine bastigi Turk bayragi heykelinin onunden gecmektir.

Turk olmak zordur, cetindir ve eziyetlidir.
Uc kitadan donup, bir kucuk yarimada da misafir muamelesi gormektir.
Sayisiz imparatorluk kurmak Turk olmaktir, ayni zamanda sayisiz imparatorluk yikmak da Turk olmaktir.

Turk olmak,
Arabaya kosulan ilk atin vataninda, ilk yazili antlasmanin imzalandigi yurtta, yazinin bulundugu, paranin icat edildigi, her metrekaresinden bereket fiskiran bu yurtta… kalkinmak icin yabanci sermaye beklemektir.

Turk olmak;
Troya'dan bu yana, Sumer'den bu yana serpilerek gelse de, tarihten eski bu topraklarda, butun zamandan damitilarak gelen yuksek degerlerine ragmen, bir haftalik hafiza ile yasamaktir.

Dogu Roma'yi da Bati Roma'yi da yikip, yeni Roma olan AB'ye girmeye calismaktir Turk olmak.
Türk'ün dirilişi Milli bir ekonomiyle ulur diyenlere inat,küresel güçlere alkış tutmaktır .
Turk olmak,
Mostar'da koprudur,
Kerkuk'te kaledir,
Istanbul'da Kizkulesi'dir,
Anadolu'da bugdaydir,
Cukurova'da pamuktur,
Ege'de tutun,
Karadeniz'de findik,
Trakya'da aycicegidir.

Turk olmak,
Canakkale'de olmektir.
Canakkale'de olmeden once dusmana su vermektir, onun yaralisini sirtinda kendi hastanene tasimaktir.
Dusmanin ardindan rahmet okumak, kanlindan helallik almaktir.

Sabahlari odana rahmet dolsun diye, cami acmaktir. Kar yagdiginda kayak yapmayi degil, evsizleri dusunmektir.
Balkon kosesine kuslar icin, kisin ekmek kirintisi, yazin su koymaktir.
Yagmura rahmet, kara bereket diye bakmaktir.

Turk olmak,
harap bir ulkede, zengin ulkelerin mustemlekeligini reddedip…
tahtadan kilic ve ipten uzengi ile…
paylasacak ve sahiplenecek tek varligi fakirlik olmasina ragmen…
yedi duvele meydan okumaktir.

Turk olmak,
askere davul-zurna ile ugurlanmaktir…
belki de donmeyecegini bilerek.
Turk olmak,
annenin ardindan" bir oglum daha olsun, onu da gonderecegim" demesidir.
Babanin gozyaslarini tutarak, tabutuna son kez dokunurken "vatan sag olsun" demesidir.

Turk olmak,
"Turk cayinda radyasyon olmaz" yalanlari ile, "gusul abdesti alana aids bulasmaz" dolanlari ile yasamaktir.
Her hukumetin enkaz devraldigi, ama asla ardinda enkaz birakmadigi ulkede olmaktir.

Turk olmak,
ecdadin yasadigi kitliktan dolayi, cayin yaninda gelen sekerden fazla olani garsona geri vermektir. Ayni nedenle Turk olmak, yemegi ziyan etmekten korkmaktir.
Goz hakkina, dis kirasina saygidir, Turk olmak.
Evindeki bir kap asin yarisini tanri misafirine vermektir.
Kendi yerde, misafiri dosekte yatirmaktir Turk olmak.

Turk olmak,
milli macta aglamaktir.
Ayhan Isik'a, Belgin Doruk'a asik olmaktir.
Turk olmak,
askini olesiye sevmektir.
Aski icin olmektir, oldurmektir.
Sevdiceginin elini bir kez tutamadan topraga girmektir.
En guzel ask siirlerini yureginde hissetmektir.
Eskiyaya turku yakmaktir, Turk olmak.

Milletine sovmektir, ama baskasina sovdurmemektir, Turk olmak.

Turk olmak
Yunus'u bilmektir, Asik Veysel'i sevmektir.
Mevlana'yi, Haci Bektas-i Veli'yi ve Hoca Yesevi'yi…
-tek bir satirini okumasa da-
yureginde tasimaktir.

Turk olmak,
saz caldiginda, ney uflendiginde, kos dovuldugunde ve kaval caldiginda yureginin derinlerinde bir sizi sezmektir…bir de Yemen Turkusu'nde…

Hayatin sana verdiklerine "nasip", vermediklerine "kismet" demektir.
Her isin "hayirlisina" inanmaktir ve "felege" kufretmektir
ve aglamamak icin…
cok gulmekten cekinmektir.

Turk olmak,
Asya'da batili, Avrupa'da dogulu diye tepki gormektir.
Irk sozunu bilmeden yasamak, yaradilani Yaradandan oturu sevmektir.

Magazin programlari ile dizilerin arasina sikissa da, silkinip uzerindeki olu topragini atabilmektir.
Turk olmak,
mahalle maci icin ayni saatte, on kisi bulusamazken, milyon kisinin bir araya gelmesidir. Tavla oynarken bile kavga ederken, milyon kisinin kavga etmeden gosteri yapabilmesidir.

Turk olmak
en zayif gununde bile dunyaya meydan okumak, en dertli gununde bile her ufunetin bir safakta bitecegini bilerek tevekkul gostermektir.
Zor istir Turk olmak.

Turk olmak,
Anadolu'da her dusen yagmur damlasina hamdetmek, her cikan basak icin sukretmektir.

Turk olmak,
medeniyetler besigi Anadolu'da dik durabilmektir.TUNALIM..

02 Jun 2008
Admin · 36 views · Leave a comment
EY EHLİ VİCDAN DUYUN BU SESİ
    Ülkemiz gerek içte gerek dışta sürekli kan kaybetmeye devam ederken, küresel güçler; medya desteği ve AB destekli sivil toplum örgütleri vasıtasıyla vatandaşı yanlış yönlendirerek iyimser hava estirip, adeta sahte cennet senaryolarıyla milletimizi aldatmaya devam etmektedirler. Huzursuzluk sadece ülkemizle de sınırlı olmayıp, batısından doğusuna bütün dünyaya yayılmış vaziyettedir. Osmanlı’nın cihan hâkimiyetinin sona ermesinden bu yana, insanlık ailesinin yüzü bir türlü gülmedi. Hayatı kan, zulüm, işkence ve işgallerle geçti. Haçlı ruhunun küreselleşme adı altında maskesini değiştirdiğinden bu yana; zulüm ve açlık insanlığın arkadaşı olmuştu. Genelde dünya insanlığı, özelde Türk Milleti, Haçlının yerli ve yabancı güçleri tarafından kuşatılmış, can damarları kurutulmuş, ayakta duracak mecali bile kalmamıştı. Onu bu sefaletten kurtaracak bir sesi, bir soluğu hep bekledi durdu… Halkımızın, “ne olacak halimiz?” dediği zamanda duydukları sesler hep; malum seslerdi: “AB olmazsa olmaz” “ABD dünyanın en hâkim gücüdür o istemeden hiçbir şey olmaz” “IMF ile kamçı yemeden, bir ortak gibi çalışacağız” “AB uyum yasalarının dışında bir şey düşünemeyiz” “Kenar ülke konumuna düşmemek için AB ile bütünleşmek zorundayız” vs… Eğitimden sağlığa, ekonomiden siyasete, hatta günlük yaşantımıza varıncaya kadar her şeyimiz; dışarıdan estirilen rüzgârlarla tarumar edildi. İnsanımız adeta sindirilmiş bir vaziyete dönüştürüldü. Yaban ellerden gelen telkinlerle sanki hipnoz edilmiş insanımız, kendi benliğini kimliğini dahi tanımaz bir hale düşmüş; canından bezmiş bir haldeydi. İnsanımız öyle bir hale düşürülmüştü ki küresel güçlerin dışında hiçbir çözüm olmadığına inandırılmıştı. Hayatını insanlığın hizmetine adayan bilge insan Prof. Dr. Haydar Baş milletimizin bu durumuna duyarsız kalamazdı. Gecesini gündüzüne katarak şahsına münhasır bir model olan “Milli Ekonomi Modelini” hazırladı. “Durun, buralar çıkmaz sokak” diyerek gerçek çözümün adresinin “Milli Ekonomi Modeli” olduğunu gösterdi. Evet, insanlığın beklediği ses, bu ses işte… Dünya çapında bilim adamları, Prof. Dr. Haydar Baş beyin bu sesine kulak verip, onun bu tezini deklere etmektedirler. Bilim adamları düzenlenen 4 Uluslararası Kongreyle; “Milli Ekonomi Modeli” ve “Sosyal Devlet Mille Devlet” tezini dünyaya haykırdılar. Vatandaşımızın bu fırsatı değerlendirmekten başka yolu kalmamıştır. Sadece Türk milletinin değil, bütün insanlığın sosyal sıkıntılarına son vermek istiyorsanız; Ey ehli vicdan, duyun bu sesi..! Uğur Kepekçi-TUNALIM....
15 May 2008
Admin · 19 views · Leave a comment
HAMİYET İNSANI HAZRETİ HATİCE (R.ANHA)
Değerli bir dostum, bir sohbetlerinde Prof. Dr. Haydar Baş hocamızın:
“Sahabeler arasında adı en az anılan Hazreti Hatice’dir. Fakat, Peygamber Efendimizin hayatta en hakiki hâmisi Hazreti Hatice’dir. Onu mutlaka anlamaya çalışın, Onda alınacak çok dersler vardır” dediklerini nakletti. Ben de, bu konuda kendimde bir eksiklik hissettim. Yüce Peygamberimizin (sav) hayat arkadaşı, onun gerçek hâmisi olan Hazreti Hatice (r.anha) validemiz hakkında kısmî de olsa bilgi edinmenin ve onun manevi şahsiyetini tanımanın mutluluğunu yaşadım. Bu vesile ile gönül adamlarıyla birlikte olmanın ne kadar önemli bir gerçek olduğunu bir kez daha fark etmiş oldum. Onların uyarılarıyla sosyal hayatı yaşamak ne kadar güzel...

Gerçekten de her davanın ve dava adamının arkasında mutlak manada bir “hâmi” (koruyucu, kollayıcı, destekleyici) vardır. Genellikle hamiyet sahibi kimseler hep arka planda olduğu için onların adı az zikredilir, onlar pek gündem edilmezler. Hamiyet nokta-i nazarında insanların en hayırlılarının başında Hazreti Hatice (r.anha) validemiz geldiğini, hayatını öğrenince anlıyoruz.
Şeref timsali Hazreti Hatice (r.anha) hakkında biraz bilgilerimizi tazeleyerek Onu bir nebze olsun anlamanın sayesinde, kendilerinden şefaat talep edelim inşallah…
Hazreti Muhammed (sav) Efendimiz, Onunla hayatını birleştirdiğinde, kendileri 25, Hazreti Hatice (r.anha) ise 40 yaşında idi. Hz. Hatice (r.anha), o zaman, Kureyş kadınlarının soyca  en seçkin ve üstünü, şerefçe en büyüğü, mal bakımından da en zengini idi. Peygamberimizden önce iki defa evlenmiş ve dul kalmıştı (İslam Tarihi/M.A.Köksal). Bütün servetini Resulullah Efendimizle (sav) evlendikten sonra Onun ve davasının uğruna harcamış, Onun  Peygamberliğini ilk kabul etme şerefine nail olmuş, Ondan 4 kız 2 erkek evlat sahibi olmuş, her türlü zorluğu Onunla birlikte karşılamıştır. 25 yıl hayat arkadaşlığı etmiş, son nefesini Yüce Peygamberimizin (sav) kolları arasında vermek şerefine nail olmuştur. Peygamber Efendimizin sürekli övgülerine mahzar olmuştur. Bir Hadislerinde Cennet kadınlarından dört kişiyi sayarken onun adını şöyle zikretmiştir:
“Cennet kadınlarının en efdali, Huveylid kızı Hz. Hatice (r.anha), Hz. Muhammed (sav)'in kızı Fatumatü (Zehra) (r.anha), İmran kızı Meryem (r.anha) Firavun'un ailesi ve Mezahim kızı Asiye (r.anha)dır” (Ravi: Hz. İbni Abbas r.a; Ramuz El–Ehadis/s: 77/15).

Hazreti Hatice (r.anha) validemiz dünyasını değiştirdikten sonra Resulullah Efendimiz (sav), sâdık eşini asla unutmamış, hep onun hatırlarıyla yaşamıştır. O, vefa ehli olduğundan, kendisine hâmilik eden bu kutlu kadına hayatının sonuna kadar değer vermiştir. Hazreti Aişe (r.anha), Resulullah’ın (sav) şöyle dediğini rivayet etmiştir:
“Bir koyun kestiklerinde, ‘Bunun bir kısmını Hatice (r.anha)'nın dostlarına gönderiniz’ buyururlardı” (Ramuz El- Ehadis/sayfa: 533/9).

TUNALIM..(WORLD NEMS)   http://www.nytimes.com/pages/world/index.html                           
08 May 2008
Admin · 17 views · Leave a comment
NEME LAZIM BE ABİ !...

                 

Osmanlı’yı parçalanma sürecine sokan o kadar sebep var ki, bu konuda çok şey söylenip yazıldı: Yeniçeri Ocağı’nın yozlaşması, Fransız İhtilali’nin etkileri, Sanayi Devrimi’nden geri kalınması, Misyoner faaliyetlerinin yayılması… bunlar, “sebepler zinciri”nin sadece birkaç halkasıdır. Bu sebeplerin hepsinde mutlaka doğruluk payı vardır ancak; Osmanlı’yı felakete sürükleyen asıl neden, bizzat kendisidir. Osmanlı, Osmanlı olmaktan çıkıp; kendi kimliğinden, öz benliğinden uzaklaştığı için akıbeti hüsran olmuştur. Manevî hastalıklar “insan ağacına düşen kurt” misali toplumun çekirdeğini âdeta kemire kemire çürütmüş ve nihayetinde Koca Çınar’ın kendiliğinden parçalanması kaçınılmaz olmuştur.
***
Bu tehlike, Osmanlı’nın en ihtişamlı olduğu dönemlerde dahi dile getirilmiştir. Misal vermek gerekirse, Kanuni Sultan Süleyman, dünyada emsalsiz bir iktidarın padişahı olduğu halde milletin, memleketin ahvâl ve sonunu kara kara düşünmüş;
“Günün birinde Osmanoğulları da inişe geçer, çökmeye yüz tutar mı acaba?” diye endişeli düşüncelere dalmıştır...
Kanuni, içinden çıkamadığı, etrafından tatmin edici bir cevap alamadığı bu tür meselelerde her zaman soluğu, âlim, fâzıl, kâmil insanların kapısında almıştır. Bu kamil insanlardan biri de Yahya Efendi Hazretleri’dir. Padişah, sonunda, kendisini endişeye sevkeden bu düşüncesini büyük âlim Yahya Efendi’ye açmaya karar verir. Maneviyatına, ilmine, keşfine, kerametine inandığı Yahya Efendi’ye el yazısıyla bir mektup gönderir. Mektupta Yahya Efendi’ye şöyle sorar;
“Sen ki, ilahi sırlara vâkıfsın. Bizi aydınlat. Bir devlet hangi halde çöker? Osmanoğulları’nın akıbeti nasıl olur? Bir gün izmihlale uğrar mı?”.
Mektubu okuyan Yahya Efendi’nin cevabı ise çok kısa ve fakat insanı şaşırtıcı mahiyettedir; Padişaha der ki:
– “Nemelazım be Sultanım!”…
***
Yahya Efendinin cevabını hayretle okuyan Sultan Süleyman, buna hiçbir mana veremez;
“Acaba bu cevapta bizim bilmediğimiz bir sır mı vardır?” diye düşünür. Nihayet kalkar Yahya Efendi’nin Beşiktaş’taki dergahına gelir ve halini arz eder:
“Ne olur efendim, mektubuma cevap veriniz. Bizi geçiştirmeyiniz, sorumuzu ciddiye alınız”.
Yahya Efendi şöyle bir bakar:
“Sultanım sizin sorunuzu ciddiye almamak elde mi? Ben sorunuz üzerinde iyice düşündüm ve kanaatimi size açıkça söyledim” der.
Padişah şu karşılığı verir:
“İyi ama ben bu cevaptan birşey anlamadım efendim. Sadece ‘Nemelazım be sultanım’ demişsiniz. Sanki, beni böyle işlere karıştırma, der gibi”.
Yahya Efendi, hikmeti hikmet sahibinde arayan bu büyük padişaha işin sırrını şöyle açıklar:
“Sultanım! Bir devlette zulüm yayılırsa, haksızlık şayi olsa, işitenler de ‘nemelazım’ deyip uzaklaşsalar, sonra koyunları kurtlar değil çobanlar yese, bilenler de bunu söylemeyip sussa, fakirlerin, yoksulların, muhtaçların, kimsesizlerin feryadı göklere çıksa da bunu da taşlardan başka kimse işitmese, işte o zaman devletin sonu görünür. Böyle durumlardan sonra devletin hazinesi boşalır, halkın itimat ve hürmeti sarsılır. Asayişe itaat hissi gider, halka hürmet duygusu yok olur. Çöküş ve izmihlal de böylece mukadder hale gelir”…
***
Dönelim bize…
Osmanlı’nın torunları olan kendimize şöyle bir bakalım…
Dün atalarımız, devletin en güçlü olduğu muhteşem dönemlerinde dahi, devletin sonunu, milletin akıbetini merak etmişler; nemelazımcılığın Osmanlı’yı nereye sürükleyeceğini kara kara düşünmüşler. Bugün insanımız ise, ülke parçalanmanın eşiğine gelmesine rağmen ne yazık ki, duyarsızlığını sürdürmektedir. Nemelazımcılık toplumun tamamını sarmış, vatandaş en temel hassasiyetlerini dahi yitirmiştir. Ne acıdır. Bu topraklarda Türk bayrağının yanında, AB’nin Haçlı bayrağı da egemen olarak dalgalanacak fakat, Türk insanı “nemelazım be abi” diyecek. Topraklarımız ecnebilere haraç mezat satılacak ama, milletin ağzından, “nemelazım, benim evime barkıma, bağıma bahçeme kimse dokunmasın yeter” çıkacak. Elin gâvuru gelecek benim ülkemin zenginliklerini sülük gibi sömürecek; memlekette fakirlerin, yoksulların, muhtaçların, kimsesizlerin feryadı göklere çıkacak ama, sen, “nemelazım benim işim, aşım var” deyip yan çizeceksin. Elin papazı, hahamı, keşişi gelip benim ülkemde fitne yuvaları açacak, gençliğimiz misyonerlerin tuzağına düşecek; vatandaş; “nemelazım canım, ben kendimi korurum” diye sesini soluğunu çıkarmayacak… Hırsızlıklar, yolsuzluklar, rüşvetler, adam kayırmalar, vergi kaçırmalar, cinayetler, tecavüzler almış başını gidiyor fakat, ne yazık ki insanımız nemelazımcı….  
***
Bu kokuşmuşluğa, bu çürümüşlüğe, bu nemelazımcılığa Koca Osmanlı dayanamadı, bakalım Türkiye Cumhuriyeti Devleti daha ne kadar dayanabilecek..! Allah akıbetimizi hayreylesin.

 Oğuz Köroğlu--TUNALIM...
03 May 2008
Admin · 10 views · Leave a comment
Prof. Dr. Haydar Baş’tan ’’Sosyal Devlet’’ projesi
 


15 ülkeden 100’ü aşkın bilim adamı Prof. Dr. Haydar Baş’ın “Sosyal Devlet Milli Devlet” tezinin Türkiye ve dünya için tek çıkış yolu olduğunu Bursa’dan tüm dünyaya haykırdı.

Uluslararası Bağımsız Milli Ekonomi Modeli Birliği’nin Türk milletinin geçmişte üç kıtaya hükmettiği Osmanlı İmparatorluğun merkezi olan Bursa’da tertip ettiği 4. Uluslararası Sosyal Devlet Milli Devlet Kongresi sona erdi. Bursa’daki tarihi kongreye 15 ülkeden 100’ü aşkın bilim adamı iştirak etti. Kongreye ilim adamı düzeyinde katılan ülkeler şunlar; İsviçre, Almanya, Rusya, Estonya,  Fransa, Hollanda, Kazakistan, Macaristan, İspanya, Finlandiya, İngiltere, Bosna hersek, Özbekistan, Azerbaycan ve Türkiye. İki günde toplam altı oturum şeklinde gerçekleştirilen kongreye tebliğ sunan akademisyenlerin yanında çok sayıda misafir bilim adamı da katıldı.


Prof. Dr. Baş dakikalarca alkışlandı
İki gün boyunca devam eden “Sosyal Devlet Milli Devlet” kongresi Prof. Dr. Haydar Baş’ın muhteşem bir kapanış konuşmasıyla tamamlandı. Prof. Dr. Haydar Baş kapanış konuşmasını yapmak için kürsüye, kongreye katılan 100’ün üstünde yerli ve yabancı bilim adamlarının ayakta alkışları arasında geldi. Akademisyenlerin Prof. Dr. Haydar Baş’ı alkışlamaları dakikalarca devam etti. “Sosyal Devlet Milli Devlet” tezinin sahibi Prof. Dr. Haydar Baş’ın konuşması sık sık alkışlarla kesildi. Prof. Baş’ın kapanış konuşması yaptığı sırada yerli ve yabancı bazı akademisyenlerin ayağa kalkarak alkışlamaları dikkatlerden kaçmadı.

Kapanış konuşması tezin sahibinden
Bursa’da iki gün süren “Sosyal Devlet Milli Devlet” kongresi Prof. Dr. Haydar Baş’ın muhteşem bir kapanış konuşmasıyla tamamlandı

Pazar günü kongrenin oturumlarının tamamlanmasından sonra başlayan Prof. Dr. Baş’ın konuşması kongrenin tüm yorgunluğuna rağmen bilim adamları tarafından ilgiyle sonuna kadar takip edildi. Prof. Dr. Haydar Baş aynı zamanda kongrenin konu edindiği “Sosyal Devlet Milli Devlet” teziyle ilgili çok geniş ve çarpıcı bir değerlendirme yaptı. Kapanış konuşmasında Prof. Dr. Haydar Baş’ın değindiği bazı konular şunlar;

İnsanlık aradığını tezimizde bulmuştur!
Sosyalizm ve kapitalizmden umduğunu bulamayanlar, esaretten bıkan halklar çare olarak Milli Ekonomi Modeli’ne sarılmıştır. Bağımsızlık için gerekli bu özellik dikkate alındığında, iktisat literatürüne girmiş olan milli ekonomi modelinin, uluslararası iktisat tezi olarak kabul görmesi tabiidir. Milli ekonomi modelinin bugün dünyanın bütün iktisat sitelerinde yer almış olmasının sebebi, insanlığın aradıklarını bu tezde bulmasıdır.

Sosyal devlet hakları garanti eder!
Vatandaşların sosyal devletten beklentileri devletin vatandaşının geçimini temin etmesi ve vatandaşlarına iş imkânlarını sağlaması, sağlık ve barınmasını garanti altına almasıdır. Bugün AB ülkeleri de dâhil bu imkânları vatandaşlarına hazırlayamamıştır. AB’nin işsizliğe bulduğu tek çare yarım gün çalışma yöntemidir. Sosyal devlet ise, Milli Ekonomi Modeli ile tam istihdamı garanti altına almaktadır. 

Sosyal devlet ‘alan el değil veren el’dir!
Milletinden vergi olarak toplanandan daha fazlasını millete veren devlete “sosyal Devlet” denir. Sosyal devlet alan el değil, veren eldir. Sosyal devlette, vatandaşa verilecek sosyal yardımların başında “Vatandaşlık Maaşı” gelir. Sosyal devlet demek, işsizlik konusunu halleden devlet demektir. Bu devlet kalıcı ve sürekli bir büyümeyi sağlar. Böyle bir piyasada herkes imkânlardan istifade edebilir.

Gerçek sosyal devlet vergi almaz!
Gerçek sosyal devlet hayata geçtiğinde tüketiciden vergi almayan bir devlet anlayışı ortaya çıkar. Her gelir grubundan aynı oranda vergi almanın yanlış olduğunu ifade ediyoruz. 100 milyarın altında geliri olandan vergi alınmaz. Bu tüketici grubuna devletin bir desteğidir.

Kongrede ne dediler?
Model bütün insanlık için kurtuluştur Prof. Dr. Juhani Tamminen – Finlandiya
Finlandiya’da Prof. Dr. Haydar Baş’ın Milli Ekonomi Modeli’nin birçok enstrümanları koruyucu tedbir olarak uygulamaya alındı. Örneğin, bazı dev Fransız şirketleri uranyum madenlerini topyekûn almaya kalkıştı. Ama hükümet yerinde müdahalelerle bu ve bunun gibi olaylara meydan vermedi. Kongremizin temelini oluşturan sevgili meslektaşımın eseri, Finlandiya gibi milli varlığını korumanın güçlükleriyle boğuşan ülkeler için son derece kıymetli bir rehber teşkil etmektedir. Diyebilirim ki, yeni sömürgecilik arayışlarına karşı koymak isteyenlerin elinde artık pratik ve kapsamlı bir rehber ve bir doğru yanlış çizelgesi vardır. Bu rehber, sadece Türk milleti için değil, hiçbir din ve ırk farkı gözetmeksizin bütün insanlık için bir kurtuluş projesidir, barış, adalet ve kalkınma modelidir. Bu modelin sahibi Prof. Dr. Baş’ı yürekten tebrik ediyorum.

Prof. Dr. Baş yüz akı bir bilgedir! Prof. Dr. Jyri Kadak – Estonya Tallinn Üniversitesi

Yirminci yüzyıl sonlarında, devlet ve vatandaş arasındaki bağın hiçbir mantıki gerekçeye dayanmadan yıpratılması, hatta koparılmaya çalışılarak dengelerin zorlanması çok ciddi problemlerden biridir.  Eserde benim en önemli bulduğum yön bu problemi telafi eden bir mekanizmayı somutlaştırması ve formülleştirmesi. Prof. Dr. Baş, devleti güçlendirirken, Sosyal Devlet enstrümanlarıyla milleti de kuvvetlendiriyor; “kaba devlet”i değil, bilakis “baba devlet” yapısını oluşturuyor. Model, öyle bir yapı geliştiriyor ki, hiçbir din, ırk ve sınıf farkı gözetmeksizin herkesi destekliyor, herkes kabiliyetine göre bu destekten azami istifade ile ya katma değer üretiyor veya üretilene müşteri olarak ekonominin sürekli büyümesine katkı sağlıyor. Bu yaklaşım, bugün insanlığın tıkandığı noktada, beklenen yaklaşımdır. Bu bağlamda sayın Prof. Dr. Baş, insanlık ve bilim adına bir yüz akı bilgedir.

Bu tez küreselleşmeye panzehirdir Prof. Dr. Patrick Boulogne – Fransa Paris Üniversitesi

Beni bu kongreye davet ettiklerinden ötürü Türk dostlarıma çok teşekkür ederim. Dostane olduğu kadar saygın olan böylesi bir ortamda düşüncelerimi ifade edebilmek benim için bir onurdur. Tehlikeli gerilimlerin gittikçe yoğunluk kazandığı günümüz dünyasında, yaşananları anlamak, tahlil etmek ve çözüm getirmek tüm dünyadaki aydınların acil sorumluluğudur. İşte bu çerçevede Prof. Dr. Haydar Baş’ın “Sosyal Devlet, Milli Devlet” tezi uluslar için bir can simididir ve insanlık tarihi açısından önemli bir aşamadır. Küreselleşme döneminde ‘milli devlet’e vurgu yapılması hayati derecede önemlidir.

Prof. Baş kalkınmanın adresini göstermiştir Prof. Dr. Ömer Saraçoğlu – İstanbul Üniversitesi
Prof. Dr. Haydar Baş Milli Devlet–Sosyal Devlet modeli ile bütün ulusların kendi kendine nasıl yetebileceklerinin nasıl kalkınabileceklerinin anahtarı olan Mili Ekonomi Modelini uygulayarak dünyanın beklediği barışa, sosyal adalete ve demokrasiye ulaşabileceklerinin adresini göstermektedir. Ve Prof. Dr. Haydar Baş Milli Devlet ve Milli Ekonomi tezleri ile fakirliği ve yoksulluğu ortadan kaldıracak projelerle insanlığın önüne yeni ufuklar açmaktadır.

Sosyal Devlet tezine hayran kaldım Prof. Dr. Metin TULGAR
“Sosyal Devlet/Milli Devlet” kitabının her cümlesini dikkatle ve hayranlıkla okuyorum. Bu tezin, Müslüman Türk dünyasının tezi olmasından onur duyuyorum.  İnsan hakları, demokrasi ve özgürlük gibi kutsal kavramların bilinçli şekilde çarpıtıldığı günümüzün karmaşık ortamında umutsuzluk değil umut mesajlarıyla insanlığa mutlu gelecek müjdesi veren bu eserin her cümlesi dikkatle ve özümsenerek okunmalı kanaatindeyim. Güçlü devlet, güçlü ordu ve sağlam aile yapısı kurumlarını temel ilke edinen “Sosyal Devlet/Milli Devlet”  tezi ulusal potansiyelimizi idrak ederek yeniden kimliğimizi kazanmamızı öngörmektedir. Milli Ekonomi Modeli kendi kendine yeten bir kalkınmayı ve sürekli büyümeyi sağlayarak devletlerin siyaseten bağımsız olacaklarını ifade etmektedir. Bu önemli eseri, kurtuluş reçetesi arar haldeki insanlığa sunan Sayın Prof. Dr. Haydar BAŞ Hocamızı yürekten kutluyorum.

TUNALIM....
21 Apr 2008
Admin · 78 views · Leave a comment

Previous page  1, 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9  Next page