Takvim

Ekim 2017
PztiSalÇrşPerCumCmtsiPaz
 << < > >>
      1
2345678
9101112131415
16171819202122
23242526272829
3031     

Anahtar kelime (taglar)

Bu blogda hiçbir tag yok

Şu anda kimler hatta?

Uye: 0
Ziyaretçi: 1

Ilan

Son yorumlar

Yorum yok.

Kategoriler

rss Sindikasyon

Tema seçin



Ne hazin tecelli


Devasa problemler çare bekliyor!        Mısır’da darbe sonrası çıkan olaylar giderek büyüyor. Son rakamlarda 72 ölü ve 300’den fazla yaralı vardı.


Arap Baharı ile demokrasi getirilen Mısır, diktatör ilan edilen Mübarek döneminde böyle bir kaos yaşamamıştı. Ülkenin gidişatı ciddi bir iç karışıklığa doğru… 


Enteresandır, Amerika Birleşik Devletleri veya Avrupa ülkeleri, Mısır’da yaşananlar karşısında ordunun yönetime el koymasını darbe olarak nitelemedi.


Obama’nın özellikle darbe demekten kaçındığı biliniyor. Zira 1,3 milyar dolarlık askeri yardım yaptıkları Mısır’da darbe olduğunu kabul etmeleri bu yardımın kesilmesini gerektiriyor.


Fransa’nın Le Monde gazetesi “Devrimin ikinci perdesi” başlığını atarken; ABD’den Washington Post, “Mısır ordusu görevden aldı” diyebildi.


İngiliz The Guardian, “Mısır’ın ikinci devrimi” şeklinde manşet attı.      


Onların gelişmeleri darbe olarak niteleyip nitelememeleri aslında pek bir şeyi de değiştirmeyecektir.


ABD’nin ve Batı’nın diğer ülkelerinin tarihi malum, sömürgeciliğe dayanıyor.


Ve bu sömürgeci zihniyetin ülkeleri ele geçirmekte kullandığı stratejilerden birinin “askeri darbeleri kullanmak” olduğu biliniyor.


Bu sebeple “darbe” kelimesi geçsin veya geçmesin, neticede Mısır’da yaşananlar Batı’nın sevdiği gelişmeler. Müslüman Arap âlemi Batı’ya râm olduktan sonra yüzü hiç gülmemiştir.


Dünyanın en önemli petrol rezervlerine sahip bu dünya, Batı için mutlaka kaynakları ele geçirilecek bir coğrafyadır.  


1800’lü yıllarda İngiltere ile anlaşarak Hicaz bölgesini Osmanlı’dan ayıranların başlattığı yol, bugüne kadar diğerleri tarafından da hayata geçirildi. Denilebilir k; Müslüman Arap dünyasının hemen hemen tamamı Batı ile beraber hareket etmektedir.


İslam dünyasının geldiği acziyetin ve Batı’ya bağlılığın ne kadar tehlikeli olduğu; “Arap Baharı” ile kendini gösterdi.


Demokrasi dalgası ile kandırılan halklar, isyan ettiler; bugünse eski liderlerini ve hayat standartlarını mumla arıyorlar.


Mısır, henüz iktidara gelişinin üzerinden bir yıl geçmişken Batı destekli liderini de alaşağı etti, iç karışıklık ve yüzlerce insanın ölümü kaçınılmaz…


ABD ve Batı ise, bir kenardan olayları seyretmekle yetiniyor.


Onlardan daha farklı bir müdahale beklemek de saflık olur. 


İslam âlemi bu noktaya yavaş yavaş taşındı. Batı özentisi Müslüman dünyanın geri olduğu fikri, dinlerin kardeşliği, Batı medeniyetinin üstünlüğünün işlenmesi, onlarsız olamayacak bir İslam âlemi ortaya çıkardı. 


Ne hazin tecellidir ki, Hz. Muhammed’e (s.a.a.) ümmet olma şerefine erişmiş milyonlar, ayetlerde cehennemlik olduğu yazılanlara köle edildi.


Bugün Müslüman dünya maalesef bu zilleti yaşıyor. Sinem Karadaş-Yeni Mesaj

12 Tem 2013
Admin · 182 görünüşler · Yorum bırakın

Yemen’de yine Türk silahları yakalandı

Yemen’de yine Türk silahları yakalandıYemen’de daha önce tam altı kez Türk menşeili silahlar yakalanmıştı.Yine silah yüklü bir Türk gemisinin Yemen karasuları içerisinde durdurularak silahlara el konulduğu öne sürüldü 

Yine silah yüklü bir Türk gemisinin Yemen karasuları içerisinde durdurulduğu ve silahlara el konulduğu öne sürülüyor. İran Fars Haber Ajansı, “Yemenli yetkililer, Türkiye’ye ait silahları taşıyan ve bu silahları Yemen’e transfer etmeyi amaçlayan bir gemiyi kendi karasularında durdurduklarını ilan etti” dedi. Haberde Sky News’e dayanılarak “söz konusu silahların ilk önce küçük kayıklar aracılığıyla Yemen etrafındaki adalara ve daha sonra oradan da Yemen toprakları içerisine transfer edilmesi amaçlandığı” öne sürüldü. Bu arada, Yemenli yetkililerin ayrıca “Yemen Yüksek Güvenlik Konseyi halen meseleyi incelemekte ve sonuç yakında kamuoyuna duyurulacaktır” dedikleri belirtildi. 
Türkiye’nin siyasi tarihinde bu olaylar ilktir
Yemen’de daha önce tam altı kez Türk menşeyli silahlar elegeçirilmişti.Bunlardan ilki bisküvi adı altında Türkiye’den Yemen’e gönderilen ve Aden Gümrüğü’nde yakalanan kaçak silahların altında Gümrükler Genel Müdür Yardımcısı’nın akıl almaz bir yazısı çıkmıştı.
Genel Müdür Yardımcısı, 2011’de verdiği bir emirle, fiziki muayeneye gönderilmiş ihracat mallarının kontrol edilmeden işleme tabi tutulmasını istemiş.
 Bu emir çerçevesinde de bisküvi denilerek kolilere konan kaçak silahlar, kontrole tabi tutulmadan Yemen’e gönderilmiş. Silahların yükleme, boşaltma işleminde de Mersin Gümrüğü’nde kameralar çalışmamış. Skandal olay, geçen aralık ayında Yemen Gümrüğü’nde yapılan operasyonla ortaya çıkmıştı. Türkiye’den bisküvi diye gönderilen 382 koli içinde 2 bin 500’den fazla “Glock” marka tabanca yakalanmıştı. Konu tüm dünya ajanslarına ve medyaya yansımıştı. Türkiye’nin siyasi tarihinde bu olaylar ilk defa bu iktidar döneminde görülmüştür.Müslüman halkların kardeş kavgasında kanlarının akmasına sebep olacak silahların Türkiye’den gönderilmesinin BOP’tan üstlenilmiş görevlerle alakası olduğu görüşü, siyasi gözlemcilerin ortak kanati olduğu paylaşılıyor.Yeni Mesaj
12 Tem 2013
Admin · 210 görünüşler · Yorum bırakın

Prof. Dr. Haydar Baş : Milletin kaybına gelişmeler

İl il gezdiğimiz Milli Kahramanlarımızı Anma Programları’nda biz, kahraman şehitlerimizi yad ettikçe, birlikten, beraberlikten bahsettikçe birileri de verilen sözler gereği, federasyonu daha sık gündem etmeye başladı.
Halkın arasında yaptığımız sohbetlerde, vatandaşımız ne eyalet sistemini, ne terörle yapılacak müzakereyi istemediğini ısrarla belirtmektedir.
Programlarımıza teveccüh gösteren binlerce vatandaşımız bize, hangi şartta olursa olsun, Türklüğünü, Müslümanlığını unutmadıklarını, unutmayacaklarını göstermiştir.
Asakirullah, yani Allah’ın askeri olma şerefine ermiş Türk milletinin bu vasfını ayakları altına aldığını iddia edenler, aslında kendi fikirlerini dile getirmemekteler.
Oyun İslam dini ile yoğrulmuş bu büyük millete, oyun Müslüman denilince akla gelen Türk'’edir.
Öyleyse gün Türklüğe sahip çıkma günüdür. İslam’a sarılma günüdür.
Asırladır haçlı savaşları ile hayali kurulan haçın hilale karşı zaferi, bugün şekil değiştirmiş projeler ile denenmektedir. Sadece bir etnik kimliğe farklı ayrıcalıklar vermek maksadı ile bahsi geçen federatif sistemi savunanlar, Osmanlı zamanını örnek göstermekteler.
Tarihi bilgileri noksan bu kişilere hatırlatmak gerekir ki, Osmanlı idaresi saltanata dayanırdı.
Din kardeşliği temelli ümmet fikri hâkimdi ve Şer-i Hukuk’a göre adalet dağıtılırdı. Hukuk birliği mevcuttu.
Yani Osmanlı’da bugün lafzı geçen manada bir eyaletçilik söz konusu değildi. 
Bugün ise, içişlerinde bağımsız bir yönetimden bahseden bir ayrışım talep edilmekte; etnik kimliklerin ortaya çıkaracağı ayrı ayrı devletlerin bir araya gelmesi konuşulmaktadır.
Siz, Atatürk Türkiyesi’nin birlik harcı Müslüman Türk’ü devreden çıkarırsanız, Türkiye Cumhuriyeti Devletini de yok edersiniz.
Öyleyse bugün iktidarın eli ile yürütülen bu mücadele suçtur.
Çözüm sürecinde tıkanmanın sebebi olarak gösterilen silahların taşınması konusu da, iktidarın bir diğer suçudur.
Serbest bırakılacak kişiler eğer suçlu değillerse, onları ülke dışına atmak yerine aş ve iş imkânı vererek topluma kazandırmalıyız.
Yok eğer suçlu iseler, başbakanın suçlu olan binlerce kişiyi yargılamadan serbest bırakma yetkisi söz konusu olamaz.
Kaldı ki, 40 binden fazla vatan evladının canına mal olan bu bölücü eylem hakkında kimin hakkını kime veriyorsunuz?
Silahları ile sınırı geçmenin hesabında olanların, Suriye topraklarında oluşturulacak Kürt birliğine destek verecekleri hatırdan çıkarılmamalıdır.
Bu hakikatleri görmeyen veya vaat ettikleri nedeniyle bugün yaptığından başka bir şey yapamayacak durumda olanların iktidarda kalması, millet adına büyük bir kayıptır.
02 Nis 2013
Admin · 190 görünüşler · Yorum bırakın

Haydar Baş, MHP ve Ülkücülere seslendi


BAĞIMSIZ TÜRKIYE PARTISI GENEL BAŞKANI PROF. DR. HAYDAR BAŞ, ÜLKÜCÜLERE, "MÜSLÜMAN TÜRK MILLETININ BIRLIĞI VE BEKASI; DEVLETIN DEVAMI EĞER DERDINIZ ISE YERINIZ BAĞIMSIZ TÜRKIYE PARTISI SAFLARIDIR. DEDI.BAĞIMSIZ TÜRKIYE PARTISI GENEL BAŞKANI PROF.DR.HAYDAR BAŞ, YENIMESAJ GAZETESINDEKI KÖŞE YAZISINDA MHP'NIN TERÖRLE MÜZAKERE SÜRECINDEKI TAVRINI ANALIZ ETTI.

"Bugün İmralı, Kandil ve İktidar arasındaki pazarlığa dönüşen süreç MHP'nin de dâhil olduğu Apo'nun İdamının sümen altı edilmesine dayanmaktadır." diyen Haydar Baş Ülkücülere, "Müslüman Türk Milletinin Birliği ve Bekası; Devletin Devamı Eğer Derdiniz ise yeriniz Bağımsız Türkiye Partisi saflarıdır." çağrısı yaptı. işte o yazı...
Türk siyaseti İmralı'dan gelecek mektuplara ve 21 Mart'ta yapılacağı ilan edilen açıklamaya kitlendi. 
İmralı ise kalıcı barış sürecinin tüm mesuliyetini Meclis'e atmış durumda. 
Son mektuba göre, eğer kalıcı çözüm gerçekleşmezse bu meclisin üzerine düşeni yapmamasına bağlandı. 
İktidarın ve muhalefetin hazır olda takip ettiği mektup teatisine ve yaşanan diğer gelişmelere, bizim dışımızda hiçbir siyasinin ciddi bir muhalefeti ve çözümü söz konusu değil. 
Adında yer alan milliyetçilikten başka, milli bir çizgisi kalmamış MHP'de Genel Başkan Bahçeli sanki özellikle perde gerisinde kalmayı tercih etmektedir. 
MHP adına konuşan Sayın Vural'ın sözleri ise güzel, ama geç kalmış çıkışlardır. 
Bugün İmralı, Kandil ve iktidar arasındaki pazarlığa dönüşen süreç MHP'nin de dâhil olduğu Apo'nun idamının sümen altı edilmesine dayanmaktadır. 
En büyük siyasi yanlışı, bebek katilinin canını bağışlamakla yapan MHP, bugün hangi gelişmenin hesabını sorabilir? 
Kaldı ki MHP adına açıklanan beyanlar, kuru milliyetçi söylemlerin ötesine de geçmemektedir. 
Milliyetçi Hareket Partisi, ülkücü tabana karşı büyük bir vebal altındadır. 
Türklüğün ayaklar altına alındığı, İmralı barış(!) sürecinin yaşandığı, hak vermek adı altında federasyonun konuşulduğu bir ortamda, ekranlardan hesap sorar bir mantıkla olayları eleştirmek yaşanan vahim gelişmeler karşısında çok sığ kalmaktadır. 
En büyük sermayeleri olan milliyetçilik üzerinde dahi ciddi bir çizgileri kalmamış MHP'nin ülkücü tabanı şunu unutmamalıdır: 
Terörün halli ve ülke bütünlüğünün devamı konusunda tek bir somut çıkış yolu ortaya koyamayan, bu vatanın binlerce evladının kanı karşılığı yapılan mücadele pazarlığa dönüştüğünde buna engel olmayan, olmaya da çalışmayan bir milliyetçi partinin milli hareketinden artık bahsedilemez. 
Tek hareket, Genel Başkanın sessiz kalmasıdır ki, olaylara olan bu kayıtsızlık, akıllara iktidar gibi okyanus ötesine verilmiş sözler nedeniyle mi, sorusunu getirmektedir. 
Bizler buradan gerçek ülkücülere sesleniyoruz. 
Müslüman Türk milletinin birliği ve bekası; devletin devamı eğer derdiniz ise yeriniz Bağımsız Türkiye Partisi saflarıdır. 
PROF. DR. HAYDAR BAŞ / YENİ MESAJ 
02 Nis 2013
Admin · 179 görünüşler · Yorum bırakın

Hangi Çözüm?

Hangi Çözüm?
Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nde halledilmesi gereken terör konusu, masa başı pazarlığa dönüşmüşken, başka bir ülkeye sert müdahale teklifini kim ciddiye alır ki? Prof. Dr. Haydar Baş Yeni Mesaj'da yazdı
AKP''li yetkililer çeşitli kanallarda yaptıkları açıklamalarla, çözüm süreci şeklinde ifade ettikleri gelişmelerden bahsediyorlar ve bu sürece diğer partilerin destek olmadığını dile getiriyorlar. 
Çözüm süreci olarak adlandırılan olaylar, bugün Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin terör örgütü ile masaya oturmasıdır. Bu şartlarda gerçekleşen bir masaya oturuş ise dünyaya, "Biz karşımızdakilere mağlup olduk, yenildik" demekten başka bir şey değildir. 
Bu sürece, hangi siyasi partinin neden dahil olması beklenmektedir? 
Üstelik iktidar yetkilileri, masa başı sürece halkın destek verdiğini ifade ederek diğer partileri eleştirmekteler. Halkımız akan kandan, azan terörden elbette ki rahatsızdır. Ancak şehit cenazelerinde ağlayan annelerin gözyaşlarının, yanan yüreklerinin karşılığı bu işi yapanlara "hak adı altında verilecekler" olmamalıdır. 
Unutulmamalıdır ki, Anayasamızda hiçbir ayrıma yer verilmeden, tüm vatandaşlarımız eşit hak ve özgürlüklere sahiptir. Talep edilen ve çözüm altında istenilen, hakların ötesinde bölünmeye giden bir süreçtir. 
Bugün İmralı çözümün bir tarafı, Kandil görüş alınan diğer bir taraf haline getirilmiştir. 
Silah bırakmanın Kandil ile yapılan görüşmelerin ardından gerçekleşmesi konuşulmaktadır. 
30 bin evladımızın kanına mal olan mücadelemiz bir kalemde silinmiş, işin seyri masa başı anlaşmalar ile haklarını verirsek, silahlar susar noktasına taşınmıştır. 
Türkiye'de görüşmeler, anlaşmalar, mektup teatileri ile devam eden terör meselesi devam ederken, Başbakan Yunanistan Başbakanı'na, "Ülkelerindeki terör kamplarının resimlerini göstererek, bu kampları kapatın" mesajı verdi. 
Sayın Başbakan, dönem dönem dediklerini unutuyor ve tersine ifadelerde bulunabiliyor. Ancak ülkemizdeki örgüt konusunda izlediği politikalar halen devam etmekte iken, Yunanistan'a terör kamplarını kapatın demesi gerçekten düşündürücüdür. 
Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nde halledilmesi gereken terör konusu, masa başı pazarlığa dönüşmüşken, başka bir ülkeye sert müdahale teklifini kim ciddiye alır ki?


Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nde halledilmesi gereken terör konusu, masa başı pazarlığa dönüşmüşken, başka bir ülkeye sert müdahale teklifini kim ciddiye alır ki? Prof. Dr. Haydar Baş Yeni Mesaj'da yazdı
AKP''li yetkililer çeşitli kanallarda yaptıkları açıklamalarla, çözüm süreci şeklinde ifade ettikleri gelişmelerden bahsediyorlar ve bu sürece diğer partilerin destek olmadığını dile getiriyorlar.
Çözüm süreci olarak adlandırılan olaylar, bugün Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin terör örgütü ile masaya oturmasıdır. Bu şartlarda gerçekleşen bir masaya oturuş ise dünyaya, "Biz karşımızdakilere mağlup olduk, yenildik" demekten başka bir şey değildir.
Bu sürece, hangi siyasi partinin neden dahil olması beklenmektedir?
Üstelik iktidar yetkilileri, masa başı sürece halkın destek verdiğini ifade ederek diğer partileri eleştirmekteler. Halkımız akan kandan, azan terörden elbette ki rahatsızdır. Ancak şehit cenazelerinde ağlayan annelerin gözyaşlarının, yanan yüreklerinin karşılığı bu işi yapanlara "hak adı altında verilecekler" olmamalıdır.
Unutulmamalıdır ki, Anayasamızda hiçbir ayrıma yer verilmeden, tüm vatandaşlarımız eşit hak ve özgürlüklere sahiptir. Talep edilen ve çözüm altında istenilen, hakların ötesinde bölünmeye giden bir süreçtir.
Bugün İmralı çözümün bir tarafı, Kandil görüş alınan diğer bir taraf haline getirilmiştir.
Silah bırakmanın Kandil ile yapılan görüşmelerin ardından gerçekleşmesi konuşulmaktadır.
30 bin evladımızın kanına mal olan mücadelemiz bir kalemde silinmiş, işin seyri masa başı anlaşmalar ile haklarını verirsek, silahlar susar noktasına taşınmıştır.
Türkiye'de görüşmeler, anlaşmalar, mektup teatileri ile devam eden terör meselesi devam ederken, Başbakan Yunanistan Başbakanı'na, "Ülkelerindeki terör kamplarının resimlerini göstererek, bu kampları kapatın" mesajı verdi.
Sayın Başbakan, dönem dönem dediklerini unutuyor ve tersine ifadelerde bulunabiliyor. Ancak ülkemizdeki örgüt konusunda izlediği politikalar halen devam etmekte iken, Yunanistan'a terör kamplarını kapatın demesi gerçekten düşündürücüdür.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nde halledilmesi gereken terör konusu, masa başı pazarlığa dönüşmüşken, başka bir ülkeye sert müdahale teklifini kim ciddiye alır ki?   Prof.Dr.Haydar BAŞ-BTP Gnl.Başk.
02 Nis 2013
Admin · 200 görünüşler · Yorum bırakın

Önceki sayfa  1, 2, 3, 4  Sonraki sayfa