Calendar

December 2007
MonTueWedThuFriSatSun
 << <Sep 2008> >>
     12
3456789
10111213141516
17181920212223
24252627282930
31      

Şu anda kimler bağlı?

Member: 0
Visitor: 1

rss Syndication

Posts sent on: 01/01/01

KADIN HAKLARIMI DEDİNİZ?..
      8 mart dünya kadınlar günü, çeşitli etkinliklerle kutlandı. Öncelikle bu günün tarihçesi hakkında derlenen bilgileri aktarmaya çalışalım;

“Tarihçe; 8 Mart 1857 tarihinde ABD'nin New York kentinde 40.000 dokuma işçisi daha iyi çalışma koşulları istemiyle bir tekstil fabrikasında greve başladı. Ancak polisin işçilere saldırması ve işçilerin fabrikaya kilitlenmesi, arkasından da çıkan yangında işçilerin fabrika önünde kurulan barikatlardan kaçamaması sonucunda çoğu kadın 129 işçi can verdi. İşçilerin cenaze törenine 100 bini aşkın kişi katıldı.

26 - 27 Ağustos 1910 tarihinde Danimarka'nın Kopenhag kentinde 2. Enternasyonale bağlı kadınlar toplantısında (Uluslararası Sosyalist Kadınlar Konferansı) Almanya Sosyal Demokrat Partisi önderlerinden Clara Zetkin, 8 Mart 1857 tarihindeki tekstil fabrikası yangınında ölen kadın işçiler anısına 8 Mart'ın "Dünya Emekçi Kadınlar Günü" olarak kutlanması önerisini getirdi ve öneri oybirliğiyle kabul edildi.
İlk yıllarda belli bir tarih saptanmamıştı ve değişen tarihlerde her zaman ilkbaharda kutlanıyordu. Tarihin 8 Mart olarak saptanışı 1921'de Moskova'da gerçekleştirilen 3. Uluslararası Kadınlar Konferansı'nda gerçekleşti. Birinci ve İkinci Dünya Savaşı yılları arasında bazı ülkelerde kutlanması yasaklanan Dünya Kadınlar Günü, 1960'lı yılların sonunda Amerika Birleşik Devletleri'nde de kutlanmaya başlanmasıyla daha güçlü bir şekilde gündeme geldi. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, 16 Aralık 1977 tarihinde 8 Mart'ın "Dünya Kadınlar Günü" olarak kutlanmasını kabul etti. Sendikalar yıllarca bu önemli günde kadına yönelik ayrımcılığı daha güçlü olarak dile getirdi.
Türkiye'de 8 Mart Dünya Kadınlar Günü ilk kez 1921 yılında "Emekçi Kadınlar Günü" olarak kutlanmaya başlandı. 1975 yılında daha yaygın olarak kutlandı ve sokağa taşındı. "Birleşmiş Milletler Kadınlar On Yılı" programından Türkiye'nin de etkilenmesiyle, 1975 yılında "Türkiye 1975 Kadın Yılı" kongresi yapıldı. 12 Eylül Darbesi 1980 Askeri Darbesi'nden sonra dört yıl süreyle herhangi bir kutlama yapılmadı. 1984'ten itibaren her yıl çeşitli kadın örgütleri tarafından "Dünya Kadınlar Günü" kutlanmaya başlandı.”(VİKİPEDİ ANSİKLOPODİ)

Şimdi de kadına verilen haklarla kadın hak ettiği noktaya eriştirilebildi mi? Ona bakalım;
“Hak denince akan sular durur” demiş atalarımız ama, dünyada en fazla ihlal de haklar konusundadır. Genel durum; “hak; haklının değil, güçlünün olmuştur”.
Hak kavramının aslından sapmasının altında yatan sebep kişilerin nefsî ihtiraslarıdır. İlk ihlal, Hazreti Adem’in oğulları arasında başlar ve temelinde “nefis” vardır. Çünkü hak denince nefsi ihtiras sahibi kendinden başka hak ve haklılık tanımaz. Sonra kendi gibi nefsini ön plana çıkarmış kişilerle birlikte bir grup oluşturup, hak aramakla başlayan faaliyet, başkalarının haklarını çiğnemeye dönüşür. Böylece hak kavramı, haksızlıklara çanak tutan, yepyeni bir istismar kapısını da aralamış olur. Bu durum sadece kadın haklarında değil bütün haklarda böyledir.
Bütün insan hakları ihlalleri ve işgallerin temelinde de sözüm ona “hak arayışları” vardır..!

8 Mart 2008 Dünya Kadın Hakları kutlamaları, yapılan etkinlik ve söylemleri genel kadın haklarını korumak adına değil de, kendi siyasi hareketlerine zemin oluşturmaktan öte gitmemiştir.
Çünkü hak meselesi gerçek mecrasına oturmamıştır. Hak kavramı, yaratılan her mahlûku kapsar. Yüce Yaratan, yarattığı her mahlûk için başkalarının haklarını çiğnememek kaydıyla ona bazı haklar vermiştir. Şu asla unutulmamalıdır ki; “haklar sonsuz değildir.” Her hakkın bir sınırı olmazsa haklar birbirinin sınırını ihlal eder ki; hak kavramı ortadan kalkar.
Gerek ilahi hukukta, gerek beşeri hukukta; herkese gerekli haklar verilmiştir. Mesele hakların kullanılmasındaki nefsî davranış meselesidir. Hak-hukuk, tanımazlıktır. Bilgisizliktir… 
HAKK’LA OLUN, HAKLI İLE OLUN, HAKLI OLUN 

Yukarıda kadın hakları hakkında birkaç satır yazmaya çalıştım. Hak kavramının istismara açık olduğu hakkında bazı ifadeler kullandık. Bu ifadelerle haktan vaz geçmeyi değil, hak meselesinin gerçek mecrasına oturtulmasını murat ettik. Hak denince Bağımsız Türkiye Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş’ın “Makalat” adlı eserindeki “Gençlere Hitabe”sinde kullandığı; “Hakkınız olmayan hiçbir şeyi istemeyin. Hakkınız olan her şeye de sahip çıkın. Hakkınızı aramaz, ona sahip çıkmazsanız, hakkınıza karşı en büyük haksızlığı yapmış olursunuz” ifadeleri, anlatmak istediğimizi en güzel manada anlatmaktadır.

Son asrın en büyük fitnesi, Deccal fitnesi olduğu ve Deccal’in de en büyük özelliği; suret-i haktan görünerek insanları aldatmak olduğu için “hak” gibi çok önemli bir kavram da Deccal fitnesine kurban gitmiştir. Çok kıymetli Mehmet Emin Koç beyin Deccal hakkında yaptığı şu tespit gayet aydınlatıcı mahiyettedir: “Deccal kelime olarak cilalayıcı demektir. (Yani allayıp pullayıp gerçek görüntüsünden uzaklaştırarak kandırmak)”. Deccal cilalayıcı demek olduğuna, en önemli özelliğinin de sureti haktan görünmek olduğuna göre; en büyük haksızlıkların ve yanlışlıkların doğruluk ve haklılık görüntüsü altında sahneleneceği anlaşılmaktadır.
Dünyada cereyan eden en büyük zulüm ve işgallerin altında “hak” kavramı yattığını hemen herkes bilmektedir. ABD Irak’a ve Afganistan’a insan hakları ve demokrasi adı altında gelerek her türlü haksızlığı işlemektedir. İsrail’in Filistin vahşeti bile hak kavramının arkasına sığınılarak yapılmaktadır. Haktan bahseden batılı ülkelerin yaptıkları her şey haksızlıktır ve meydandadır.

AB ve ABD dayatmalarının arkasında demokrasi ve insan hakları aldatmacası vardır.
Ülkemizi bölünme noktasına getirirken alınan bütün kararların arkasında “hak” aldatmacaları vardır.
Yabancılara toprak satışından, yabancı vakıflara verilen geniş imtiyazlara varıncaya kadar yapılan uygulamalar “hak” kavramının arkasına sığınılarak yapılmaktadır.
Dağdakinden düz ovadakine, sokaktakinden meclistekine varıncaya kadar yüce Türk Devletine yapılan başkaldırılar bile “hak” kavramının arkasına sığınılarak yapılmaktadır.
Çıkarılan kanunlar ve yapılan uygulamalarla ilerde yabancıların toprak ve tazminat talepleri bile “hak” kavramı arkasına sığınılarak yapılacaktır. Bu, asla unutulmamalıdır..!

“Hak”, kavram olarak haklılık gerekçesini ortaya koyar. Hakkın sahibine verilmesi için neyin hak, neyin haksızlık olduğunun da gerçek ölçülere dayandırılması gerekmektedir. Eğer kanunları haksızlık üzerine bina eder de hakkı o çerçevede anlamaya çalışırsanız hakka karşı en büyük haksızlığı yapmış olursunuz. Hak ölçüsü şahıslara göre değil, hakka göre olmalıdır. Yazımızı Sayın Baş’ın gençler hitabesini bitirirken yaptığı çağrıyla bitirelim; “Hakk’a koşun, Hakk’la olun, haklı ile olun, haklı olun, hepiniz Hakk’a emanet olun”.


Uğur Kepekçi.TUNALIM...
13 Mar 2008
Admin · 14 views · Leave a comment
KENDI ELINLE TESLIM OLMAK...

  Gençler; Sizlere emanet edilen Cumhuriyet'e sahip çıkınız. Ulusu yönetenlerin sınırlı görüşlerini aşmak sizlerin görevidir!
1183276558 Kurtuluş Savaşı neden yapılmış ki? Cumhuriyeti kurmaya ne gerek vardı? Mondros, Sevr bizleri Avrupa ve Avrupa devletleri ile bütünleştiren, bizi onlarla birleştiren anlaşmalar ve belgeler değil miydi?


Avrupa içimize girmişti. Siyasetiyle, şirketiyle, okullarıyla, gazetecileriyle ve tabii askeriyle... Tam olarak bütünleşmiştik. Elitimiz, siyasetçimiz, iş çevrelerimiz bu bütünleşmeyi büyük ölçüde onaylamışlardı.


Yabancı orduların askerleri ile futbol maçları yapıyor, turnuvalar düzenliyorduk. Biz Avrupa'ya daha o zaman girmiştik. Elitimiz onlarla daha o zaman iç içe, kucak kucağa oturmuştu. Türkiye bölünmüş de ne olmuş sanki? Ermeni'si, Rum'u ve diğerleriyle gül gibi geçinip gidiyorduk.


Bu bütünleşmeyi bozmaya ne gerek vardı. Hazır bütünleştiğimiz Avrupalıları ülkemizden çıkarmak için onlarla savaşmaya ne gerek vardı? Şikâyet edecek ne vardı ki? Avrupalılar biz ne zarar vermişlerdi ki? Elitimiz memnundu, gerisi de hiç önemli değildi. Köylü, gariban kimin umurundaydı ki?


- Şirketleri buradaydı: Ne güzel, iç ticaretimizi, dış ticaretimizi, dokumamızı, tütünümüzü, gazımızı, elektriğimizi, demiryollarımızı, denizyollarımızı onlar idare ediyorlardı. Bütün bunlar Batılılaşmanın, Avrupalılaşmanın unsurları değil miydi sanki?


Bu Avrupalı ve Batılı şirketleri kovarak suyu, elektriği, gazı, demiryollarını millileştirmeye ne gerek vardı? Daha sonradan özelleştirerek tekrar aynı şirketlere satmaya çalışacağımıza en baştan onlara hiç dokunmamak daha uygun olmaz mıydı?


- Sonra ne gerek vardı Mustafa Kemal 'in misyoner okullarını kapatmasına, onların faaliyetlerini yasaklamasına? Şimdi teşvik etmiyor muyuz? Devlet liselerini, üniversitelerini bile İngilizce, Fransızca, Almanca dili ve hocalarıyla donatmıyor muyuz?


- Mondros ve Sevr bu bölgeyi ve insanlarını Avrupa'nın ve Amerika'nın himayesi altına bir güzel sokmuştu. Şimdilerde, onların ordularını içimize sokmak için Meclis'lerden karar çıkarmaya çalışıyoruz. Karar çıkmıyor, adamlar bize kızıyorlar. O zaman hazır gelmişler, yerleşmişler; karar çıkartmaya bile gerek yoktu ki.


Gül gibi geçinip gidiyorduk. Esnaf memnun, kiliseler dolu, Avrupa ve Amerika parası akmayacak mıydı? Beyoğlu'nun eğlence yerleri de dahil olmak üzere...


Kim demiş 'Kurtuluş Savaşı' diye?

Kim çıkarmış bu Kurtuluş Savaşı'nı? Adamları kovmuşuz, hem de savaşarak. Yalnız askerlerini değil şirketlerini, misyonerlerini, okullarını da göndermişiz. Cumhuriyet diye, bağımsızlık diye, Atatürk ilkeleri diye kopmuşuz Batı'dan.


Utanmadan şirketlerini ve okullarını bile millileştirmişiz. Halbuki biz Tanzimat'la birlikte, Avrupa'yla bütünleşmek için ''Gayri millileşmeyi, bir milli politika olarak benimsememiş miydik''?..


Avrupa'yla bütünleşmek istiyorsan ulusal değil ''gayri milli'' olacaksın.


- Bak, bazı büyük sermaye çevreleri ne güzel söylüyorlar; her şey gayri milli olmalı diyorlar. Mallar dışarıdan gelsin, akıl, kültür ne varsa dışarıdan gelsin. Din, eğitim dışarıdan gelsin demiyorlar mı?


- Bazı tarikatlar da bu görüşü savunmuyorlar mı?


Ulusal bir şey yoktur, bize Avrupa ve Amerika himayesi gerekir demiyorlar mı? Bizim askerlerle olmaz, bize onların askerleri uyar diye düşünmüyorlar mı?


1919-1923 arasında ve Cumhuriyetin kuruluş yıllarında yaptığımız hataları şimdi düzeltiyoruz.


- Balta Limanı Antlaşması'na rahmet okutan Gümrük Birliği belgeleri imzalıyoruz.


- Avrupa Birliği'ne bir güzel, ''tek yanlı bağlanıyoruz'' .


- Eğitimimizi gayri milli hale getirip misyoner okullarına destek veriyoruz.


- Türk Hava Yollarımızı, Tekelimizi, denizyollarımızı, sigaramızı, telefonumuzu yeniden yabancı şirketlere teslim ediyoruz.


- Kısacası yeniden Avrupa'nın ve Amerika'nın himayesi altına giriyoruz. Aynen işgal yıllarında olduğu gibi, aynen Mondros, Sevr yıllarında olduğu gibi Batı ile bütünleşiyoruz.


Evet değerli okurlar bütün bu yazdıklarıma ''Bu bir cennet'' diyenler var; bu, ''Yeniden cehennemin içine girmektir'' diye düşünenler var.


Ya siz hangi taraftasınız?


Bu yazı, Prof. Manisali'nın "Ya Siz Hangi Taraftasınız" başlıklı köşe yazısından alınmıştır.  TUNALIM...



12 Mar 2008
Admin · 8 views · Leave a comment
İNSANI YAŞATKİ,DEVLET YAŞASIN...

                               sehidimnet
       2008 Şubat enflasyon oranlarının beklenenden yüksek çıkmasına ve Merkez Bankası Başkanı’ndan gelen açıklamaya bakılırsa, vatandaşı önümüzdeki günlerde çok ciddi ekonomik sıkıntılar beklemektedir.
Merkez Bankası Başkanı Durmuş Yılmaz; “Para politikasındaki sıkı duruşun özel tüketimi etkilemeye önümüzdeki dönemde de devam edeceğini” ifade ederek yaşanacak sıkıntıların sinyalini vermişti
Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş’ın ülke ve dünya ekonomisine ve siyasetine getirdiği farklı ve haklı yorumlarını sürekli takip ettiğimiz için gerek siyasi, gerek ekonomi hareketlerini bir adım önden takip ettiğimizi söylemek abartılı bir tespit değildir.
Sayın Baş; AKP iktidarının ekonomide uyguladığı sıkı para politikasının vatandaşı açlığa, işsizliğe yoksulluğa sevk edeceğini senelerdir söylemektedir. Ve söylenenler de çıkmaktadır. BTP Lideri Sayın Baş, tüketim eksenli olarak hazırladığı “Milli Ekonomi Modeli” ile emisyonun artırılarak tüketiciyi destekleyen, tüketimle de üretimin tetiklenerek emme basma tulumba gibi ekonomik dengelerin sağlanacağını, böylece de sosyal adaletin gerçekleşeceğini sürekli savunmaktadır. Bunun dışında tüm yoların çıkmaz sokak olduğunu dünyanın girdiği ekonomik durgunluk göstermiştir

Esnafla sıkı bir temas içinde olduğumuz için, yaptığımız ziyaretlerde hallerini çok yakından takip edebilme şansımız olmaktadır. Vatandaşın cebinde para olmayınca, alışverişi etkilediğini, bunun da toplumun her kesimini etkilediğini görmekteyiz. Vatandaş manzaralarıyla bu durum herkesin malumu ama yaşanan örnekler giderek daha da vahim bir vaziyet almaktadır.
Son bir gün içerisinde yaşadıklarımı aktarayım;
Ayakkabı tamircisine ayakkabımı tamir için uğradım. Bu arada öğle saati olduğundan çırak bir ekmek arası dürüm getirdi. Başladı beklemeye, usta soruyor; “para mı bekliyorsun, borcumuz ne kadar?” çırak ; “evet, 1,5 ytl” usta kırık çekmeceyi karıştırıyor. Utangaç bir tavırla; “sen git ben yollarım”.
“İşler nasıl diye usta” diye sordum. Bir dokun bin ah işit derler ya, başladı; “valla ağabey günün şu saati olmuş siftah yok, ben senelerdir bu işi yaparım ve gördüğün gibi caddenin de işlek yerindeyiz. Adam ayakkabısını tamir ettirmez mi yahu? Bizim işimiz ölmez bir iş, çünkü tamirciyiz. Zaten vatandaşın yeni ayakkabı almaya gücü yok, tamir de mi yaptırmaz?”
Biz de; “Eee usta para olmazsa vatandaş ne yapsın” demekten başka söyleyecek bir söz bulamadık.
Sürekli yolumuzun üstündeki çaycı arkadaşa uğradık, baktım ki eli yüzünde oturuyor. Sordum; “ne o İsa usta moralin mi bozuk, yoksa hasta mısın?”. “Yok be hocam keşke iş olsaydı da bende hasta olsaydım ben evelallah hasta halimle gene çalışırım, yeter ki iş olsun, durgunluğum işsizliktendir. Millet çay içmeyi de terk etti. Haftada  sattığımız çay oranı yarıya düştü. 2 ortak iki çırak ne yapacağız şaşırdık. Akşama kadar ayak üstü çalışıyoruz ama nafile”. Biz de ayakkabıcıya söylediğimiz sözü çaycı İsa’ya da söylüyoruz; “Eee usta para olmazsa vatandaş ne yapsın”.  
Yaşanan son olaylar ve meydana çıkan veriler gösteriyor ki; ekonominin iyiye gittiğini söylemek bu zamanın en büyük gafı niteliğindedir. Bu güne kadar farklı teknikler uygulanarak vatandaşın gözünden saklanan ekonomideki sapmalar, nihayet rakamlara da yansımaya başladı. Yani “mızrak çuvala gizlenmez” atasözü tecelli etmeye başladı.
Hükümet ekonominin rakamlarıyla oynaya dursun, vatandaş bitme noktasına gelmiştir. Çöken sadece ekonomi değil, insanların gelecekten umutları da tükenmektedir. Yani uzun sözün kısası insanın bizatihi kendisi çöküntüdedir. Vatandaşı yöneten hüküm sahiplerine, Şeyh Edebali’nin Osman Gazi’ye yaptığı nasihati hatırlatarak yazımızı bitirelim; “Mülkiyet, saltanat sende diye insanları hor görme. İnsanı yaşat ki, devlet yaşasın”.

Uğur Kepekçi-TUNALIM
11 Mar 2008
Admin · 10 views · Leave a comment
GARİP AMA,BİR O KADAR İLGİNÇ OLAYLAR
 

 



Balina şiveleri
İnsanların farklı bölgelerde yaşaması farklı şiveleri de doğurmuş. Ya farklı denizlerde yaşayan balinaların farklı şiveler “konuşmasını” nasıl açıklarız? Bilimadamları denizaltı mikrofonlarıyla kuzeydoğu Pasifik’te balinaları dinlediler, ve buradaki balinaların batı Pasifik’te yaşayanlardan daha farklı sesler çıkardıklarına şahit oldular. Sebebi mi? Hala bilinmiyor!








Görünmezliğe çeyrek kala
ABD’de bulunan Duke Üniversitesi’ndeki araştırmacılar görünmezliğe bir adım daha yaklaştı. Mikrodalga ışınlarını objeye çarptırmadan etrafında yönlendiren, ve böylece ışının objeyi görmesini engelleyen mekanizma bilimdeki tarihi buluşlardan biri.









Bozuk paralar neden kokuyor?
Bozuk paralara dokunuduktan sonra eliniz neden kokuyor? Aslında koku yapanın metalin kendisi değil, derinin metalle temasından sonra salgıladığı hormon.








Kızıl Deniz ayrılıyor!
Kızıl Deniz’in üzerinde bulunduğu plakadaki değişiklikler denizin şeklinin de değişmesini sağlıyor. Arap tektonik plakası ve Afrika plakası birbirinden ayrıldıkça deniz de yarılıyor. Etiyopya ve Eritre’nin kuzeydoğusunu Afrika kıtasından yırtan oyuk yıllar sonra yeni bir denizin oluşumuna bile sebep olabilir.








Suya yazı yazmak
Biliminsanları dalga jeneratörleri kullanarak suya yazmayı başardılar. Yuvarlak bir tankın içinde yapılan deneylerde Japon ve Latin alfabelerinden karakterler suya yazılabildi.











Amazon Irmağı fikrini değiştirdi
Amazon Nehri tarihte birkaç kere fikrini değiştirdi. Güney Amerika’nın efsanevi ırmağı genelde doğuya, Atlantik Okyanusu’na doğru akıyor. Fakat biliminsanları geçtiğimiz yıl keşfetti ki Amazon bir zamanlar doğuya akıyormuş!










Örümceklerin cinsel iletişimi
Physocylus globosus ailesine ait olan örümcekler çiftleşirken çığlık atarak partnerlerine ne yapmaları gerektiğini söylüyor.









Fareler çiftleştirildi
Ayrı cinslerde olan bir fareden sperm alınarak diğer farenin bünyesine yerleştirildi, ve çiftleşmesi sağlandı. Sonuç? Sağlıklı bir yavru doğdu! Biliminsanları bu metodu kullanarak soyu tükenme tehlikesiyle karşı karşıya olan hayvanların korunmasını amaçlıyor.









Talihsiz penis transplantasyonu
Çin’de kazada penisini kaybeden bir erkeğe penis transplantasyonu yapıldı. Daha iyileşme tam sağlanamadan doktorlar yeni bir operasyonla geriye almak zorunda kaldı, çünkü hasta ve karısı durumdan memnun değildi.








Katil vatoz
Hayvanlar dünyasıyla ilgili ilginç belgeseller çeken Avustralyalı televizyoncu Steve Irwin çekim sırasında bir iğneli vatoz tarafından öldürüldü. İğneli vatozların kendilerini tehlike anlarında kalp atışlarını yavaşlatan ve nefes almayı engelleyen bir salgıyla korudukları biliniyor. Bu salgı insanları nadiren öldürse de, Irwin kurtulacak kadar şanslı değildi.
__________________
Vatan Borcu Başka Şeye Benzemez!

Namusun Nasıl Değerliyse Vatanında Öyle...

Vatan Borcunu Yapıcan Ki Yaşadığın, Havasını Soluduğun Toprağı Hak Edicen!!!

Ancak Namuzsuzlar Askerlik Yapmas!

Çünkü Askerlik Namus Borcu Askerlikten Kaçanda da Namus Yoktur!

Hele Ki Haysiyet Hiç Yoktur!...TUNALIM...

10 Mar 2008
Admin · 10 views · Leave a comment
KAPİTALİZM DE BATIYOR !..

 “KAPİTALİZM BATIYOR” ABD batıyor. Amerikan ekonomisi nalları dikti, dikiyor.

Tek başına batmıyor ABD.
Ne kadar “stratejik ortakçısı” varsa, hep beraber batıyorlar, hep beraber batacaklar. Zannediyor musunuz ki, stratejik ortağı AKP’nin yönetimindeki Türkiye rahat olacak? Aldanmayın. ABD ile AKP de batacak, AKP yönetimindeki, Türkiye de… Tabi diğer stratejik ortaklar da bu batıştan nasibini alacak; bileşik kaplar gibi bunlar.

Türkiye, AKP’den kurtulmadığı müddetçe, çöken ABD ile çökmeye ve batmaya mahkumdur. Sosyalizmden sonra liberal kapitalizm de iflas etti; dünya bunu görüyor. ABD, bugüne kadar çoktan batmış olması lazımdı; lakin stratejik ortakları onu ayakta tuttu. Hazinelerine “rezerv” diye karşılıksız Amerikan dolarlarını dolduranlar tutmak zorunda kaldı. Onların üzerine doğru yıkılıyor çünkü ABD ekonomisi…

Hazinesinde 400 milyar, 500 milyar, 650 milyar dolar hatta daha da fazla karşılıksız Amerikan dolarını “rezerv” diye tutan ülkelerini ahvalini düşünün; ABD ekonomisi çökerken, onlarla beraber çöküyor… Onlar çöküşü ve yıkılışı, ötelemeye ve ertelemeye çalıştılar kendi paçalarını kurtarmak için. Ama nafile…

ABD ekonomisi çöküyor. Kapitalizm çöküyor. ABD, “liberal” kapitalizm rayı’ndan çıktı; ABD öyle göçüyor ki, ne Keynes kaldı ortalıkta, ne Fredman…

Dünya bir taraftan bu çöküşe şahit olurken, o taraftan doğudan yükselen güneşe tutuldu… Dünya bilim adamları ve ekonomistler, Mili Ekonomi Modeli’ni konuşuyor, baş tacı yapıyor. Kapitalizm ve sosyalizmden kaçan devletler, Milli Ekonomi Modeli’ne sığınıyorlar. Çağ, artık Milli Ekonomi Modeli çağı… Darısı, bizim aymazların başına… Darısı, güya Müslüman, Türkçü, Milliyetçi veya Atatürkçü kılığına bürünerek Türkiye’yi çöken Amerika’nın kapı kulu ve IMF’nin dilencisi yapanların başına!

Hafızalarınız tazeleyin, hatırlayıverin; Prof. Dr. Haydar Baş bey, bundan 8-9 sene önce, ABD’nin yakın zamanda çökeceğini ve AB’nin dağılacağını bilimsel gerekçelere ve ekonomi verilerine dayanarak ortaya koydu. İşte şimdi olan oldu, olacak olan oluyor.

ABD, çırpındıkça batacak, battıkça çırpınacak. Battıkça hırçınlaşacak… Çünkü ABD’nin içine korku düştü, kurt düştü; çatırdıyor. Mezarlığın ortasından geçen korkak adam misali, korkusunu bastırmak için ıslık çalmayı artıracak. Büyük Ortadoğu Projesi’ne (BOP) yüklenecek… İsrail, rahat durmuyor çünkü.

Öte yandan Evangelist Bush ile İsrail arasında, BOP kardeşliği var; bu kardeşlik inanç ve ideal kardeşliğidir. Prof. Dr. J. Nisbitt’in ifadesiyle W. Bush, BOP işini, inancı uğruna uygulamaya koydu, Haçlı seferini ve işgallerini bu inanç ekseninde gerçekleştiriyor.

Bush tamam da, bizimkilere ne oluyor demeyin; onlar da medeniyetleri cemettiler, hepsi cem oldular, aynı “BOP”un stratejik ortaklarıdırlar. AKP böyle de; CHP, MHP farklı mı?! Hiçbiri farklı değil… AKP de, CHP de, MHP de aynı değirmene su taşıyorlar; aynı BOP’ta hizmet vermek ve ortakçılık yapmak için can atıyorlar, pazarlıklar yaptılar, yapıyorlar.

CHP’nin Amerika ile olan “at pazarlığı”nı 2003 Eylül’ünde Sedat Ergin ve Yalçın Doğan deşifre ettiler; MHP, DSP ve ANAP’ın Irak’ın işgali karşılığında ABD ile at pazarlığını ANASOL’M hükümetinin Dışişleri Bakanı Şükrü Sina Gürel itiraf etti.

Doğan ve Ergin’in kaydettiklerine göre, CHP lideri Deniz Baykal, Kemal Derviş’i aracılığıyla Irak işgali ve tezkere katkısı üstüne at pazarlığına soyunuyor… ABD, 6 milyar dolar mı verir, yoksa 10 milyar dolara çıkar mı, araştırması yaptırıyor. Hesap tutturamıyor. Şimdi Moon seanslarından geçen bu Baykal, hangi akıl ve projeyle Türkiye’ye batmaktan kurtaracak!

Benzer at pazarlığını MHP ve DSP yapıyor. Onlar da sınır ötesine 50 km. girme karşılığında, ABD’nin BOP projesine ve Irak’a müdahaleye kafa sallıyorlar… Ama Bush yönetimi, bu takati kesilmiş ANASOL’M hükümetinde yağ çıkmayacağını anlayınca, Ankara’dakileri kale almıyor, mutabakatı bozuyor. Derviş çomağıyla koalisyon dağılıyor… Ardından ABD’nin İslamcı cilalı stratejik ortağı AKP, hükümete getiriliyor… Bölgede olan oluyor; BOP işgalleri alıp başını gidiyor.

Şimdi bu MHP, bu DSP mi Türkiye’yi BOP’tan kurtaracak, batmaktan kurtaracak? Hangi akıl ile, hangi proje ile, hangi yürek ile??!

Türkiye’nin tek kurtuluş yolu var; BTP.. Bu gerçeği anladık, anladık. Yok, hala anlamadı isek; o zaman, er veya geç, kafamızı taşlara vura vura, ABD ve IMF ile bata bata, AB ile bölüne bölüne anlayacağız… Tabii, Türkiye ve Türk milleti kalırsa ortada!

Sözlerimi cumhuriyetimizin kurucusu M.Kemal Atatürk’ün veciz sözleriyle bitirmek istiyorum.

“Çocuklarımıza vereceğimiz öğrenimin sınırı ne olursa olsun onlara esas olarak şunları öğreteceğiz; Milletine, Türkiye Devleti’ne, TBMM’ne, düşman olanlarla mücadele; bu mücadelenin sebep ve vasıtaları ile donatılmayan bir millet için yaşama hakkı yoktur.” MUSTAFA KEMAL ATATÜRK.

Saygılarımla….

05 Mar 2008
Admin · 4 views · Leave a comment

Previous page  1, 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9  Next page