Calendar

December 2007
MonTueWedThuFriSatSun
 << <Sep 2008> >>
     12
3456789
10111213141516
17181920212223
24252627282930
31      

Şu anda kimler bağlı?

Member: 0
Visitor: 1

rss Syndication

Posts sent on: 01/01/01

BATICILIK İFLAS ETMİŞTİR

     Yıllardır batıcılık felsefesi güden siyasiler kendi öz değerlerini unutup problemlerine çözümleri hep başkalarından, özellikle de batıdan beklemiştir. Sergilediği bu tavrına da bahane olarak; “kendi başımıza kalırsak aç kalırız, işsiz, aşsız kalırız” sözleridir. Aslında bu mantık, küresel güçlerin sindirme taktiklerinden olup, tamamen aldatmacadır. Gerek AB, gerek ABD ile ilişkileri devam ettirirken vatandaşa verilmek istenen mantık da ; “güçlü olmak, milli gelirimizi artırıp zengin olmak, yalnız kalıp kurda kuşa yem olmamak, medeniyetten, ilimden, teknikten, insan haklarından daha fazla istifade etmek dolayısıyla da  güçlünün yanında olmak” düşüncesi olmuştur.

Tarih sahnesinde yerimizi aldığımız günden bu yana biz Türk Milleti’nin başı her zaman belalı olmuştur. Haklı olmak, haklı kalmak, haklının yanında yer almak ve Hakla beraber olmak bizim sevdamız olmuştur. İşte  bundan dolayı da her zaman haksızların hedefi olmuş, bazen kazanmış bazen kaybetmişiz ama yakın tarihimize kadar hiçbir dönemde haksızın yanında yer almamışızdır.
Yakın tarihte Mustafa Kemal Atatürk’ün 1938 de aramızdan ayrılmasıyla birlikte dünyanın dengeleri değişmeye başlamış, birileri yönümüzü batıya doğru sinsi bir şekilde çevirmiş, bundan sonra haklının değil güçlünün yanında yer alma mantığı oluşturulmaya başlamıştır.

Türk Milleti’nin sürekli başının belası olan haçlı batı bu sefer işlerini daha sağlama almak için, misyonerlik faaliyetlerine ağırlık vermiş,  onlar asla bizi hoş görmez iken, hep bize hoşgörüyü tavsiye etmişler, bu konuda içimizden birilerine hoşgörü ve diyalog fedailiği görevi vererek, oynadıkları tiyatroyla milletimizin düşünce dünyasını yavaş yavaş değiştirmişlerdir.
Hoşgörü fedailerinin görüş ve düşünceleri neticede millete iktidar olmuş ama vaat edilen ne maddi ne manevi rahatlık oluşmadığı gibi, kanla alınmış vatan toprakları satışa çıkarılmış, borç boçla ödenerek borçlar katlanmış, ya da sata sata bu günlere gelinmiştir. 2008 le birlikte AB, ABD ile ilişkilere hız verilmiş, bu yılın AB yılı olacağı peşinen ilan edilmiştir.
Hoşgöre hoşgöre dini  ve milli  ölçümüz, sata sata toprağımız elden gitmeye devam etmektedir. Bu gün gelinen noktada Türk insanı asla mutlu değildir.
İktidarların asıl görevi milletlerine mutlu ve güvenli bir hayat sağlamak olduğuna göre, bu beklentilerin bugüne kadar gerçekleşmemesi bir yana, gerçekleşme ihtimali de gün geçtikçe hayal olmaktadır.

Bu güne kadar batılcık noktasında bu kadar batıya teslim ve yakın olunmadığı halde, örnek alınan batı her yönden batağa saplanmaktadır. Kültürü, dini ve son olarak da ekonomisi batmıştır. Şimdi kendimize şunu sormak hakkımız değil mi; Bu güne kadar batı batı dedik, ne kazandık ne kaybettik? Bırakın basiret gözünü, normal gözle bakmakla bile vereceğimiz cevap herkesinki ile aynıdır; “İflas” ..!
Görünen manzara batıcılık iflas etmiştir… Bütün baskılara, yıldırmalara rağmen, millet olarak; mutlaka milli çözümler bulmak, kendimize dönmek zorundayız. Çözüm çok uzakta değildir. Çözüm; Prof. Dr. Haydar Baş’ın “Milli Ekonomi Modelindedir”, “Sosyal Devlet, Milli Devlet” projesindedir.

Uğur Kepekçi-TUNALIM..

26 Feb 2008
Admin · 10 views · Leave a comment
İNSANLIĞIN AYIBI,TERÖR!..
 

       

Yürekler yanıyor, ocaklar sönüyor. Terör, dağda bayırda şehirde kol geziyor…
İnsanlığın yüz karası terör; genç ihtiyar, çoluk çocuk, asker sivil ayırt etmeden can alıyor. Diyarbakır’daki son bombalı saldırı sonucu yine masum insanlarımızı teröre kurban verdik. Durum gösteriyor ki; bu ne ilk, ne de son saldırı olacak. Can taşıyan herkes her an bir kalleş terör saldırısı sonucu can ya da mal kaybına uğrayabilir. Terör, artık dünya insanlığının ayıbı olarak dünya gündemindedir.
Hani bir söz vardır; “insanlar kendi canavarlarını kendi elleriyle üretirler” diye… Gerçekten de insanlığın yararına gibi görünen her teknolojik buluş, bir anda tasarlanılan kötü niyetlerin icrasında kullanılıp, insanlığın bir anda yok olmasına bile sebep teşkil edebilecek konuma gelebilmektedir. İnsanlığın en yüz kızartıcı suçu olan terörün elinde kullandığı bombalar, 1945 yılında ABD’nin Japonya’ya attığı atom bombasıyla gündeme gelen ve zaman içerisinde çeşitlenerek, teknik donanımlarla zenginleştirilerek insanlığın başına bela olmuştur. Zamanla çeşitli patlayıcılar üretilmiş, insanlık kendi kendini yok edebilecek kapasiteye sahip bombalar icat ederek kötü emellerini yerine getirmek için kullanmışlardır.

Peki asla haklı gerekçeleri olmayan işgal ve terör nereden geldi? Rol alanlar, insanın kendisi değil mi? Terörü estiren yine insanın kendisi değil mi? İnsanlığını kaybedecek kadar vahşileşen, insanın bizatihi kendisi değil midir?
Elbetteki insanın tâ kendisidir..!   
Yaşanan her olayın arkasındaki gerçek insanın tâ kendisidir. İnsanı ihya eden de, yok eden de yine insanın kendisidir. Bütün meselelerin hallolması, “insan meselesinin” hallolmasıyla alakalıdır. 1980’li yıllarda “Önce insan” teziyle yayın hayatına başlayan icmal dergisi başyazarı ve Bağımsız Türkiye Partisi(BTP) Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş’ın sık sık verdiği “insan-bıçak” ilişkisi örneğini sizlerle paylaşmak istiyorum. “Bıçak doktorun elinde hastasına şifa veren, kasabın elinde gıda veren, katilin elinde tasavvur ettiği cinayeti işleyerek can alan bir alettir. Aslında alet aynı ama, kullanan insanın niyetiyle işler farklılaşmaktadır. O zaman eşyayı kullanacak olan insanı yetiştirmeden hiçbir meseleyi halledemezsiniz”

İnsanoğlu yaratılış gereği nefis denen bir olgu taşımaktadır. Eğitilmemiş bir nefis, iyi-kötü ayırt edemez, ihtiras sahibidir, her zaman almak, kazanmak ister.
Ölçüyü kaybeden nefis sayesinde insanlar ihtiraslarının dizginlenemez bir hal alması sonucunda başkaları tarafından kullanılmaya açık hale gelmiş, bazen basit işlerde bazen kendini bile yok edebilecek eylemlerin içerisinde rol alır bir hale gelmiştir.
Bu insanın fıtratında var olan nefis olgusunun kullanılmasından kaynaklanmıştır. İnsanı vahşileştiren, insanlık dışı işlere alet eden nefislerin eğitilmesi, yani insanın kendi adına kurtarılması sağlanmadıkça, insan daha da vahşileşecektir. İnsanoğlunun nefis olgusu eğitildiği zaman, terör kullanacak insanı bulamayacaktır.

Uğur Kepekçi–TUNALIM

26 Feb 2008
Admin · 5 views · Leave a comment
BİLİMİN ÇÖZEMEDİĞİ 10 SIR...

 

Yüzyıllardır tartışılan 10 olgu var. Bunlara bilim yanıt bulamadı. İşte o sırlar;Amerikan LiveScience dergisi, bilim dünyasının açıklayamadığı 10 olguyu sıraladı.

1 - BEDEN / ZİHİN BAĞLANTISI : Bir efsaneye dönüşen ‘plasebo etkisi’ zihinle beden arasındaki muhteşem ilişkinin en basit kanıtı. Bu etki kendini şöyle gösteriyor: Sahte, yani aslında ilaç olmayan bir ilaç aldıklarından habersiz denekler, dertlerine derman olacak bir hap ya da şurup içtiklerini düşündüklerinden kendilerini daha iyi hissediyorlar. Üstelik etki kimi zaman bununla da kalmıyor, tıbbi belirtilerde de düzelme görülüyor. Plasebo deneklerine bakınca, insan ister istemez, zihin neye inanırsa bedeninin de onu yaşadığına hüküm getiriyor. Pek çok uzman, zihnin yardımıyla bedenin kendi kendini iyileştirebilme kabiliyetinin, modern tıbbın yaratabileceği bir ‘mucize’den kat be kat büyüleyici olduğuna inanıyor.

2 - HAYALETLER : Hayaletlerin varlığı hakkında ciddi bir kanıt olmamakla birlikte, onları gördüğünü, onlarla konuştuğunu, onların fotoğraflarını çektiğini ısrarla anlatan -içten ya da değil- şahitler, pek çok insan var. Ancak bilim henüz yanıtı bulamadı.

3-3 - DEJA VU : Fransızca bir kelime olan ‘déjà vu’, Türkçede ‘daha önce görülmüş’ anlamını taşıyor. Açıklamak istediği durum ise şu: Özel bir anı ya da birtakım koşulları, aynı şekilde daha önceden de yaşamış olduğunuzu hissetme hali. Herkesin hayatında bir ya da birkaç kez yaşadığı bu duygu, şaşırtıcı, anlaşılmaz, gizemli ve evet ürkütücüdür. Araştırmacılar ‘déjà vu’ ile ilgili bazı açıklamalar yapmaya çalışsalar da, bu tuhaf hissin nedeni, bir gizem olmayı sürdürüyor.

4 - TAOS UĞULTUSU : ABD’nin New Mexico eyaletinde bulunan küçük Taos kentini ziyaret eden bazı turistler ve vatandaşlar, yıllardır, çöl havasında gizemli, güçsüz, düşük frekansa sahip bir uğultu ve titreşim duyduklarını anlatıyorlar. Bu iddiada bulunanlar, Taos vatandaşlarının sadece yüzde ikisini oluşturuyor. Bazıları bunun çöldeki garip birtakım akustik sorunlarından kaynaklandığını düşünürken, bazıları da bir çeşit kitle histerisi ya da uğursuz bir sır olduğuna inanıyor. Duyulduğu iddia edilen sese ister vızıltı, ister uğultu, ister titreşim deyin; ister psikolojik, ister doğal, ister doğaüstü olduğuna inanın… Hakkında bilinen bir tek gerçek var: O da şimdiye kadar hiç kimsenin bu garip sesin kökenini ortaya çıkaramadığı.

5 - DUYU ÖTESİ ALGI : Hem Doğu, hem de Batı toplumlarında, bazı insanların bir çeşit psişik güçleri olduğuna inanılıyor. Bugüne dek psişik güçleri olduğunu iddia eden kişiler, araştırmacılar tarafından pek çok teste tabi tutuldu. Ancak elde edilen sonuçlar her seferinde ya olumsuz ya da muğlak ve şüpheliydi. Altıncı hissin gücüne inanan pek çok kişi, psişik güçlerin test edilemeyeceğini, çünkü bir nedenle kendilerine şüpheyle yaklaşanların ya da bilim adamlarının yanında azaldığını vurguluyor.

6 - ÖNSEZİ : Psikologlar bu durumu açıklarken insanların bilinçaltlarında, farkında olmadan çevremizdeki dünya hakkında bilgi topladığını vurguluyorlar. Bu şekilde biz aslında sadece ‘görünüşte bilmediğimiz’ bazı şeyleri biliyor ya da hissediyoruz. Ancak söz konusu bilgiler bilinçaltımızın derinliklerinde yaşadığı için, bunun nasıl olduğunu bir türlü anlayamıyoruz. Bu açıklama kimileri için tatmin edici olsa da pek çok araştırmacıya göre önsezi, kanıtlanması ve üstünde çalışılması zor bir konu.

7 - ÖLÜMDEN SONRA HAYAT : Hayatlarında bir kez ölüme yakın deneyim geçirmiş kişilerin bazıları, karanlık bir tünelde yol alıp, sonunda beyaz bir ışık huzmesine kavuştuklarına dair hikâyeler anlatır. Bunlar arasında sevdiklerinize kavuşmak, garip bir huzur hissetmek gibi daha renkli öyküler de mevcuttur. Bu deneyimler son derece etkileyici olmakla beraber, maalesef kimse ‘öbür taraf’tan elinde bir kanıtla ya da doğrulanabilir bir bilgiyle geri dönmeyi başaramadı. ‘Öbür dünya’ meselelerine kuşkuyla yaklaşanlar, söz konusu deneyimlerin travma geçirmiş bir beynin gördüğü halüsinasyonlar olduğunu vurguluyorlar. Tabii bu nedenle de son derece doğal ve açıklanabilir olduklarını… Ölüp de geri dönen olmadığına göre, bu konu gizemini koruyacak.

8 - UFO’LAR… : UFO deyince genelde insanların aklına uçan daireler, kısacası uzay gemileri gelse de UFO’nun açılımı ‘Tanımlanamayan Uçan Nesne’… Ve bu nedenle evet UFO diye bir şey var. Çünkü dünyanın her tarafında, gökyüzünde ne olduğunu tanımlayamadıkları birtakım objeleri gördüğünü söyleyen insanlar var. Ancak bu obje ve ışıklar, aslında uçak mıdır, meteor mudur yoksa gerçekten Marslıların son model uzay gemisi midirş Bu bir türlü açıklığa kavuşamıyor.

9 - ASLA BULUNAMAYAN KAYIPLAR : İnsanlar bazen kaybolur. Bazıları yaşadıkları hayattan kaçar, bazıları büyük çaplı ve cesetlerin tanınamadığı kazalarda yitip gider, bazıları cinayet kurbanı olur. Kayıplar ölü ya da diri bulunur. Ancak bazı insanlar vardır ki adeta buharlaşırlar. 1872′de Portekiz yakınlarında bulunan ‘hayalet gemi’ Marie Celeste’in mürettebatı, Amerikan işçi lideri Jimmy Hoffa bu şekilde kayıplara karışanlardan sadece bazıları.

10 - BÜYÜK AYAK : Bu gizem de Amerika’dan… Yeni Kıta’da yıllar boyunca, insana benzeyen, bol tüylü, son derece iri, ‘Büyük Ayak’ adlı bir yaratığı gördüğünü iddia eden sayısız insan ortaya çıktı. Tüm kıta çevresinde kaydedilen iddialar eğer doğruysa, aslında binlerce Büyük Ayak’ın yaşıyor olması gerekirdi. Ancak bugüne kadar bu korkunç yaratığa ait tek bir ceset bile bulunamadı. Ortada belirsiz fotoğraflar, video kayıtları ve tanıkların açıklamalarından başka bir şey yoktu. Görünen o ki, Büyük Ayak da, İskoçya’nın varlığı bir türlü kanıtlanamayan ünlü Loch Ness canavarı gibi gizemler dünyasındaki yerini koruyacak…..Tunalım..

26 Feb 2008
Admin · 3 views · Leave a comment
OTOMOBİL LOGOLARININ ANLAMI..


Otomobil kardeşliği!
Latince ‘Dinle’ anlamına gelen Audi, 1932′de Audi, DKW, Horch, ve Wenderer isimli dört bağımsız üreticinin birleşmesiyle oluşur. Amblemdeki halkalar her zaman olimpiyat halkalarına benzetilse de bu birleşmeyi gösterir. Amblem dört şirketin ayrılmaz birliğini ve farklı karakterlerinin buluşmasını simgeler. 1969 yılında en büyük motosiklet üreticilerinden olan NSU gruba katılmış olsa da bu dört halka değişmeden kaldı. Dört kafadarın kurduğu şirketin logosu bu yıl etkinliklerle 75. yılını kutluyor

Soylu aileden gelen
İtalyan otomobil üreticisi ilk kez 1907 yılında Milanlı aristokrat bir aile tarafından kuruldu ve ismini şirketin kurucusu olan Nicola Romeo’dan aldı. Markanın ön ismi ise ‘Anonima Lombarda Fabbricca di Automobili’di. Amblemdeki kırmızı haç soyluluğu, beyaz zemin halkı ve köylüleri simgeliyor. Taç giymiş engerek yılanı ise soylu Viscoti Ailesi’nin armasından bir alıntıydı. Şirket 1986 yılından bu yana Fiat’ın bir parçası.

Uçak pervanesi
İsmi uzun şirketlerden biri BMW (Bayerische Motoren Werke AG-Bavyera Motor Fabrikası) işe uçak üretimiyle başladı.
Daha sonra otomobil ve motosiklet üretimine geçen BMW’nin parçalı ambleminin mavi kısmı gökyüzünü, beyaz kıs mı uçak pervanesinin dönerken oluşturduğu görüntüyü temsil eder.

Şimşek hızı
Opel, 21 Ocak 1863 tarihinde girişimci Adam Opel tarafından kuruldu. İlk zamanlarında dikiş makinesi ve bisiklet üreten bir firma olan Opel, otomobil üretmeye 1899 yılında başladı.
Opel’in ambleminde tekerleğin ortasında bir şimşeğe yer veriliyor. Amblemdeki tekerlek güveni, şimşek ise hızı simgeliyor. General Motors’a (GM) bağlı olan Opel’in bugün beş kıtada 170′den fazla ülkede otomobil ve ticari araçları satılıyor

Kontesin hediyesi
1929′da Alfa Romeo’nun yarış takımı olarak kurulan Ferrari’nin hikâyesi, kurucusu olan Enzo Ferrari’nin yaşam hikâyesi olarak kabul edilir. Ferrari, İtalyanca’da ‘nalbant’ demektir. İtalyan kontesin 1923′te Enzo Ferrari’ye hediye ettiği at maskot, Ferrari’nin amblemini oluşturur

Defne ağacı
Kökleri 1899′a dayanan Fiat, Giovanni Agnelli tarafından Torino’da kuruldu. İsmini ‘Fabbrica Italiana Automobili Torino’ kelimelerinin baş harflerinden aldı. Bu ismin kısaltması olan amblem, 60 yıl aradan sonra 1990′da defne ağacı çevreli daire içine yerleştirildi. Defne firmanın uzun geçmişini simgeliyor

Süslü yazı
1903′te Henry Ford’un 11 yatırımcıyla birlikte kurduğu Ford, 1908′de piyasaya sürülen Model T ile üne kavuştu. Şirketin logosu ise süslü bir el yazısından oluşuyorü

Zıplayan kedi
William Lyons ve William Walmsley tarafından motosiklet sepeti üretimi için kurulan şirketin logosu en hızlı kedigillerden olan Jaguar. Şirket, otomobillerinin motor kaputunun üstünde yer alan zıplayan jaguar figürünü, olası kazalarda yaralanma riskini azaltmak için Jaguar resmini logo olarak kullanıyor.

Kübik baklava
Renault baklava şeklinin bulunuşu 1930′lu yıllara dayanıyor. Amblem klasik ve durgun şekli ile geleceği simgeliyor.
Kurucusu olan Louis Renault’nun soyismini alan şirketin amblemi, 1992 yılında küçük değişikler geçirerek bugünkü halini aldı

En çok çalınan amblem
Mercedes ve Benz firmaları 1926 yılında birleşir. Daimler’in ortağı olan Emil Jellinek’in kızı Mercedes ve Karl
Benz’in soyisminden türeyen bir isimdir Mercedes-Benz. Mercedes’in İspanyolca anlamı ise Mars gezegeni. Yıldız, motorlu araçların ‘karada, suda, havada’ evrenselliğini simgeliyor. Bu arada Mercedes figürü dünyanın en çok çalınan amblemi.

Samurayın erdemi
Japoncada Mitsu üç, Hishı ise elmas anlamında kullanılıyor. Amblemin anlamı ise Samuray erdemi. Üç kanatlı baklava şeklindeki amblemde, Samuray armasından esinlenilmiş

Aslan gibi güçlü
1887′de Fransa’da kurulan şirketin asıl işi testere üretmekti. ‘Bir aslan gibi güçlü’ sloganıyla satılan bu ürünlerdeki aslan amblemi, daha sonra üretilen arbalarda da kullanmaya başlandı. Armand Peugeot’nun kurduğu şirket otomobil, bisiklet ve motosiklet üretiyor.

Halkın otomobili
Şirket Almanya’da, 1938′de Nasyonal Sosyalist Alman İşçi Partisi (Nazi) tarafından Alman Otomotiv Birliği’ne kurduruldu. Volkswagen (VW) adı Almanca’da ‘halkın arabası’ anlamına geliyor. Amblem, Porsche mühendisi Franz Xaver tarafından yaratıldı. Logonun iki harfi Almanya’nın Wolfsburg şehrini simgeliyor.

Beetle’ın yaratıcısından
Amblemdeki siyah at, Almanya’nın Stuttgart şehrinin armasından, geyik boynuzu ile kırmızı-siyah çizgilerse Württemberg köyünün flamasından alınmış. Şirket Volkswagen Beetle’ı da yaratan Ferdinand Porsche tarafından 1931 yılında kuruldu

Deniz tanrısına…
Dünyanın en prestijli otomotiv firmalarından Maserati’nin logosunda şirketi yaratan kardeşlerin doğduğu Bologna’da bulunan fıskiyeli havuz kullanılmış. Havuz, denizlerin tanrısı Neptün’e ithaf edilmiş. Neptün’ün sembolü üçlü çatal da logo olarak seçilmiş

Alıntıdır[ http://www.herice.com/content/view/536/1/ ]–TUNALIM… 

26 Feb 2008
Admin · 5 views · Leave a comment
UNICEF TÜRKİYE'DE NELER YAPIYOR?..
 

UNICEF, 1951 yılından bu yana, Türkiye’de T.C. Hükümetleri ile işbirliğinde çocukların gereksinimlerine, yaşam ve sağlık koşullarının geliştirilmesine, psiko-sosyal ve bilişsel gelişimlerindeki ihtiyaçlarına yönelik ortak çalışmalar yürütmektedir. Bu süre içinde UNICEF’in etkinliklerinin odak noktası ve kapsamı ihtiyaçlara göre değişkenlik göstermiş; önceleri çocuklara süt dağıtımı gibi temel gereksinimlerin karşılanmasıyla başlayan etkinlikler sonradan çocuk haklarını esas alan, çocukların yaşatılmaları, geliştirilmeleri ve korunmaları amaçlarına yönelik daha bütünsel yaklaşımı olan bir nitelik kazanmıştır.

Canlı doğan her yüzbin bebekten 46’sının anneleri doğum sırasında veya sonrasında doğuma bağlı nedenlerden, eğitim ve bakım yetersizliğinden ölmektedir. Annelerle aile fertlerinin bilgilendirilmesi ve sağlık personelinin eğitimi yoluyla doğum sırasında ve yenidoğan döneminde ölümleri ve özürlülük durumunu azaltmak için çalışmalar yapılmaktadır. Bu sayede doğum sırasında anne ölümleri son 25 yıl içinde % 75 azalmıştır.

Bağışıklama Projesi ile bir yaşından küçük çocukların % 90′ının Çocuk Felci, Kızamık, Verem, Difteri, Boğmaca, Tatanoz ve Hepatit B’ye karşı aşılanmaları hedeflenmektedir. Bu çalışma sonucu 2002 yılında Türkiye Dünya Sağlık Örgütü tarafından “Çocuk Felcinden Arınmış Ülke” ilan edilmiştir. Şimdi hedef aynı statünün kızamık için de elde edilmesidir. Süregelen kızamık aşısı kampanyasının bir etabı daha 2005 yılı Nisan ve Mayıs aylarında gerçekleştirilmiştir.

Anne Sütüyle Beslenmenin Desteklenmesi- Bebeklerin ilk 6 ayda yalnızca anne sütüyle beslenmelerini; ek besinlerin 6 aydan sonra verilmeye başlanmasını ve anne sütüyle beslenmenin 2 yaşa kadar hatta daha sonra da devam etmesini sağlamaktır. Bunun için hastanedeki sağlık personeli emzirmeyi teşvik için; yeni doğum yapan anneler ise başarılı emzirme için eğitilmektedir.

Türkiye’nin doğusunda yetersiz ve kötü beslenme nedeniyle çocukların yaklaşık % 50’sinde büyüme bozukluğu vardır. 1994′ten bu yana açılan kurslarla kadınlara beslenme eğitimi verilmektedir.

İyot yetersizliği, dünyada ve Türkiye’de görülen önlenebilir zihinsel geriliğin en büyük nedenidir. Sorunlu gebelikler, düşükler, ölü doğumlar iyot eksikliğinin yol açtığı diğer sorunlardan bazılarıdır. Yürütülen projeyle Türkiye’de İyot Yetersizliği Bozukluklarına son verilmesi hedeflenmektedir.

Eğitim- Türkiye’de çeşitli ekonomik ve sosyal nedenlerle okula kayıt olma ve devamlılık oranlarında kızlarla erkekler arasında önemli farklılıklar bulunmaktadır. UNICEF 2005 yılı sonuna kadar, ilköğretime kaydolan kız ve erkek çocuklar arasındaki eşitsizliği ortadan kaldırmayı, kızların okula kaydolma ve devam oranının en düşük olduğu 53 ildeki tüm kız çocuklarının 8 yıllık zorunlu ilköğretimi tamamlamasını sağlamayı hedeflemektedir. Bu amaçla 2003 yılı Haziran ayında başlatılan “Haydi Kızlar Okula” Kampanyası başarıyla sürdürülmektedir.

Türkiye’de eğitim sisteminin çağdaşlaştırılması ve öğretim standartlarının uluslararası düzeye getirilmesi amacıyla yürütülen projelerden biri de “Çocuk Dostu Okullar Projesi” dir. Ülkedeki bütün okullar için geçerli olacak asgari standartlar aracılığıyla, okulları öğrenim açısından daha uygun hale getirmeyi; çocukların eleştirel düşünme yeteneklerini, özsaygılarını ve sosyal becerilerini geliştirmeyi amaçlamaktadır. Proje 2004-2005 öğrenim yılında 250 okul ile başaltılmış olup, bir sonraki öğrenim yılında da 250 okulu daha kapsayarak evreler halinde genişletilmesi planlanan bir projedir.

Gençler Arasında HIV/AIDS’i Önleme Çalışmaları ‘nın amacı gençler arasında HIV/AIDS ile ilgili bilinç ve duyarlılığı geliştirmek ve alınacak önlemler konusunda bu kesimi bilgilendirmektir. Bu virüsün riski konusunda bilgi ve duyarlılığın eksikliği, korunma yöntemleri hakkında yeterli düzeyde bilincin olmaması çok sayıda genci savunmasız durumda bırakmaktadır. Ayrıca bu bilinç eksikliği, hastalığa yakalananlara yönelik hoşgörüsüz tutumları körüklemektedir. Genç ve çocuk nüfusu yüksek bir ülke olarak, türkiye’de virüsün niteliğine ilişkin kapsamlı eğitim yapılması ve enfensiyonlu kişilere karşı hoşgörünün eğitim yolu ile geliştirilmesi hedeflenmektedir.

Ergenlik Dönemindekiler İçin Merkezler kurularak, ergenlik dönemindeki gençlerin sorunlarının ve gereksinimlerinin saptanması ve bunlara ilişkin bilinç ve duyarlılık düzeyinin yükseltilmesi hedeflenmektedir. Proje ayrıca gençler arasında sağlıklı yaşam uygulamalarını da yaygınlaştıracak; danışmanlık, rehberlik ve diğer hizmetlerin sunulmasini sağlayacaktir.

Sokaklarda Yaşayan ve/veya Çalışan Çocukların Korunması Projesi sokaklarda yaşayan ve çalışan çocuk sayısını azaltmayı, bu çocuklar için güvenli ortamlar sağlamayı, eksik kalan eğitimlerini tamamlamalarına yardımcı olarak onları yaş gruplarının eğitim düzeyine getirmeyi, böylece toplumdan dışlanmalarını önlemeyi, onlara beceriler kazandırarak toplumla yeniden bütünleşmelerini sağlamayı hedeflemektedir. Proje ayrıca Türkiye’deki iş yasalarının Çocuk Hakları Sözleşmesi ile uyumlu hale getirilmesi için tanıtım, savunma ve kurumlararası eşgüdüm çalışmalarını da yürütmektedir.

Çocuk Ceza Adaleti Sisteminde Reform çalışmaları, yasalarla başı derde giren, istismar olaylarının kurbanı ve/veya tanığı olan çocukların haklarının ve gereksinimlerinin gözetilmesini sağlamak amacıyla hükümetin yargı sisteminde yapacağı reformları desteklemekte, ve bu çocukların rehabilitasyonu ve topluma entegrasyonu yönündeki çabalara katkıda bulunmaktadır.
UNICEF dünyanın her tarafında savaş, iç savaş ve doğal afet durumlarında bu olağandışı durumların yaşandığı bölgelerdeki çocuklar için özel kampanyalar düzenleyerek yardım eder. Daha önce Türkiye’de yaşanan Marmara Depreminde
ve diğer afetlerde olduğu gibi, en son 2004 yılı Aralık ayında Guney Asya’da yaşanan ve yüzyılın en büyük felaketi olarak nitelenen deprem / tsunami felaketinde ve en son 8 ekim 2005 tarihinde meydana gelen Pakistan depreminde UNICEF yine tüm olanakları ve teşkilatı ile bölgenin imdadına yetişmiş ve yardımlarını aşağıda verilen ana başlıklar etrafında toplamıştır:

Temiz su ve temel sanitasyonun saglanması,
Kolera, dizanteri, ishal gibi sudan kaynaklanan hastalıkları önleme çalışmaları,
Ölümcül çocuk hastalıklarını önlemek için acil bağışıklama çalışması,
Kötü beslenen çocuklar ve gebeler için özel gıdaların sağlanması,
Travma geçiren çocuklar için özel bakım,
Yetimlerin ve ebeveynlerinden ayrı düşmüş çocukların bir an evvel okullarına dönmeleri için okulların rehabilitasyonu.
UNICEF, bölge için hazırladığı yardım ve rehabilitasyon planı çercevesinde çalışmalarını afetten zarar gören ülkelerde 10 yıl süreyle sürdürecektir.

Öncelik Çocukların
Çocuk haklarının uygulanabilmesi için ilerlemeleri sürekli kılmak, kalkınma sürecinin her aşamasında önceliği çocuklara vermek gerekmektedir.

UNICEF’in Türkiye’de 2005 sonu hedeflerinden bazı alıntılar:

*Kız çocuklarının ilköğretime kayıt oranlarının erkeklerle eşit düzeyde olmasının sağlanması;

*Bebek ölüm oranlarının %o 42.7′den %o20′ye indirilmesi.

*Anne ölüm oranlarının %50 oranında azaltılması;

*İlk 6 ay ‘sadece anne sütü ile beslenme’ oranının arttırılması.

*Çocuklarda ‘iyot yetersizliği hastalıkları’nın ortadan kaldırılması.

*Çocuk gelişimi ve bakımı konusundaki bilgilerin üç milyon aileyi kapsayacak biçimde yaygın olarak duyurulması.

*HIV/AIDS ile ilgili bilincin arttırılması ve gençler arasında korunma yöntemlerinin yaygınlaştırılması.

*’Özel korunma gereksinimi olan çocuk’ oranının azaltılması.

Türkiye’de her yıl 1.5 milyon bebek doğmaktadır.Bu çocuklara temel sağlık, eğitim ve korunma hizmetlerinin sunulması gelecek kuşakların refahı için de gereklidir.

TUNALIM…

26 Feb 2008
Admin · 6 views · Leave a comment

Previous page  1, 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9  Next page