Calendar

April 2008
MonTueWedThuFriSatSun
 << <Jul 2008> >>
 123456
78910111213
14151617181920
21222324252627
282930    

Şu anda kimler bağlı?

Member: 0
Visitor: 1

rss Syndication

Posts sent in: April 2008

Prof. Dr. Haydar Baş’tan ’’Sosyal Devlet’’ projesi

 


15 ülkeden 100’ü aşkın bilim adamı Prof. Dr. Haydar Baş’ın “Sosyal Devlet Milli Devlet” tezinin Türkiye ve dünya için tek çıkış yolu olduğunu Bursa’dan tüm dünyaya haykırdı.

Uluslararası Bağımsız Milli Ekonomi Modeli Birliği’nin Türk milletinin geçmişte üç kıtaya hükmettiği Osmanlı İmparatorluğun merkezi olan Bursa’da tertip ettiği 4. Uluslararası Sosyal Devlet Milli Devlet Kongresi sona erdi. Bursa’daki tarihi kongreye 15 ülkeden 100’ü aşkın bilim adamı iştirak etti. Kongreye ilim adamı düzeyinde katılan ülkeler şunlar; İsviçre, Almanya, Rusya, Estonya,  Fransa, Hollanda, Kazakistan, Macaristan, İspanya, Finlandiya, İngiltere, Bosna hersek, Özbekistan, Azerbaycan ve Türkiye. İki günde toplam altı oturum şeklinde gerçekleştirilen kongreye tebliğ sunan akademisyenlerin yanında çok sayıda misafir bilim adamı da katıldı.


Prof. Dr. Baş dakikalarca alkışlandı
İki gün boyunca devam eden “Sosyal Devlet Milli Devlet” kongresi Prof. Dr. Haydar Baş’ın muhteşem bir kapanış konuşmasıyla tamamlandı. Prof. Dr. Haydar Baş kapanış konuşmasını yapmak için kürsüye, kongreye katılan 100’ün üstünde yerli ve yabancı bilim adamlarının ayakta alkışları arasında geldi. Akademisyenlerin Prof. Dr. Haydar Baş’ı alkışlamaları dakikalarca devam etti. “Sosyal Devlet Milli Devlet” tezinin sahibi Prof. Dr. Haydar Baş’ın konuşması sık sık alkışlarla kesildi. Prof. Baş’ın kapanış konuşması yaptığı sırada yerli ve yabancı bazı akademisyenlerin ayağa kalkarak alkışlamaları dikkatlerden kaçmadı.

Kapanış konuşması tezin sahibinden
Bursa’da iki gün süren “Sosyal Devlet Milli Devlet” kongresi Prof. Dr. Haydar Baş’ın muhteşem bir kapanış konuşmasıyla tamamlandı

Pazar günü kongrenin oturumlarının tamamlanmasından sonra başlayan Prof. Dr. Baş’ın konuşması kongrenin tüm yorgunluğuna rağmen bilim adamları tarafından ilgiyle sonuna kadar takip edildi. Prof. Dr. Haydar Baş aynı zamanda kongrenin konu edindiği “Sosyal Devlet Milli Devlet” teziyle ilgili çok geniş ve çarpıcı bir değerlendirme yaptı. Kapanış konuşmasında Prof. Dr. Haydar Baş’ın değindiği bazı konular şunlar;

İnsanlık aradığını tezimizde bulmuştur!
Sosyalizm ve kapitalizmden umduğunu bulamayanlar, esaretten bıkan halklar çare olarak Milli Ekonomi Modeli’ne sarılmıştır. Bağımsızlık için gerekli bu özellik dikkate alındığında, iktisat literatürüne girmiş olan milli ekonomi modelinin, uluslararası iktisat tezi olarak kabul görmesi tabiidir. Milli ekonomi modelinin bugün dünyanın bütün iktisat sitelerinde yer almış olmasının sebebi, insanlığın aradıklarını bu tezde bulmasıdır.

Sosyal devlet hakları garanti eder!
Vatandaşların sosyal devletten beklentileri devletin vatandaşının geçimini temin etmesi ve vatandaşlarına iş imkânlarını sağlaması, sağlık ve barınmasını garanti altına almasıdır. Bugün AB ülkeleri de dâhil bu imkânları vatandaşlarına hazırlayamamıştır. AB’nin işsizliğe bulduğu tek çare yarım gün çalışma yöntemidir. Sosyal devlet ise, Milli Ekonomi Modeli ile tam istihdamı garanti altına almaktadır. 

Sosyal devlet ‘alan el değil veren el’dir!
Milletinden vergi olarak toplanandan daha fazlasını millete veren devlete “sosyal Devlet” denir. Sosyal devlet alan el değil, veren eldir. Sosyal devlette, vatandaşa verilecek sosyal yardımların başında “Vatandaşlık Maaşı” gelir. Sosyal devlet demek, işsizlik konusunu halleden devlet demektir. Bu devlet kalıcı ve sürekli bir büyümeyi sağlar. Böyle bir piyasada herkes imkânlardan istifade edebilir.

Gerçek sosyal devlet vergi almaz!
Gerçek sosyal devlet hayata geçtiğinde tüketiciden vergi almayan bir devlet anlayışı ortaya çıkar. Her gelir grubundan aynı oranda vergi almanın yanlış olduğunu ifade ediyoruz. 100 milyarın altında geliri olandan vergi alınmaz. Bu tüketici grubuna devletin bir desteğidir.

Kongrede ne dediler?
Model bütün insanlık için kurtuluştur Prof. Dr. Juhani Tamminen – Finlandiya
Finlandiya’da Prof. Dr. Haydar Baş’ın Milli Ekonomi Modeli’nin birçok enstrümanları koruyucu tedbir olarak uygulamaya alındı. Örneğin, bazı dev Fransız şirketleri uranyum madenlerini topyekûn almaya kalkıştı. Ama hükümet yerinde müdahalelerle bu ve bunun gibi olaylara meydan vermedi. Kongremizin temelini oluşturan sevgili meslektaşımın eseri, Finlandiya gibi milli varlığını korumanın güçlükleriyle boğuşan ülkeler için son derece kıymetli bir rehber teşkil etmektedir. Diyebilirim ki, yeni sömürgecilik arayışlarına karşı koymak isteyenlerin elinde artık pratik ve kapsamlı bir rehber ve bir doğru yanlış çizelgesi vardır. Bu rehber, sadece Türk milleti için değil, hiçbir din ve ırk farkı gözetmeksizin bütün insanlık için bir kurtuluş projesidir, barış, adalet ve kalkınma modelidir. Bu modelin sahibi Prof. Dr. Baş’ı yürekten tebrik ediyorum.

Prof. Dr. Baş yüz akı bir bilgedir! Prof. Dr. Jyri Kadak – Estonya Tallinn Üniversitesi

Yirminci yüzyıl sonlarında, devlet ve vatandaş arasındaki bağın hiçbir mantıki gerekçeye dayanmadan yıpratılması, hatta koparılmaya çalışılarak dengelerin zorlanması çok ciddi problemlerden biridir.  Eserde benim en önemli bulduğum yön bu problemi telafi eden bir mekanizmayı somutlaştırması ve formülleştirmesi. Prof. Dr. Baş, devleti güçlendirirken, Sosyal Devlet enstrümanlarıyla milleti de kuvvetlendiriyor; “kaba devlet”i değil, bilakis “baba devlet” yapısını oluşturuyor. Model, öyle bir yapı geliştiriyor ki, hiçbir din, ırk ve sınıf farkı gözetmeksizin herkesi destekliyor, herkes kabiliyetine göre bu destekten azami istifade ile ya katma değer üretiyor veya üretilene müşteri olarak ekonominin sürekli büyümesine katkı sağlıyor. Bu yaklaşım, bugün insanlığın tıkandığı noktada, beklenen yaklaşımdır. Bu bağlamda sayın Prof. Dr. Baş, insanlık ve bilim adına bir yüz akı bilgedir.

Bu tez küreselleşmeye panzehirdir Prof. Dr. Patrick Boulogne – Fransa Paris Üniversitesi

Beni bu kongreye davet ettiklerinden ötürü Türk dostlarıma çok teşekkür ederim. Dostane olduğu kadar saygın olan böylesi bir ortamda düşüncelerimi ifade edebilmek benim için bir onurdur. Tehlikeli gerilimlerin gittikçe yoğunluk kazandığı günümüz dünyasında, yaşananları anlamak, tahlil etmek ve çözüm getirmek tüm dünyadaki aydınların acil sorumluluğudur. İşte bu çerçevede Prof. Dr. Haydar Baş’ın “Sosyal Devlet, Milli Devlet” tezi uluslar için bir can simididir ve insanlık tarihi açısından önemli bir aşamadır. Küreselleşme döneminde ‘milli devlet’e vurgu yapılması hayati derecede önemlidir.

Prof. Baş kalkınmanın adresini göstermiştir Prof. Dr. Ömer Saraçoğlu – İstanbul Üniversitesi
Prof. Dr. Haydar Baş Milli Devlet–Sosyal Devlet modeli ile bütün ulusların kendi kendine nasıl yetebileceklerinin nasıl kalkınabileceklerinin anahtarı olan Mili Ekonomi Modelini uygulayarak dünyanın beklediği barışa, sosyal adalete ve demokrasiye ulaşabileceklerinin adresini göstermektedir. Ve Prof. Dr. Haydar Baş Milli Devlet ve Milli Ekonomi tezleri ile fakirliği ve yoksulluğu ortadan kaldıracak projelerle insanlığın önüne yeni ufuklar açmaktadır.

Sosyal Devlet tezine hayran kaldım Prof. Dr. Metin TULGAR
“Sosyal Devlet/Milli Devlet” kitabının her cümlesini dikkatle ve hayranlıkla okuyorum. Bu tezin, Müslüman Türk dünyasının tezi olmasından onur duyuyorum.  İnsan hakları, demokrasi ve özgürlük gibi kutsal kavramların bilinçli şekilde çarpıtıldığı günümüzün karmaşık ortamında umutsuzluk değil umut mesajlarıyla insanlığa mutlu gelecek müjdesi veren bu eserin her cümlesi dikkatle ve özümsenerek okunmalı kanaatindeyim. Güçlü devlet, güçlü ordu ve sağlam aile yapısı kurumlarını temel ilke edinen “Sosyal Devlet/Milli Devlet”  tezi ulusal potansiyelimizi idrak ederek yeniden kimliğimizi kazanmamızı öngörmektedir. Milli Ekonomi Modeli kendi kendine yeten bir kalkınmayı ve sürekli büyümeyi sağlayarak devletlerin siyaseten bağımsız olacaklarını ifade etmektedir. Bu önemli eseri, kurtuluş reçetesi arar haldeki insanlığa sunan Sayın Prof. Dr. Haydar BAŞ Hocamızı yürekten kutluyorum.

TUNALIM....
Admin · 57 views · Leave a comment
21 Apr 2008

YAKIN SİYASİ TARİHİMİZİN, POLİTİK ANALİZİ..

sehidimnet

        Sayın misafirim; siyaseti bir kenara bırakalım ve kendi kendimize samimiyetle şunu soralım ve düşünelim. özellikle Atatürk dönemi siyasetinden sonra memleketimizde son 25-30 yıl boyunca hükümetlerin izlediği siyaset ne oldu ? AB. sevdası ve ABD. ye yaranarak siyaset yapma, IMF ye borçlanarak elde edilen para ile ülkeyi kalkındırabileceklerini zannetmeleri. Özal bir zamanlar para basmış ve kullanmıştı. Ancak oda parayı hesapsız basmış, fazla para bastığından ülkemizi yüksek enflasyonla başbaşa bırakmıştır. Yani ülkeye gerekli kandan fazlasını vermiştir. Ülkemiz 20 yıla yakın bir süredir senyoraj hakkını kullanmıyor ve şu an için aylık hesabıyla 25-30 katrilyon yapıyor. Bu miktarın üzerinde para basarsanız işte o zaman Özalın yaptığı gibi enflasyonu körüklemiş olursunuz. Şu unutulmamalıdırki ABD. yani IMF gelişmekte olan ülkelerin senyoraj hakkını elinden almakta, sen kendi paranı basarak kalkınmaya çalışma, ben sana faizle borç para vereyim onunla istediğin gibi kalkınırsın zihniyetine mahkum etmektedir. Bugün ABD dahil gelişmiş ülkelere bir bakalım, hepsi senyoraj hakkını kullanmaktadır. Peki senyoraj hakkı nedir? Bir ülkede emeğinin, üretiminin karşılığı, piyasada bulunması gereken (basması gereken) paradır. Özellikle ABD. dünyaya IMF yolu ile parasını satmakta yani parasını hem dünya parası yapmakta hemde para sattığı ülkeleri ekonomik olarak kendisine mahkum etmektedir. Bugün ABD 600 milyar dolar bütçe açığı vermektedir. Sebebi ise bastığı para ABD.nin üretimi karşılığı piyasada bulunması gereken para değil, bunun kat ve kat fazlasıdır. Şu an Dünyaya basıp pompaladığı parasının %90 ının karşılığı yoktur aslında. ABD nin en büyük korkusu, basıp Dünyaya pompaladığı dolarlarının ülkesine geri dönmesidir. Böyle olursa ABD. aşırı kandan ölecektir. Dünyaya o kadar para basıp pompalamıştırki ABD bu ekonomi ile aynı zamanda kendi sonunuda hazırlamaktadır. Bunun yanında AB. de ekonomik olarak dağılmaya mahkumdur. Nedenine gelince, avrupa nın nüfusu hızla yaşlanıyor, doğal kaynakları tükenme noktasına gelmiştir ve AB. ortak para birimine geçince emisyonunu kaybetmiştir. Bugün AB.nin en güçlü ekonomisi olan ALMANYA’da işsizlik son 70 yılın en had safhasına ulaşmıştır. Tüm AVRUPA aynı kaderi paylaşıyor. Ayrıca gençliği esrar, eroin bataklığındadır. Vatan millet, insan sevgisinden yoksun ahlaksız bir gençlik yetişmektedir ve bizide kendilerine benzenmek için ellerinden gelen gayreti göstermektedirler. AB nin ömrü en fazla 15 yıldır. Aynı şekilde ABD de aynı kaderle başbaşadır. Onun için AVRUPA geleceğinindeki karanlık günlerin farkında olduğu gibi TÜRKİYENİN de geleceğindeki aydınlık günlerin farkındadır. TÜRKİYE genç ve eğitimli nüfusu, çok zengin yer altı ve yer üstü kaynakları hızla artan nüfusu ve en önemlisi MÜSLÜMAN kimliği ile AB. yi ve ABD yi endişelendirmektedir. Ayrıca TÜRK coğrafyası dediğimiz ortadoğuda ABD nin AB nin ve İSRAİL in büyük hesapları vardır. ATATÜRK döneminde, kirli hesaplarına ulaşamamışlardır. Örnek verecek olursak savaştan sonraki ülkenin içler acısı durumunu fırsat bilen ABD.liler ellerinde çantalar dolusu paralar ile gelmiş burada tarım yapacağız sanayi kuracağız bahaneleri ile bizden toprak satın almaya gelmişler, ATATÜRK bu tehlikeyi sezerek, çıkardığı bir kanunla vatan toprağının bir karışı bile yabancıya satılamaz demiştir. Yine ATATÜRK döneminde DÜNYAYA yüzde yüz bizim ürünümüz olan gaz maskeleri satılmıştır. ATATÜRK işçisinden mühendisine kadar Türk damgasını Dünya ya vurmayı amaçlamakta idi. Bunun yanında OSMANLI nın yıkılışına sebep olan, haçlıların OSMANLI topraklarına soktuğu 5000 hacı, hoca, evliya kılıklı ve kur’an-ı çok iyi bilen casuzlar tarafından vehhabilik adında dinimize birtakım sapık inançlar sokuşturmuşlar ile içimize fitne ve fesat sokulmuş, ARAPLAR OSMANLIYA karşı kışkırtılmış ve OSMANLI İMPARATORLUĞUNUN çöküşünü sağlamışlardır. ATATÜRK bunları çok iyi biliyordu ve o zamanlarda çıkardığı tekkelerin kaldırılması, hilafetin kaldırılması, CUMHURİYETİN İLANI, laikliği getirmesindeki asıl amacı hem milletimizin seçme ve seçilme özgürlüğü ile başındaki hükümeti belli bir süre için denemesi hemde ajan din adamlarının devlet yönetimine karışmasının önlenmesi idi. Kimilerinin dediği gibi ATÜTÜRK müslüman değildi yalanı çok yanlış ve tehlikeli bir sözdür. Düşünsenize laikliğin olmadığını ve hilafetin kalkmadığını. Elin hoca, evliya kılıklı müslüman kılıklı İNGİLİZİNİN ülkemizi parçalayıcı, bölücü faaliyetler gösterse idi her çıkan kanuna burnunu soksa idi, ortalığı fesata, delalete düşürseydi, bizi EHLİ SÜNNET’TEN uzaklaştırsaydı. ALLAH muhafaza hem DİNİMİZİ hemde VATANIMIZI kaybederdik. Üstüne üstük kardeş kanı dökerer. Yine ATATÜRK döneminde bir TÜRK kızını hristiyan yapan bir ABD okulunu duyunca ATATÜRK o okulu derhal kapattırmıştır. Bu arada içimize sokulan bir fesattan daha bahsedeyim. LAİKLİK adına ATATÜRKÇÜLÜK adına baş örtüsüne karşı yaklaşımlar oluşmuştur. ATÜTÜRK ün hanımını biliyorsunuz, annesinide biliyorsunuz. Peki dikkat ettinizmi? Annesi ve hanımının resimlerinde hep başları muntazaman kapalıdır. ATATÜRK döneminden sonra, gelecek nesillere ATATÜRKÇÜLÜĞÜ bir islam düşmanlığı gibi göstererek Türkiye Cumhuriyeti üzerinde AB., ABD ve İSRAİL ürünü parçalama ve yok etme tezgahları içine girişmişlerdir. Son hedefleri ise TÜRK ORDUSU dur. TÜRK ORDUSU bu milletin sigortasıdır, bel kemiğidir. Siz bir ülkenin bel kemiğini kırarsanız o ülkeyi parçalamak ve yok etmek çocuk oyuncağı haline gelir. Ülkemiz üzerindeki bu kuşatma yıllardır sabırla uygulanıyor ve gelinen bugünkü nokta ya bakacak olursak. Ülkemiz iç ve dış borçları ve faizi ile 400 milyar doları aşmış durumda, bir başörtüsü sorunu nedeni ile kapanan genç kızlarımız , kadınlarımız ve onların aileleri bu gidişattan bezmiş durumda ve çareyi AİHM.de aramaktadırlar. Başörtüsü bizim iç meselemizdir. aile fertleri arasında çıkan sorunlar aile içinde çözülür. insanlarımızı yanlış yönlendirerek düşmanımız üzerinden medet aramaya teşvik etmektedirler. Şu anda doğu ve güneydoğu da bulunan yaklaşık 3500 ajan kürk, alevi, sünni kardeşlerimizi, yaşanan ekonomik burhanı da fırsat bilerek TÜRKİYE CUMHURİYETİNE karşı kışkırtmakta ülkemize saldıkları PKK. Belasının yanıda kimlik tartışmasınıda gündeme getirerek ortalığı karıştırmaya, milletimizi parça parça bölmeye çalışmaktadırlar. Bu tezgaha, OSMANLI döneminde vehhabilikle kuranlar şimdi isim değişikliği ile NURCULUK adında çıkardıkları MÜSLÜMAN TÜRK evladını hristiyanlaştırma oyununu da katmışlardır. NURCULARIN son tiyatroları ise BİZ BİR HRİSTİYAP PAPAZI ZİYARETE GİTTİK. NAMAZ VAKTİ GELDİ. PAPAZDA BİZİ BİR ODAYA GETİRDİ. GÖRDÜKKİ MEĞERSE PAPAZDA GİZLİ MÜSLÜMANMIŞ. Masalları ile halkımızı dinden imandan çıkarmaya ve PAPAZ sevgisini yaymaya çalışmakadırlar. Gelelim siyasilerimize bu zamana kadar ne yaptılar BİZE ECDADIMIZIN CANINI FEDA EDEREK, ŞEHİT OLARAK- GAZİ OLARAK EMANET ETTİKLERİ VATAMIZA nasıl sahip çıktılar, nasıl yönettiler. Halkımızı, TÜRK DÜŞMANI, İSLAM DÜŞMANI ve BU TOPRAKLARDA GÖZÜ OLAN, BAŞ DÜŞMANIMIZ OLAN. ABD ye AB. ye sevdirmeye, bunun yanında ŞANLI TÜRK İSLAM TARİHİMİZİ karalamaya adeta BİZLERİ OSMANLIYI KARALAYARAK, torunu olduğumuzu unutturacakmışcasına bu ülkeyi idare ettiler, (BAZILARI İSTİSNA). Son hükümete bakıyoruz TÜRKİYE CUMHURİYETİ tarihinde halkımız hiç bu kadar uyutulmamıştır. Ülkemiz adeta yabancılara parsel parsel satışa çıkarılmış, borç üç yılda 200 milyar dolardan 400 milyar doları aşmış, işsizlik 10 milyonu aşmış, tarım kesimi çökertilmiştir. Mersinde bir çiftçi Sayın Başbakana derdini anlatmak isterken, başbakandan hiç beklemediği bir cevabı almış (ANANI ALDA GİT) ve mahkemeye verilmiştir.Bunlar çulsuz bir AB. ne girme bahanesi için yapılması ayrı bir konudur. Ekonomi çok iyi, süper gidiyor yalanları ile bu noktaya gelinmiştir. Bu noktada yıllardır bir ismi takip ediyorum. Bu kişi ülkemiz üzerine oynanan oyunları ve izlenmesi gereken siyasi ve ekonomik yolu yıllardır iktidardan muhalefetine seslendi durdu. Onun yıllar önce tesbit ettiği gerçekler bugün gün yüzüne çıkmaya başladı. Ben siyaseti sevmem ancak çünkü siyasiler çok şeylere söz verirler iktidara gelince söylediklerinin 10 da 9 unu unuturlar ve hepsininde çizgisi aynıdır AB.ye girmek.Birisi çıktı ve dağılan zihnimizi, fikrimizi, inancımızı tekrar toparladı, bizi bize tanıttı, TÜRKLÜĞÜMÜZÜ bize yeniden hatırlattı. Dostumuzu düşmanımızı unutmamayı, uyanık ve akıllı olmayı anlattı ve TÜRK MİLLETİNİ ayağa kaldıracak, AB. yenire BÜYÜK TÜRK BİRLİĞİ ele yeniden OSMANLI özlemini gerçekleştirecek. AVRUPANIN, ABD.nin içimizde uyuttuğu ve hiçbir zaman uyanmasını istemediği o OSMANLI TÜRK ruhunu tekrar dirilten ve bunun yolunun önce EKONOMİK BAĞIMSIZLIKTAN geçtiğini bizlerin, adeta servet üzerinde oturan dilenci konumunda olduğumuzu bize hatırlatıyor. İSTANBUL ve BAKÜ MİLLİ EKONOMİ MODELİ KONGRELERİ ile TÜRK ve yabancı akademisyenler bu modelin uygulanabilir olduğunu ve bir an önce hayata geçirilmesini istemektedirler. İlk etapta TÜRKİYE de merkez olmak üzere, AZERBAYCAN ve RUSYA da birer şube kurulması kararlaştırılmıştır.Şimdi size soruyorum. Kimimiz fanatik kimimiz değil, hepimizin bir partisi var, bir çizgisi var buna rağmen biz kimlere oy vermedikki? ANAPlısı, DYPlisi, MHPlisi, SAADETPlisi, ...partilerimizi birkereleğine bırakıp bundan önceki koalisyonu iktidara getirmedikmi, şu anki hükümeti iktidara getirmedikmi? Hatta AKP ye bilerek oy verdik. AKP seçim meydanlarında, ben IMF ve AB. çizgisinden sapma olmadan devam edeceğim demedimi. Bile bile oy verdik. Sonuç ortada. Prof. Dr. Haydar BAŞ ise 10 yıldır 15 yıldır, hatta daha fazla süredir hükümetleri uyardı durdu. Kimse dikkate almadı. Siyasete girmeye mecbur kaldı, çünkü ülkemiz bataklığa düşmüşcesine çırpındıkça batıyor. Prof. Dr. Haydar BAŞ yıllardır söyleyip hükümetlere yaptıramadığı düşüncelerini, şimdi kendisi yapmak için siyasete girmiştir. Dikkan edilirse Haydar BAŞ’a siyasete girdikten sonra özellikle MİLLİ EKONOMİ MODELİ KONGRESİNDEN sonra, çeşitli iftira ve karalama olayları başlamıştır. Bunlar tamamen AB. ABD. ve onun uşağı olan iç basın, yayın organlarının tezgahıdır ve şuan bunlar ayrı ayrı mahkemeye verilmiş ve verilmeye devam ediyor. ABD. AB. İSRAİL biliyor ki Haydar BAŞ başa geçerse ülkemiz üzerindeki çirkin emellerine alet olamayacaklar, ülkemizin yükselişine engel olamayacaklar. Artık kaybedecek zamanımız kalmamıştır. Bir olup beraber olup bir seferliğine BAĞIMSIZ TÜRKİYE PARTİSİ (BPT) ye oy verelim. Yine tekrarlıyorum. Biz kimleri iktidar yapmadıkki? “Doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar” misali yapmayalım. Saygılarımla..
TUNALIM...
Admin · 11 views · Leave a comment
07 Apr 2008

OLUŞLARIN HAREKET NOKTASI İNSAN


İster ferdî ister toplumsal olaylar olsun, olumlu veya olumsuz her olayın temelinde, hareket noktasında; merkezinde insan vardır. İnsanı tanımadan, insanın sebep olduğu hiçbir olumsuzluğu ortadan kaldırmak ya da olumlu davranışlarda devamlılık sağlamak mümkün değildir.
Teknolojik açıdan dünyada çok hızlı gelişmeler sağlanmasına rağmen, insanın gerçek manada mutluluğu bir türlü sağlanamamıştır. Yapılan her yeni buluş, icat edilen her yenilik, insanın kullanımına sunulan şeyler hakkında olmuş ama, maalesef insanın manası; ruh ve gönül yapısı ihmal edilmiştir.
Dolayısıyla her şey insan için fakat, “insan ne için”, “kimin için?” sorusu muallakta (ortada) kalmıştır. Bunun sebebi de insanı tanıma noktasındaki eksikliktir.

İnsan, maddesiyle manasıyla bir bütündür. İhtirasları, arzuları, istekleri, ihtiyaçları; fizikî ve ruhî yapısı vardır. İhmal edilen hangi yönü olursa olsun aksamalar meydana çıkar. İnsanın aksayan yönünün yansımaları gerek fert, gerek toplum planında olumsuzluk olarak meydana çıkar. Fert planında kişinin karakteristik özellikleri, davranış biçimi olarak günlük yaşantısına yansır. Bu insan ferdi davranışını toplum içerisinde de sergileyeceği için onun yansımalarını toplum da birlikte yaşayacak, olumlu ya da olumsuz davranışlardan toplum da etkilenmiş olacaktır.
Öfke tabiatlı bir insan isek eğer; ikinci şahıslarla ilişkide, yapılan işlerde öfke hâkim olacaktır; öfkenin yaydığı negatif enerjiden etraftakiler olumsuz etkilenecektir. Sabırlı, sevecen, güler yüzlü biri isek eğer; ikinci şahıslarla ilişkide, yapılan işlerde, güzellikler yaşanacak; oluşan pozitif enerjiden çevremiz de olumlu etkilenecektir.
 Bahsettiğimiz şeyler basit, her gün yaşadığımız gündelik olaylar gibi görünse de tüm sosyal olayların temelini, ferdin ve toplumun yaşantısını olumlu ya da olumsuz etkileyen, çok ama çok önemli olaylardır.
Şimdi elimizi vicdanımıza koyarak ülkemizdeki eğitim sisteminin bu yönde ne kadar fayda sağladığına bakarsak, hiç de iç açıcı sonuçlar ortaya çıkmayacağını görürüz. Eğitim, gerek ailede gerek eğitim kurumlarında; madde- mana; ruh-beden ilişkisi göz önüne alınarak yeniden düzenlenmelidir. O zaman, şanlı bir milletin nerden nereye geldiğini; toplumsal dertlerimizin bir bir çözüldüğünü görürüz.

Demek ki toplumsal huzurun sağlanması için öncelikle insanın kendisi fert planında ele alınmalı ve eğitimi ona göre yapılmalıdır.
Uğur Kepekçi-TUNALIM...
Admin · 14 views · Leave a comment
05 Apr 2008

A-B'nin ETEKLERİ TUTUŞTU


Teslimiyet süreci kesilecek paniği
    AKP iktidarı süresinde ülkenin üniter yapısına darbe vuracak her türlü tavizi koparan AB ve ABD yetkilileri kapatma davasının kabulü ile ağız birliği etmişçesine aynı ifadelerle yargıya saldırdılar, hükümeti sahiplendiler


    Millete ait olan egemenliği bile Avrupa Birliği’ne teslim eden, BOP eşbaşkanlığı adı altında Amerika’nın bölgedeki politikalarına hizmet eden AKP’nin kapatılmasına ilişkin davanın Anayasa Mahkemesi tarafından kabül edilmesinin ardından yabancılar içerideki işbirlikçileriyle birlikte yargıyı hedef tahtasına oturttular. İktidara her istediğini yaptırtan AB ve ABD, teslimiyet sürecinin sona ereceği endişesi ile telaşa kapıldı. Çünkü, emperyalistlerin henüz tamamlattıramadığı dayatmalar kapıda bekliyordu.


 


AKP’ye böyle destek verdilerRehn: Kapatma davası haksız
AB Komisyonu’nun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Olli Rehn, Anayasa Mahkemesi’nin, AKP hakkında açılan kapatma davasına ilişkin iddianameyi kabul etmesinden kaygı duyduğunu açıkladı. Rehn, “Bu davada haklı bir durum görmüyorum” dedi. Olli Rehn, yaptığı yazılı açıklamada, AKP’ye açılan kapatma davasıyla ilgili olarak yarın Avrupa Komisyonu’nu bilgilendireceğini ve bunun, AB’ye aday bir ülkenin, değişiklik gerektirebilen anayasasında sistemik bir hata olduğunu gösterdiğini bildirdi.


 

Ruijten: Hükümet topal bırakıldı
Avrupa Parlamentosu’nun Türkiye Raportörü Ria Oomen Ruijten, Anayasa Mahkemesi’nin AKP’nin kapatılması istemiyle hazırlanan iddianameyi kabul etmesinin Türk hükümetini topal bıraktığını söyledi. Ria Oomen Ruijten, Anayasa Mahkemesi’nin Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nın AKP’nin kapatılması istemiyle hazırladığı iddianameyi kabul etmesini NTV’ye değerlendirdi. Ruijten, “Böyle bir süreç devam ederken bir hükümetin tam olarak ülkeyi yönetmesi mümkün değil” diye konuştu.


 

Swoboda: Karar felaket
AKP’nin kapatılma davasının Anayasa Mahkemesi’nde kabülünün ardından Avrupa Parlamentosu’nun diğer üyelerinden de yargıyı hedef alan küstahça açıklamalar geldi. AP Sosyalist Grup Başkan Vekili Hannes Swoboda, Rehn ile Ruijten’i aratmadı.  Swoboda kararı “felaket” olarak nitelendirdi. Davanın Türk demokrasisine bir tehdit olduğunu savunan Sosyalıst Grup başkan vekili Swoboda, “AKP’nin kapatılma davasından  çıkacak olumsuz tablonun Türkiye’nin Avrupa Birliği yolculuğunun sonu olabileceğini” ileri sürdü.


 

Casey: Demokrasiye bağlı kalın
ABD Dışişleri Bakanlığı sözcülerinden Tom Casey, Anayasa Mahkemesi’nin, AKP’nin kapatılması istemiyle açılan davaya ilişkin iddianameyi kabulünün ardından, ilgili taraflardan siyasal olmayan ve Türk seçmenlerin son seçimlerde ifade ettiği temsili demokrasi ilkelerine bağlı bir süreç beklediklerini söyledi. Tom Casey, “Herşeyden önce bildiğiniz gibi biz, Türkiye’nin bağlı olduğu demokratik değerlere ve laik ilkelere büyük önem veriyoruz ve bu da bizim ilişkimiz ve müttefikliğimiz için temeldir” dedi.


 

Avrupa’dan baskı ziyareti
AB Komisyonu Başkanı Jose Manuel Durao Barroso ve AB Komisyonu’nun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Olli Rehn, 10-12 Nisanda Türkiye’yi ziyaret edecek. Barroso ve Rehn, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile görüşecek. AB Komisyonu’ndan yapılan açıklamada, Barroso ve Rehn’in Türkiye’de çeşili mesajlar vereceği, bunlar arasında Türkiye-AB ilişkilerinin geliştirilmesine ve Türkiye’deki reform sürecine destek mesajlarının öncelikli olarak yer alacağı duyuruldu.


 

Avrupanın telaşı basınlarına da yansıdı
Anayasa Mahkemesi’nin, AKP’yi kapatma davasını kabul etmesi dünyada büyük yankı buldu. Avrupa basını Türkiye’nin krize itildiğini savundu. İşte Avrupa basınının, konu ile ilgili değerlendirmeleri:

Yabancı sermaye ile tehdit:İngiliz The Guardian: Anayasa Mahkemesi’nin kararı ile “ülkenin krize atıldığı” yorumunu yaptı. Gazete, “Ankara’nın laik elit ile yeni sınıf muhafazakar reformcu Müslümanlar arasındaki güç mücadelesinin, Türkiye’nin AB iddiasını zedeleyeceğini ve yabancı sermayeyi caydıracağını” yazdı.


Washington Times :“Türkiye’de en yüksek mahkeme, potansiyel bir kriz yaratabilecek bir davayı başlatmaya karar verdi” değerlendirmesini yaptı. Gazete, Türkiye’nin AB başvurusu ve başarılı ekonomik canlanmasının geleceğinin riskte olduğunu yazdı.

Patlama tehlikesi var
New York Times
:

“Türkiye’deki mahkeme, patlama tehlikesini içeren bir davayı kabul etti” başlıklı haberinde “Mahkeme kararı, Türkiye’yi dindar ile laik Türkler arasındaki nihai çatışmaya da yakınlaştırdı” görüşünü dile getirdi.


İngiliz The İndependent 

 “Türkiye’de iktidar partisi, ’fazla dindar’olduğu için yargılanacak” başlığını kullandığı haberinde analistlere dayanarak AKP’nin anayasayı değiştirme planının siyasi olarak “çok tehlikeli” olacağını da yazdı.


Ekonomi gazetesi Financial Times , “Türkiye, aylarca sürebilecek siyasi ve ekonomik belirsizlik ile karşı karşıya” diye yazdı. Gazete, Anayasa Mahkemesinin kararının İstanbul borsasını düşürdüğünü de belirtti.

İstikrarsızlık yaratabilir
İspanyol El Pais,

 “Türkiye’deki Anayasa Mahkemesi, iktidardaki ılımlı İslami AKP’nin yasaklanmasına ilişkin süreci başlatma kararını aldı. Bunun da, AB’ye aday bu ülkede ciddi bir siyasi istikrarsızlığı yaratabilir” yorumunu yaptı.


Alman yayın kurumu Deutsche Welle 

    “Anayasa Mahkemesi, AKP hakkında kapatılması istemiyle Yargıtay’ın hazırladığı iddianameyi kabul etti. Bu aşamadan sonra ön savunmasını yapması için iddianame AKP’ye gönderilecek” dedi.


 


AB ve ABD’NİN AKP’YE YAPTIRDIKLARI

Egemenlik devredildi
    Başbakan Erdoğan ile dönemin Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, 29 Ekim 2004’te İtalya’nın başkenti Roma’da Avrupa Birliği Anayasası’nın imza törenine katıldı. Gül ve Erdoğan ikilisi, AB Anayasası’na Hıristiyanlık dünyası için tarihi öneme sahip Papa X. Innocenizo’nun heykeli önünde imza attı. İmza töreninin ardından Erdoğan ve Abdullah Gül AB liderleriyle fotoğraf çektirdi.


 

Topraklar yabancıya satıldı
     AKP, 1986 yılında Anayasa Mahkemesi’nin yabancıya toprak satışını engelleyen kararını yasa değişiklikleri ile aşarak peşkeşin önünü açtı. Devletin resmi rakamlarına göre geçen yıl yabancıya 2 milyar 952 milyon dolarlık net gayrimenkul satışı yapıldı. İktidar, “Türkiye’ye yabancı sermaye girdi” diyerek yaptığı satışla övünmeye devam ediyor.


Lozan’ı delen yasa Meclis’ten geçti
    10. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in, “Lozan’ı deldiği” gerekçesiyle yeniden görüşülmek üzere Meclis’e iade ettiği tartışmalı Vakıflar Yasa Tasarısı TBMM Genel Kurulu’nda kabul edildi. Kanunun tümünün yapılan açık oylamasına 314 milletvekili katıldı. Oylamada, 242 milletvekili kabul, 72 milletvekili ise ret oyu kullandı. Yasayla yabancıların Türkiye’de yeni vakıf kurabilmelerine olanak sağlanıyor. Yabancılar, aynı zamanda Türkiye’de kurulan vakıfların yönetim organlarında da görev alabilecek.


 


Haçlı seferlerine vize verdiler

     29 Ocak 2007’de Vakıflar Genel Müdürlüğü’nde basın toplantısı yapan Devlet Bakanı Hayati Yazıcı, bir gazetecinin, “Cemaat vakıfları misyonerlik faaliyetleri yaparlarsa ne olacak?” şeklindeki sorusuna, “Vakfın dini amacı varsa, amacı doğrultusunda elbette çalışacak” cevabını verdi.

           Yazıcıya’ya tepki gösteren Saadet Partisi Genel Başkan Yardımcısı Ömer Vehbi Hatipoğlu, misyonerliğin milli güvenlik problemi olduğunu hatırlattı. Hatipoğlu, “Misyonerlik konusunda AB baskısı devam ediyor. Hükümet bu yüzden sıkıntılı” diye konuştu. Misyonerlik faaliyetleri AKP döneminde zirveye çıktı.


 

Talabani’yi ağırladılar
      10. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer döneminde kabul edilmeyen Irak’ın ABD’nin kuklası devlet başkanı Celal Talabani, Ankara’da Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün “mevkidaşı” olarak ağırlandı. Gül, Irak’ın kuzeyine kara harekatı başladığı gün arayıp davet ettiği Talabani’yi Köşk’ün kapısında karşıladı.


 

DTP’liler Çankaya’ya çıktı
    Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, “PKK’ya terör örgütü demeyen” DTP heyetini Köşk’te kabul etti. Gül, Dışişleri Bakanı olduğu dönemde de, bölücü örgüte destekten cezaevinde yatıp çıkan Leyla Zana ve arkadaşlarını, Bakanlığın resmi konutunda ağırlamıştı.


 

Barzani’ler davet edildi
   Türkiye’nin Irak Özel Temsilcisi Murat Özçelik’in, Irak’ın kuzeyinde gerçekleştirdiği temaslarda, ’Bölgesel Kürt Yönetimi Başbakanı’Neçirvan Barzani’yi, Türkiye’ye davet ettiği öğrenildi. Cumhuriyet’in haberine göre, temaslarda Nisan’ın 3. haftasında KDP Dışilişkiler Sorumlusu Sefin Diyazi başkanlığında bir heyetin de Ankara’ya gelmesi konusunda uzlaşıldığı belirtilirken, görüşmelerde Irak’ın kukla Cumhurbaşkanı Celal Talabani’nin partisi KYB yetkililerinin de yeraldığı belirtildi.


 

Cargill’e kıyak TBMM’den geçti
    İktidarla muhalefet arasında Amerikan şirketi “Cargill’e af getirdiği” tartışmalarına yol açan 11 Ekim 2004 tarihinden önce gerekli izinler alınmadan tarım dışı kullanıma açılan arazilerin, istenilen amaçla kullanımına imkan sağlayan kanun teklifi Meclis Genel Kurulu’nda kabul edildi.


 


BUNLAR DA İLERİYE DÖNÜK PLANLANANLAR

301. Maddeyi kaldırın
   Türklüğe hakareti yasaklayan 301. maddenin kaldırılması için bastırıyorlar. AB’li yetkililer bu maddeyi ağızlarına sakız yaptı. Mart ayı başında vıÜüv0Başbakanlık Resmi Konutu’nda verilen yemekte konuşan Başbakan Tayyip Erdoğan ise, Türk Ceza Kanunu’nun 301. maddesinin yeniden yazımı çalışmalarının Adalet Bakanlığı’nca tamamlandığını anlattı.


 Papaz ekümenik ilan edilsin
   Fener Pum Patriği Bartholomeos’un “ekümenik” ilan edilmesi için Avrupa ile Amerika sürekli telkinde bulunuyordu. ABD ve ABD’nin yetkilileri her Türkiye ziyaretinde Patrikhaneye gitmeyi alışkanlık haline getirmiş, patrikten sürekli “ekümenik” diye söz etmişlerdi. Konu AB raporları ile Türkiye’ye dayatılırken, ABD’de İnsan Hakları Raporlarında konuyu sürekli gündeme getirdi.


 Ruhban okulu açılsın
     Avrupa Birliği ile Amerika’nın dayattığı diğer konu ise, Ruhban Okulu’nun açılması oldu. Bu konuda yabancılara olumlu mesajlar veren AKP, henüz bu dayatmayı da hayata geçirememişti. Bu talepte AB raporları ile ABD’nin insan hakları raporlarına girerken, yabancı yetkililer de her Türkiye ziyaretlerinde konuyu gündeme getirdiler.

PKK ile masaya oturun
Ankara’ya geçtiğimiz ay ziyaretlerde bulunan ABD’li yetkililer iktidara bu telkinde bulunurken, Avrupa Parlamentosu’nu bölücülere açan Avrupa Birliği de sürekli bu yönde telkinlerde bulundu. Celal Talabani’yi Ankara’da ağırlayan ardından peşmergeyi davet eden AKP’nin bu yönde atacağı adım merak ediliyordu.

TUNALIM...
Admin · 11 views · Leave a comment
03 Apr 2008