Calendar

May 2008
MonTueWedThuFriSatSun
 << <Sep 2008> >>
   1234
567891011
12131415161718
19202122232425
262728293031 

Şu anda kimler bağlı?

Member: 0
Visitor: 1

rss Syndication

Posts sent in: May 2008

EY EHLİ VİCDAN DUYUN BU SESİ
    Ülkemiz gerek içte gerek dışta sürekli kan kaybetmeye devam ederken, küresel güçler; medya desteği ve AB destekli sivil toplum örgütleri vasıtasıyla vatandaşı yanlış yönlendirerek iyimser hava estirip, adeta sahte cennet senaryolarıyla milletimizi aldatmaya devam etmektedirler. Huzursuzluk sadece ülkemizle de sınırlı olmayıp, batısından doğusuna bütün dünyaya yayılmış vaziyettedir. Osmanlı’nın cihan hâkimiyetinin sona ermesinden bu yana, insanlık ailesinin yüzü bir türlü gülmedi. Hayatı kan, zulüm, işkence ve işgallerle geçti. Haçlı ruhunun küreselleşme adı altında maskesini değiştirdiğinden bu yana; zulüm ve açlık insanlığın arkadaşı olmuştu. Genelde dünya insanlığı, özelde Türk Milleti, Haçlının yerli ve yabancı güçleri tarafından kuşatılmış, can damarları kurutulmuş, ayakta duracak mecali bile kalmamıştı. Onu bu sefaletten kurtaracak bir sesi, bir soluğu hep bekledi durdu… Halkımızın, “ne olacak halimiz?” dediği zamanda duydukları sesler hep; malum seslerdi: “AB olmazsa olmaz” “ABD dünyanın en hâkim gücüdür o istemeden hiçbir şey olmaz” “IMF ile kamçı yemeden, bir ortak gibi çalışacağız” “AB uyum yasalarının dışında bir şey düşünemeyiz” “Kenar ülke konumuna düşmemek için AB ile bütünleşmek zorundayız” vs… Eğitimden sağlığa, ekonomiden siyasete, hatta günlük yaşantımıza varıncaya kadar her şeyimiz; dışarıdan estirilen rüzgârlarla tarumar edildi. İnsanımız adeta sindirilmiş bir vaziyete dönüştürüldü. Yaban ellerden gelen telkinlerle sanki hipnoz edilmiş insanımız, kendi benliğini kimliğini dahi tanımaz bir hale düşmüş; canından bezmiş bir haldeydi. İnsanımız öyle bir hale düşürülmüştü ki küresel güçlerin dışında hiçbir çözüm olmadığına inandırılmıştı. Hayatını insanlığın hizmetine adayan bilge insan Prof. Dr. Haydar Baş milletimizin bu durumuna duyarsız kalamazdı. Gecesini gündüzüne katarak şahsına münhasır bir model olan “Milli Ekonomi Modelini” hazırladı. “Durun, buralar çıkmaz sokak” diyerek gerçek çözümün adresinin “Milli Ekonomi Modeli” olduğunu gösterdi. Evet, insanlığın beklediği ses, bu ses işte… Dünya çapında bilim adamları, Prof. Dr. Haydar Baş beyin bu sesine kulak verip, onun bu tezini deklere etmektedirler. Bilim adamları düzenlenen 4 Uluslararası Kongreyle; “Milli Ekonomi Modeli” ve “Sosyal Devlet Mille Devlet” tezini dünyaya haykırdılar. Vatandaşımızın bu fırsatı değerlendirmekten başka yolu kalmamıştır. Sadece Türk milletinin değil, bütün insanlığın sosyal sıkıntılarına son vermek istiyorsanız; Ey ehli vicdan, duyun bu sesi..! Uğur Kepekçi-TUNALIM....
15 May 2008
Admin · 19 views · Leave a comment
HAMİYET İNSANI HAZRETİ HATİCE (R.ANHA)
Değerli bir dostum, bir sohbetlerinde Prof. Dr. Haydar Baş hocamızın:
“Sahabeler arasında adı en az anılan Hazreti Hatice’dir. Fakat, Peygamber Efendimizin hayatta en hakiki hâmisi Hazreti Hatice’dir. Onu mutlaka anlamaya çalışın, Onda alınacak çok dersler vardır” dediklerini nakletti. Ben de, bu konuda kendimde bir eksiklik hissettim. Yüce Peygamberimizin (sav) hayat arkadaşı, onun gerçek hâmisi olan Hazreti Hatice (r.anha) validemiz hakkında kısmî de olsa bilgi edinmenin ve onun manevi şahsiyetini tanımanın mutluluğunu yaşadım. Bu vesile ile gönül adamlarıyla birlikte olmanın ne kadar önemli bir gerçek olduğunu bir kez daha fark etmiş oldum. Onların uyarılarıyla sosyal hayatı yaşamak ne kadar güzel...

Gerçekten de her davanın ve dava adamının arkasında mutlak manada bir “hâmi” (koruyucu, kollayıcı, destekleyici) vardır. Genellikle hamiyet sahibi kimseler hep arka planda olduğu için onların adı az zikredilir, onlar pek gündem edilmezler. Hamiyet nokta-i nazarında insanların en hayırlılarının başında Hazreti Hatice (r.anha) validemiz geldiğini, hayatını öğrenince anlıyoruz.
Şeref timsali Hazreti Hatice (r.anha) hakkında biraz bilgilerimizi tazeleyerek Onu bir nebze olsun anlamanın sayesinde, kendilerinden şefaat talep edelim inşallah…
Hazreti Muhammed (sav) Efendimiz, Onunla hayatını birleştirdiğinde, kendileri 25, Hazreti Hatice (r.anha) ise 40 yaşında idi. Hz. Hatice (r.anha), o zaman, Kureyş kadınlarının soyca  en seçkin ve üstünü, şerefçe en büyüğü, mal bakımından da en zengini idi. Peygamberimizden önce iki defa evlenmiş ve dul kalmıştı (İslam Tarihi/M.A.Köksal). Bütün servetini Resulullah Efendimizle (sav) evlendikten sonra Onun ve davasının uğruna harcamış, Onun  Peygamberliğini ilk kabul etme şerefine nail olmuş, Ondan 4 kız 2 erkek evlat sahibi olmuş, her türlü zorluğu Onunla birlikte karşılamıştır. 25 yıl hayat arkadaşlığı etmiş, son nefesini Yüce Peygamberimizin (sav) kolları arasında vermek şerefine nail olmuştur. Peygamber Efendimizin sürekli övgülerine mahzar olmuştur. Bir Hadislerinde Cennet kadınlarından dört kişiyi sayarken onun adını şöyle zikretmiştir:
“Cennet kadınlarının en efdali, Huveylid kızı Hz. Hatice (r.anha), Hz. Muhammed (sav)'in kızı Fatumatü (Zehra) (r.anha), İmran kızı Meryem (r.anha) Firavun'un ailesi ve Mezahim kızı Asiye (r.anha)dır” (Ravi: Hz. İbni Abbas r.a; Ramuz El–Ehadis/s: 77/15).

Hazreti Hatice (r.anha) validemiz dünyasını değiştirdikten sonra Resulullah Efendimiz (sav), sâdık eşini asla unutmamış, hep onun hatırlarıyla yaşamıştır. O, vefa ehli olduğundan, kendisine hâmilik eden bu kutlu kadına hayatının sonuna kadar değer vermiştir. Hazreti Aişe (r.anha), Resulullah’ın (sav) şöyle dediğini rivayet etmiştir:
“Bir koyun kestiklerinde, ‘Bunun bir kısmını Hatice (r.anha)'nın dostlarına gönderiniz’ buyururlardı” (Ramuz El- Ehadis/sayfa: 533/9).

TUNALIM..(WORLD NEMS)   http://www.nytimes.com/pages/world/index.html                           
08 May 2008
Admin · 17 views · Leave a comment
NEME LAZIM BE ABİ !...

                 

Osmanlı’yı parçalanma sürecine sokan o kadar sebep var ki, bu konuda çok şey söylenip yazıldı: Yeniçeri Ocağı’nın yozlaşması, Fransız İhtilali’nin etkileri, Sanayi Devrimi’nden geri kalınması, Misyoner faaliyetlerinin yayılması… bunlar, “sebepler zinciri”nin sadece birkaç halkasıdır. Bu sebeplerin hepsinde mutlaka doğruluk payı vardır ancak; Osmanlı’yı felakete sürükleyen asıl neden, bizzat kendisidir. Osmanlı, Osmanlı olmaktan çıkıp; kendi kimliğinden, öz benliğinden uzaklaştığı için akıbeti hüsran olmuştur. Manevî hastalıklar “insan ağacına düşen kurt” misali toplumun çekirdeğini âdeta kemire kemire çürütmüş ve nihayetinde Koca Çınar’ın kendiliğinden parçalanması kaçınılmaz olmuştur.
***
Bu tehlike, Osmanlı’nın en ihtişamlı olduğu dönemlerde dahi dile getirilmiştir. Misal vermek gerekirse, Kanuni Sultan Süleyman, dünyada emsalsiz bir iktidarın padişahı olduğu halde milletin, memleketin ahvâl ve sonunu kara kara düşünmüş;
“Günün birinde Osmanoğulları da inişe geçer, çökmeye yüz tutar mı acaba?” diye endişeli düşüncelere dalmıştır...
Kanuni, içinden çıkamadığı, etrafından tatmin edici bir cevap alamadığı bu tür meselelerde her zaman soluğu, âlim, fâzıl, kâmil insanların kapısında almıştır. Bu kamil insanlardan biri de Yahya Efendi Hazretleri’dir. Padişah, sonunda, kendisini endişeye sevkeden bu düşüncesini büyük âlim Yahya Efendi’ye açmaya karar verir. Maneviyatına, ilmine, keşfine, kerametine inandığı Yahya Efendi’ye el yazısıyla bir mektup gönderir. Mektupta Yahya Efendi’ye şöyle sorar;
“Sen ki, ilahi sırlara vâkıfsın. Bizi aydınlat. Bir devlet hangi halde çöker? Osmanoğulları’nın akıbeti nasıl olur? Bir gün izmihlale uğrar mı?”.
Mektubu okuyan Yahya Efendi’nin cevabı ise çok kısa ve fakat insanı şaşırtıcı mahiyettedir; Padişaha der ki:
– “Nemelazım be Sultanım!”…
***
Yahya Efendinin cevabını hayretle okuyan Sultan Süleyman, buna hiçbir mana veremez;
“Acaba bu cevapta bizim bilmediğimiz bir sır mı vardır?” diye düşünür. Nihayet kalkar Yahya Efendi’nin Beşiktaş’taki dergahına gelir ve halini arz eder:
“Ne olur efendim, mektubuma cevap veriniz. Bizi geçiştirmeyiniz, sorumuzu ciddiye alınız”.
Yahya Efendi şöyle bir bakar:
“Sultanım sizin sorunuzu ciddiye almamak elde mi? Ben sorunuz üzerinde iyice düşündüm ve kanaatimi size açıkça söyledim” der.
Padişah şu karşılığı verir:
“İyi ama ben bu cevaptan birşey anlamadım efendim. Sadece ‘Nemelazım be sultanım’ demişsiniz. Sanki, beni böyle işlere karıştırma, der gibi”.
Yahya Efendi, hikmeti hikmet sahibinde arayan bu büyük padişaha işin sırrını şöyle açıklar:
“Sultanım! Bir devlette zulüm yayılırsa, haksızlık şayi olsa, işitenler de ‘nemelazım’ deyip uzaklaşsalar, sonra koyunları kurtlar değil çobanlar yese, bilenler de bunu söylemeyip sussa, fakirlerin, yoksulların, muhtaçların, kimsesizlerin feryadı göklere çıksa da bunu da taşlardan başka kimse işitmese, işte o zaman devletin sonu görünür. Böyle durumlardan sonra devletin hazinesi boşalır, halkın itimat ve hürmeti sarsılır. Asayişe itaat hissi gider, halka hürmet duygusu yok olur. Çöküş ve izmihlal de böylece mukadder hale gelir”…
***
Dönelim bize…
Osmanlı’nın torunları olan kendimize şöyle bir bakalım…
Dün atalarımız, devletin en güçlü olduğu muhteşem dönemlerinde dahi, devletin sonunu, milletin akıbetini merak etmişler; nemelazımcılığın Osmanlı’yı nereye sürükleyeceğini kara kara düşünmüşler. Bugün insanımız ise, ülke parçalanmanın eşiğine gelmesine rağmen ne yazık ki, duyarsızlığını sürdürmektedir. Nemelazımcılık toplumun tamamını sarmış, vatandaş en temel hassasiyetlerini dahi yitirmiştir. Ne acıdır. Bu topraklarda Türk bayrağının yanında, AB’nin Haçlı bayrağı da egemen olarak dalgalanacak fakat, Türk insanı “nemelazım be abi” diyecek. Topraklarımız ecnebilere haraç mezat satılacak ama, milletin ağzından, “nemelazım, benim evime barkıma, bağıma bahçeme kimse dokunmasın yeter” çıkacak. Elin gâvuru gelecek benim ülkemin zenginliklerini sülük gibi sömürecek; memlekette fakirlerin, yoksulların, muhtaçların, kimsesizlerin feryadı göklere çıkacak ama, sen, “nemelazım benim işim, aşım var” deyip yan çizeceksin. Elin papazı, hahamı, keşişi gelip benim ülkemde fitne yuvaları açacak, gençliğimiz misyonerlerin tuzağına düşecek; vatandaş; “nemelazım canım, ben kendimi korurum” diye sesini soluğunu çıkarmayacak… Hırsızlıklar, yolsuzluklar, rüşvetler, adam kayırmalar, vergi kaçırmalar, cinayetler, tecavüzler almış başını gidiyor fakat, ne yazık ki insanımız nemelazımcı….  
***
Bu kokuşmuşluğa, bu çürümüşlüğe, bu nemelazımcılığa Koca Osmanlı dayanamadı, bakalım Türkiye Cumhuriyeti Devleti daha ne kadar dayanabilecek..! Allah akıbetimizi hayreylesin.

 Oğuz Köroğlu--TUNALIM...
03 May 2008
Admin · 11 views · Leave a comment