Takvim

Kasım 2007
PztiSalÇrşPerCumCmtsiPaz
 << <Mar 2010> >>
    123
45678910
11121314151617
18192021222324
252627282930 

Şu anda kimler hatta?

Uye: 0
Ziyaretçi: 1

Ilan

rss Sindikasyon

Bu tarihde yollanınan yazıların ilanı: 01/01/01

BU ''A.B'' FAZLA YAŞAMAZ!...


Borç batağına saplanan Yunanistan ortada kaldı. Lokomotif ülkeler konumundaki Almanya ve Fransa, ticaret kavgasına tutuştu. 2010 bütçesini 80 milyar Euroluk borç üzerine kuran Almanya’dan çatırtı  sesleri geliyor...



YENİ MESAJ  ÖZEL ANALİZ

Türkiye’de AKP Hükümetinin girmek için can attığı Avrupa Birliği, Başkanlık ve Dışişleri Bakanlığı kurumlarını getiren Lizbon Anlaşması’na rağmen çatırdıyor. Birliğin 4 çevre ülkesinde (İrlanda,  İspanya, Portekiz ve Yunanistan) yaşanan ekonomik darboğaz, AB’nin omurgasını oluşturan temel kriterleri yerle bir etti. Günlerdir 300 milyar Euro’luk borcun içine batmış olan Yunanistan’ın nasıl kurtarılacağını tartışan AB, bu konuda somut bir karar alamadı. Sadece bu durum bile, AB’nin ‘birlik’ olmaktan uzak bir görüntü sergilediğini ortaya koyuyor.

Fransa ve Almanya karşı karşıya
AB’nin iki çekirdek ve lokomotif üyesi olan Fransa ile Almanya arasında yaşanan ‘ticaret savaşı’ ise bakanların söylemlerine yansımaya başladı. Fransa Maliye ve Ekonomi Bakanı Christine Lagarde,  “Almanya’nın ihracat sanayine ağırlık vermesi Avrupa Birliği’ndeki ortaklarına zarar veriyor” şeklindeki sözleriyle, uzun zamandır politikacıları meşgul eden bir konuyu yeniden tartışmaya açmış oldu. Almanya’nın dış ticaret fazlası Lagarde ve onun gibi düşünenleri rahatsız ediyor. Almanya’nın dış ticaret fazlasını hedef alanlar Almanya’nın iç talebi teşvik etmesini istiyorlar. Almanya hükümeti ve ihracatçı Alman şirketleri ise eleştirileri geri çeviriyor. Almanya gerçekten dünyanın en çok dış ticaret fazlası elde eden ülkelerinden biri. Alman şirketleri yurt dışına, ithal ettiği mal ve hizmetlerin toplamından çok daha fazlasını satıyor. Kriz geçen yıl Almanya’nın ihracat kaybına uğramasına ve dünya ihracat birinciliğini Çin’e kaptırmasına yol açmıştı. Bununla birlikte ticaret fazlası 136 milyar Euroyu buldu.

Almanya da borç batağında
Fransa gibi ‘dış ticaret açığı’ veren AB ülkeleri Almanya’nın izlediği ekonomi politikalarını eleştirirken,  Berlin’deki Merkel Hükümeti, 2010 bütçesini borç üzerine bina ediyor.
Almanya’nın 320 milyar Euro’luk 2010 bütçesinin yüzde 25’i borç alınarak finanse edilecek. Ülkede muhalefet bu yüksek borçlanma oranını eleştirirken, Başbakan Merkel bunun kaçınılmaz olduğu görüşünü savunuyor. Bu arada Almanya’nın toplam iç ve dış borcunun 1 trilyon Euro’yu aştığı belirtiliyor.....TUNALIM...

19 Mar 2010
Admin · Hiçbir görünüş yok · Yorum bırakın
GÜNEŞİMİZ NE ZAMAN DOĞACAK?
GÜNEŞİMİZ NE ZAMAN DOĞACAK?

Bu millet, bu memleket hiç mi güneş görmeyecek? Bu aziz milletin ve bu cennet vatanın üzerine hiç mi güneş doğmayacak?

Sittin seneden beri , yani altmış seneden beri bu millet yağmurdan kaçıyor doluya yakalanıyor, doludan kaçıyor yağmura yakalanıyor.

Bizim öğrencilik yıllarımızda Demirel-Ecevit tahterevallisi vardı.
Biri gider biri gelirdi, biri gelir diğeri giderdi.
Otuz sene bu milletin tepesinde boza pişirdi durdular.

Şimdi dönüp arkaya bir bakıyoruz ki; kaybolan nice on yıllar…Nice yer altı ve yer üstü kaynaklarımız…heba edilen koskoca bir kuşak, çar-çur edilen nesiller…Fidan çağında toprağa dökülen binlerce gençlik…Hepsi de emperyalizmin, haçlı-siyonist dünyasının silahları ile katledilmiş gençler…

Şimdilerde aynı tahterevalli oyunu sahnelenmek isteniyor.
Bütün hırçınlığından, elinin-ayağının, dilinin-dudağının biri birine karışmasından anlaşılıyor ki mevcut iktidar partisi tepetaklak gidiyor.

Medyada bazı kalemlerin hemen MHP’yi parlatma seanslarına başladıklarına şahit oluyoruz.
Yağmurdan kaç doluya, doludan kaç yağmura hesabı.

Hafızası yerinde olan herkes hatırlıyor ki, bu milletin MHP’ye verdiği desteği o kadro yeterince değerlendirseydi zaten bugün AKP diye bir parti olmayacaktı.

Amerika’dan ithal edilen ve “on beş günde on beş yasa” dayatması ile devletin temeline dinamit yerleştiren Kemal Derviş geldiğinde MHP koalisyonun büyük ortağı idi. O meşhur koalisyon hükümetinin döşediği raylar üzerinden yürüyen AKP, memleketi tanınmaz hale getirdi.

Otuz sene boyunca Demirel eskidi Ecevit verelim, Ecevit eskidi Demirel verelim numaraları ile koca bir ülkeyi oyalayan çevreler, şimdi aynı numaraları çevirmek için kolları sıvamış görünüyorlar.

Aydın olmanın, münevver olmanın gereği odur ki milleti sadece yağmurdan doluya, doludan yağmura koşturup durmasın, elini vicdanına koyup bir kez de güneşin adresini göstersin.

Yılladır; ne AB, ne ABD, ne IMF  tam bağımsız Türkiye diyen bir parti var, Bağımsız Türkiye Partisi, modeli dünya çapında uygulamaya konulan lideri var Prof. Dr. Haydar Baş…

Yağmur-dolu arasında dolaşan, milleti de dolaştıran aydınlara duyurulur. A.Karaca-TUNALIM...

23 Şub 2010
Admin · 3 görünüşler · Yorum bırakın
TÜRKİYE'NİN GELDİĞİ NOKTA..
      ''Mehmet Âkif’i şaşırtacak benzerlik''


Milli şair Mehmet Âkif’e soruyorlar, “Tarih tekerrür eder mi?” Şair şöyle yanıt veriyor: “Hiç ibret alınsa tekerrür eder mi?” Mehmet Âkif bugün hayatta olsaydı, son yıllarda yaşadığımız olaylar hakkında ne düşünürdü? Ergenekon soruşturması, darbe iddiaları, ıslak imza, kozmik oda, Balyoz planları, EMASYA tartışmaları vs... Şair kuşkusuz derdi ki, “Ama biz bunların benzerini aynen yaşadık.” Nasıl mı? Okuyacağınız bugün yaşadıklarınızdır...

KAFAMIZI Türkiye topraklarına sokarak olan biteni anlamamız zor.
Dünyaya bakacağız; bir yaprak kımıldasa, bunun rüzgârının Türkiye’ye etkisini analiz etmeye çalışacağız. İşte o zaman çok karışık gibi gelen meselelerin ne kadar basit sebepleri olduğunu kavrayabiliriz.
Gelin, Mehmet Âkif’in yaşadığı 20’nci yüzyıl başına gidelim. Tarihin tekerrür edip etmediğine bir bakalım.
Biliyoruz ki büyük emperyal güçler arasındaki yeni sömürge pazarlarını kapma mücadelesi, Birinci Paylaşım Savaşı’na/Birinci Dünya Savaşı’na neden oldu.
Osmanlı bu savaştan yenik çıktı./_np/0975/9800975.jpg
Galiplerin arasında en güçlü olan İngilizlerdi.
İngilizler, Mezopotamya, Suriye ve Arabistan’ı Osmanlı’dan koparıp almak istiyordu. Kurmayı planladıkları kukla devletler arasında Ermenistan ve Kürdistan da vardı.
Osmanlı idari yapısını, milliyet esasına göre parçalayıp federatif hale getirmeyi planladılar.
Siyasi emellerinin yanında İngilizlerin, iktisadi amaçları da vardı. Birinci Dünya Savaşı başında Osmanlı’nın tek yanlı olarak kaldırdığı kapitülasyonları yeniden uygulamak istiyorlardı.
Osmanlı maliyesini tümüyle Düyun-u Umumiye’nin denetimine vermek amacındaydılar.
İngilizler biliyordu ki, Osmanlı siyasi yaşamında İttihatçılarla birlikte ordunun da büyük etkisi vardı. Ordunun siyasal düşüncesi belliydi; milliciydi.
O halde tüm bunları yapabilmeleri için ordudaki ulusçu/milliyetçi komutanların tasfiyesi gerekiyordu.
Önce bir kurnazlık yaptılar:
Bir süre İttihat ve Terakki Hükümeti’yle çalıştılar. Ağır şartları onlara kabul ettirip, nüfuzlarını kırıp, bir daha iktidar olma olanağını ortadan kaldırmak için!
Tam başarılı olamadılar.
İçinde İttihatçıların bulunduğu İzzet Paşa Hükümeti’ne ağır şartları kabul ettiremediler; ancak bazı tavizler koparabildiler.
Bunlardan en önemlisi Mondros Ateşkes Antlaşması’ydı. İngilizler, savaşta Hamidiye zırhlısıyla olağanüstü başarılar kazanan Rauf (Orbay) Bey’in imzaya gelmesini özellikle istediler. Başarılı komutanları halkın gözünden düşürmek istiyorlardı. Sonra tutuklayacaklar, sürgüne göndereceklerdi. Hepsini adım adım yapacaklardı...

Darbe iddiasıyla başlayan tutuklamalar

İngilizler, İttihatçıları kolay kullanamayacağını anlayınca, sertleşme politikası güttüler. Bunda İttihatçılara kin duyan Sultan Vahdettin’in de etkisi vardı.
Sultan Vahdettin, İngilizlerin tertiplediği gerici 31 Mart (1909) olayının hazırlayıcılarından Derviş Vahdeti’nin kurduğu İttihat-ı Muhammedi Cemiyeti’nin üyesiydi.
Bir dönem perde arkasındaki ilişki artık açıkça ortadaydı. Vahdettin, İngilizlerin desteğiyle iktidarını güçlendireceğini ve düşman gördüğü ulusalcılardan tamamen kurtulacağını düşünüyordu.
Bu nedenle İngilizleri de arkasına alarak İttihatçı hükümeti yıkıp, Tevfik Paşa Hükümeti’ni kurdurdu./_np/0977/9800977.jpg
Şimdi sıra İttihatçıların cezaevlerine tıkılmasındaydı.
İngiliz ve Saray ittifakının elinde önemli bir gerekçe vardı: Savaş dönemindeki Ermeni ve Rum tehcirleri.
Tehcir kararının altında imzası olan-olmayan tüm İttihatçılar cezalandırılmalıydı. 2500 kişilik bir tutuklama listesi hazırlandı.
Ama önce...
Meclis feshedildi. Basına sansür getirildi. Harp divanı kuruldu.
Ve ardından gözaltılar, tutuklamalar başladı. Bunlar kısa sürede “cadı avına” dönüştü.
Yeniden kurulan liberal-dinci ittifak partisi Hürriyet ve İtilaf, daha çok kişiyi tutuklamadığı için hükümeti uyuşuklukla itham eden bildiri yayınladı.
Bu partinin yayın organı Peyam, Sabah ve Alemdar gazeteleri, daha çok İttihatçının tutuklanması için var gücüyle çalıştı. Sürekli hedef gösterdiler; İttihat ve Terakki’nin hemen kapatılmasını; partinin ileri gelenlerinin hemen tutuklanmasını istiyorlardı.
Tehcire izin veren Diyarbakır Valisi Dr. Reşid’in cezaevinden kaçması bu çevreleri daha da saldırganlaştırdı. Yaptıkları mitingle bu kaçışı protesto ettiler.
Sonunda bu kaçışla ilgili inanılmaz bir iddiayı ortaya attılar:
İttihatçılar darbe yapacak!
Vahdettin’in has paşası Ömer Yaver Paşa, İstanbul’daki İngiliz Yarbay Murphy’ye giderek, darbe olacağını, aman İstanbul’dan ayrılmamalarını rica etti. Murphy, Osmanlı paşasını gülerek dinledi.
Zavallı Yaver Paşa bilmiyordu ki, bu iddianın ortaya atılmasını sağlayanlar İngilizlerdi.
Darbe iddiaları üzerine yeni bir tutuklama dalgası başladı; 30 kişi daha sorgusuz sualsiz cezaevine konuldu.
Milli Kongre’nin başkanı Dr. Esat (Işık) gibi saygın ulusalcılar gece yarıları pijamaları, terlikleriyle evlerinden alındılar.
İttihat ve Terakki’nin tüm mallarına el konuldu.
Sonra sıra subaylara geldi.
İngilizler savaş tutsaklarına eziyet ettikleri iddiasıyla 23 subayın hemen tutuklanmasını istedi.
Ordunun önde gelen isimleri tutuklanınca, İngilizler bu kez bazı kurumların “darbeyi planladıklarını” gündeme getirdi.
Bunların başında Enver Paşa’nın kurdurduğu istihbarat örgütü Müsellah Müdafaa-i Milliye vardı. Savaş döneminde İngilizlere zorluklar yaşatan Osmanlı istihbarat örgütü küçültülüp etkisizleştirilerek Harbiye Nezareti’ne bağlandı.
Osmanlı’nın deniz kuvvetlerini güçlendirmek için kurulan Donanma Cemiyetleri Bahriye Nezaretleri’ne bağlandı.
Jandarma, ordudan koparılarak Dahiliye Nazırlığı çatısı altına sokuldu.
İleride tehlikeli olacağı düşünülen genç mektepli subayların rütbeleri indirildi. Amaç, istifaya zorlamaktı.
İttihatçılar döneminde emekli edilen alaylı subaylar tekrar orduya alındı. Etkin görevlere getirildi. Emekli askerlerin kurduğu Nigehban Cemiyeti, basına verdikleri demeçlerde mektepli subaylara ağır hakaretler ettiler. Hukuk-u Beşer Gazetesi mektepli subaylar için “Haydut Başları” başlığını bile atacak kadar ileri gitti.
İngilizler, Tetkik-i Hesabat ve Seyyiat Komisyonu kurdurarak, Harbiye Nezareti’nin kozmik odalarına girip tüm belgelerini didik didik ettirdi.
Amaçları belliydi, orduyu küçültmek, halk üzerindeki etkinliğini kırmak.
Orduyu sadece iç güvenlik örgütü olarak polis, jandarma ve muhafız kıtaları seviyesine getirmek istiyorlardı.
Bu arada İngilizler ile Fransızlar arasında Jandarma’nın yönetimi kimin kontrolünde olacak tartışması çıktı.
İnanması güç ama Saray’ın bırakın bunlara karşı çıkmasını, Vahdettin ve Damat Ferid Paşa ikilisi, ordu komutasını İngiliz subaylarına verme talebinde bile bulundular. İngilizler reddetti.

Güvenilir başsavcı aranıyor

Dönemin partisi Hürriyet ve İtilaf idi.
Ülkenin dört köşesinde şubeler açan bu liberal-dinci ittifak partisi, artık hükümet olmak istiyordu. Ve nihayet, 4 Mart 1919’da Damat Ferid Paşa başkanlığında hükümeti kurdular./_np/0978/9800978.jpg
Bu hükümete, İngiliz ajanı Hüseyin Hilmi’nin gazeteci dostlarıyla kurduğu Sosyalist Fırka da destek verdi!
Damat Ferid Paşa hükümetinin ilk yaptığı icraat, ulusalcıları yargılayan Divan-ı Harp mensuplarına yüksek maaş ödemek oldu.
Bu arada Divan-ı Harp’in üyeleri sürekli değişti. Damat Ferid Paşa, Takvim-i Vekayi Gazetesi’ne “güvenilir bir başsavcı bulmakta zorlandıklarını” açıkladı.
Yeni hükümetle birlikte yandaş medyadaki “Tutuklayın”, “Kapatın”, “Neden cezalandırmıyorsunuz” yayınlarında artış oldu.
Alemdar gibi yandaş gazeteler, “Sehbalar bile bu adamlara layık değildir; kafalarının koparılması gerekir” diye yazdı.
Liberal gazeteciler, Alemdar’da Refii Cevat (Ulunay), Peyam’da Ali Kemal “daha ziyade şiddet” diye makaleler kaleme aldılar. “Bu adamlar için ölümden daha hafif ceza aklımıza gelmiyor” diye yazdılar.
Kamuoyu oluşturulduktan sonra istekleri yerine getirildi.
Ermeni tehcirinde kusurlu bulunan Yozgat Mutasarrıf Vekili Kemal Bey idam edildi.
Fakat umulmadık bir olay gerçekleşti; yandaş medyanın “cani” olarak gösterdiği Kemal Bey’in cenazesine on binler katıldı.
Hükümet cenazeye gidenler hakkında soruşturma açtı, içlerinde toplumun çeşitli katmanlarından doktor, tıp öğrencisi, subay, imam, tekke şeyhinin de olduğu bazı kişiler tutuklandı. Üsküdar mevki kumandanı cenaze törenini dağıtmadığı için görevinden azledildi.

Eski defterler açılıyor

İngilizler gündemi hep sıcak tuttu. Tehcir ve darbe iddiaları gündemden düşünce hemen yenisi bulundu; “eski defterler” açıldı. Örneğin, intihar eden veliaht Yusuf İzzeddin Efendi’yi Enver Paşa’nın öldürttüğü iddia edildi! Adliye Nazırı Sıtkı Bey hemen soruşturma açtırdı.
Bu olay sıcaklığını kaybedince hemen yeni bir gündem yaratıldı:
Sultan II. Abdülhamid tahtan indirildiğinde, içinde 1 milyon liralık mücevher bulunan çanta kaybolmuştu. Çantanın peşine düşüldü./_np/0980/9800980.jpg
Ayrıca Yıldız Sarayı’nı kimlerin yağma ettiği konusunda spekülasyonlar yapılmaya başlandı.
Partiler, gazeteler bu suni gündemlerle oyalanırken, İngilizler emellerini tek tek gerçekleştirdi. Kapitülasyonları yeniden uygulamaya koydu. Osmanlı maliyesini tümüyle Düyun-u Umumiye’nin denetimine verdi.
İttihatçıların yerli sermaye oluşturmak için kurdurduğu milli şirketlerin bazılarını tasfiye etti; bazılarının müdürlüklerine liberal isimleri getirdi.
Levant Limited gibi şirketler kurdular; Vickers, Metropolitan Carriage, British Trade Corparation gibi şirketleriyle Osmanlı pazarına daldılar. Şirketlerde Türkçe kullanma zorunluluğunu kaldırdılar.
Türk bankalarına İngiliz denetçi gönderdiler. Denetleme işi bitinceye kadar bankaları kapattılar. Türk Milli Bankası’nı ele geçirdiler. Kendileri yeni bankalar kurdular.
Hıristiyanlara ait “emval-i metruke” sayılarak satılan mallar gibi birçok konu gündeme getirildi.
Sultan Vahdettin o aralar Toros Tüneli’ne kafayı takmıştı. Tüneli yapmak için anlaşma yaptığı Alman ve Avusturyalılar kaçmıştı; “Ah İngilizler şu tüneli bir yapsa” diyordu. Tünel yapılıp bitirilince ne olacaksa?
Diğer yanda...
Osmanlı münevverleri olan biteni seyrediyordu; şaşkındı. Kurtuluş “reçeteleri” arıyordu. Çoğu bağımsızlığın Batı eliyle gerçekleşeceğine inanıyordu!
Kimi ABD’nin sömürgeci olmadığına inanıp, Wilson Prensipleri Cemiyeti’ni kurdu.
Kimi kurtuluşu İngilizlerin Osmanlı yönetimine el koymasında görüp İngiliz Muhipleri Cemiyeti’ne girdi.
Halkına güvenen münevver sayısı parmakla sayılacak kadar azdı...
Tüm bunlar olurken İngilizler, Fransızlar, İtalyanlar ve Yunanlılar Osmanlı topraklarını işgal etti.
Taktik hep aynıydı:
İngiliz basını, İzmir ve çevresinin uyduları Yunanistan tarafından ilhak edilmesi için yoğun bir “Barbar Türk” kampanyasına başladı. Bu yayınlara göre Türkler, Rumları yok etmek için gizli planlar yapıyordu!
Ve hep ekliyorlardı: “Zaten bu barbar Türkler Ermenileri de katlettiler!” Bu gerekçe Batı basınının en etkili propaganda silahıydı.
Sonra Yunanlılar İzmir’e çıktı.
Batı basını yine Türkleri suçladı: “Türkler inatçı bir direnme gösterdi!”
Peki İzmir işgali konusunda yandaş medya ne yazdı: “İngilizleri İstiyoruz.”
Bu başlığı Alemdar Gazetesi başyazarı Refii Cevat attı. Osmanlı’yı her türlü beladan kurtaran İngilizlerin, bu işgalden de İzmir’i kurtaracağına inanıyordu!
Teali-i İslam Cemiyeti ise işgalin hemen sonrasına rastlayan ramazan ayında, bazı memurların oruç yediğine, kimi kadınların tesettüre uymadığına dikkat çekip zabıtaların daha uyanık olmasını istedi.
Saray ile Hükümet ise Paris Konferansı’na hangi bakanların gidip gitmeyeceği tartışmasını yaptı.
Bu arada bir “anket” yayınlandı ve Müslüman halkın yüzde 60’ının İngiliz yönetimini istedikleri ortaya çıktı!
Memnun olmayan birileri vardı: Mustafa Kemal ve bir avuç arkadaşı.
Samsun’a çıktılar.
Onu kısa bir süre sonra Mehmet Âkif gibi yurtseverler takip etti.
Şimdi Mehmet Âkif hayatta olsaydı ve Türkiye’nin yaşadığı son yıllardaki olayları görseydi ne söylerdi acaba?
“Hiç ders alınsa tarih tekerrür eder mi?” S.Yalçın---TUNALIM..

07 Şub 2010
Admin · 9 görünüşler · Yorum bırakın
AKP, TENCEREDE''DEMOKRASİ'' KAYNATARAK MİLLETİ AVUTUYOR.
AKP hükümeti bildiğini okuyor; daha doğrusu, kendilerine ezberletileni tutturmuş gidiyor, kulaklarına üfleneni okuyor. Burunlarının dikine gidiyorlar.

Türk milletinin nabzı ise farklı atıyor… Millet can derdinde, iş derdinde, aş derdinde!

Kamuoyu yoklamaları, piyasa araştırmaları bunu söylüyor.

İnanmakta zorlanan için, Halep orada ise arşın burada; vatandaşa şöyle bir dokunun bakalım… Bir dokunun bin âh işiteceksiniz!

Başbakan R. T. Erdoğan’ın gündemine ve çıkışlarına bakın; hep demokrasi eksenli…

AKP, 2D siyaseti yapıyor; 2D, yani demokrasi ve darbe vaveylası! 2D’den yeni bir mağduriyet postu çıkartmaya çalışıyor. Maalesef devlet de, kamu gücü de bu siyasete alet ediliyor.

Bu hükümet ve devlet tiyatrosunun sahnesinde her türlü göz alıcı/göz boyayıcı enstrüman “besleme/yandaş medyanın sümen altlarında” hazır vaziyette… Konjonktüre göre servis ediliyor. Millet, feleğini şaşırmış halde “poyraz”la yatıyor, “balyoz”la kalkıyor.

Erdoğan ve AKP, güya demokrasiyi temcit pilavı gibi ısıtıp ısıtıp milletin önüne getiriyorlar; fakat bu bağlamda hiçbir somut adım attıkları da yok! Ne yasal, ne de Anayasal bir düzenlemeleri yok!

Eleştirdikleri Anayasa ve yasa kitapçıkları önlerinde, iktidar da ellerinde… Sadece gürültü kopartıyorlar. Böylece demokrasi adına her gün dağ fare doğuruyor; hasılat olarak millet karışıyor, devlet çalkalanıyor.
AKP hükümeti, tencerede “demokrasi” kaynatarak milleti avutuyor. Fakat tencerede demokrasi kaynamaz… AKP hükümeti, “ben kaynatırım” dese de, karın doyurmaz. Milleti aç ve işsiz bırakan bir demokrasi, ancak devleti kaynatır, ülkeyi cadı kazanına çevirir.

Görünen şu ki, Erdoğan, demokrasi nakaratlarıyla bir şeylerin üstünü örmeye çabalıyor. Açlık, yoksulluk ve işsizliğin üstünü…

Millet aç, yoksul, pulsuz, çulsuz; Erdoğan demokrasiden dem vuruyor. Vatandaş işsiz, işini kaybetmiş; Erdoğan demokrasi çıkışı yapıyor.

Ekonomi borca batmış, piyasada tık yok, işletmeler ve kaynaklar ecnebiye gitmiş, vatan satılmış; Erdoğan demokrasiye takmış gidiyor. Devlet sarsılıyor, millet dağılıyor; Erdoğan demokrasi vaveylası kopartıyor.

Açlık, demokrasi nakaratlarıyla bastırılamaz. Bu yüzden AKP’nin demokrasi çıkışları milletin karnını doyurmuyor.

Bırakın gayr–ı resmi işsiz milyonları; TÜİK’in resmî işsizlik rakamları bile almış başını gidiyor. Erdoğan “Ben buradan halkıma sesleniyorum; 7 yıl önce göreve geldiğimizde biz de tabii ki işsizliği düşürme vaadiyle geldik… Bunlar artıyor. Ama bunlar hiçbir zaman geriye gitmeyecek diye bir şey yok. Gidecek yine, 13,9’a kadar çıktı. Tekrar inmeye başladı. Şu anda 13...” diyor.

Diyor da, ne demek istiyor?! Açık açık, işsizlik hususunda çuvalladık, diyecek hali yok Erdoğan’ın… AKP hükümetinin işsizlik konusundaki çuvallamasını böyle ifade ediyor.

Vicdanlarımıza birkaç temel soralım ve cevaplayalım; bir hükümetin öncelikli olarak varoluş sebebi nedir?!

El–cevap; iştir, aştır, huzurdur, güvenliktir.

AKP hükümeti bunlardan hangisini başardı?!
Hiçbirini… Ülkede iş yok, aş yok, huzur yok, güvenlik ve asayiş yok!
O zaman böyle bir hükümetin koltukta ne işi var?!

Milleti ve devleti adına yapması gereken en temel hizmetleri göremeyen hükümet, kimin veya kimlerin namına hizmet görüyor?!

Hükümetten kimler memnun ise ve kimler hizmet alıyorsa; onların namına…

Kimler memnun?!
ABD, AB, IMF, küresel tefeciler, azınlıklar, yandaş medya ve sair beslemeler! AKP hükümetinden yasal, siyasal ve ekonomik olarak beslenenler bunlar!

Millete sıra gelince, hükümet, onu da “demokrasi çıkışları”yla avutuyor.
Maşeri vicdanın yaşadığı ve gözlemlediği vakıa bu iken; Türk milletinin hükümetten kaos ve çöküşten başka bir beklemesi, olsa olsa abesle iştigaldir.

Yapılacak iş bellidir. Milletin karnını doyuracak, sırtını giydirecek, devlet ve milletin kaynaklarını ve sermayesini ecnebiye peşkeş çekmeyecek, toplumun huzurunu sağlayacak, devlet–millet arasında ve devlet kurumları bünyesinde ahenk ve birliği sağlayacak bir hükümet şarttır. AKP böyle bir hükümet olmadı, olamadı. Böyle bir hükümeti, kendilerine ait hiçbir çözüm ve projesi bulunmayan CHP, MHP veya bir başka parti de oluşturamaz.

Vakıa şu ki, bu işin tek adresi kalmıştır o da BTP’dir, Prof. Dr. Haydar Baş beydir. Zaman zaman diğer partilerin Prof. Dr. Baş’ın modelinden aşırma projeleri kendilerininmiş gibi servis etmeleri de bunun göstergesidir. Devlet ve milletinin geleceğini hesap eden tüm partiler ve yüce milletimiz bu gerçeği görmekle mükelleftir. Türkiye’nin artık çaresiz ve projesiz hükümetlerle oyalanma lüksü yoktur. M.Emin Koç--TUNALIM....
05 Şub 2010
Admin · 10 görünüşler · Yorum bırakın
(Dunyadaki tek deger, INSAN'DIR
 

Dünyanın hangi köşesine bakarsanız bakın, yaşadığımız gezegenin her yerinde dengeler sarsılmış, bunalımlar insanoğlunu sıkar olmuş, hayat sıkıntılarla dolu olmuştur. Dünyadaki tek değerin insan olduğu unutulunca, düzen bozulmuş ve herkes birbirinden bekler olmuş. Beklentiler gerçekleşmediğinde de şikâyet etmek doğal olmuştur. Herkes şikâyetçi, çok küçük bir kesim hariç, şikâyet etmeyen yok gibi. İnsanlar en çokta ekonomiden şikâyetçi, “usandık soyulmaktan, kazandığımız yetmiyor, çalıştıkça fakirleşiyoruz, bu duruma bir son vermek gerek” diyorlar. Diyorlar ama bir türlüde çareyi bulamıyorlar. Bulamadıkça da geçinmek zorlaşıyor ve ahlaki çöküntü devam ediyor.

Şu anda dünya öyle bir hale getirilmiştir ki, insanlar çeşitli nedenlerle birbirlerini yeme yarışına sokulmuştur. Çok kazanma hırsı insanoğlunun gözlerini karartmış, kendisini ve öz değerlerini unutmasına sebep olmuştur. Bu konuda yeterli ve gerekli bilgi olmadığından, insanlar eğitiliyor derken eğitimsiz kalmıştır. Bu bağlamda sanki bilgi kurumuş, yerini nemelâzımcılık ve çaresizlik almış, yürümüş gibidir.

Bütün bunların sebebini araştıranlar kesin ve net çare bulamamışlar çünkü İnsanı fizik yapıdan ibaret zannetmişler ve fizik yapısı için çare aramışlardır. Oysa insan, fizik yapısını kullanandır. Günümüzün insanları bunu bilemediğinden, derinliklerine kulak verememiş, kendisini gövde sandığı içinde sıkıntıya düşmüşlerdir. İnsanı bilmeyen, insanı fizik yapıdan ibaret sayanlar, insanın da gerçek yapısını ortaya koyamamışlardır. Dünyadaki tek değerin insan ve insanın zekâsı olduğu unutulmuştur. Bu günün insanı bu ana esas gerçeği anladığı AN, çareler kendiliğinden gelecektir.

Bunalımın önüne geçecek, güzelliğe döndürecek tek çare; insanların kendilerine dönüp, kendi iç dünyalarını araştırmaya başlayıp, kendi özlerine uymalarıdır. Kendisine dönen insan; yapacağı yeniliklerle, insanlığın kalitesini sürekli artıracak, gelecekle ilgili de yepyeni düzenlemelere gidecektir.

Düzen; insan değerinin ağırlığını bilen insanların, gereklerini yerine getirmesiyle güçlü düzen olacaktır.

Düzen; memleketini, milletini seven tutarlı insanların kendi yerlerini alarak, adım adım ülkesini gezerek, toplumun her kesimi ile ve her bireyi ile içli-dışlı olmakla kurulacaktır.

Başka çare ve çareler var diyen varsa bizlerle görüşebilir. Kâinatın en değerli varlığı bunalımdadır, yok diyen varsa da görüşlerini bizlerle paylaşabilir. Unutmayın, dünyadaki tek değer, İNSAN ve İNSANIN ZEKÂSIDIR. Onun için ilk önce neye ve ne için önem vereceğinizi unutmayın. Teşekkürler…Mehmet Gülseçen
m.gulsecen @ meydangazetesi.com.tr (Single value in the world, THE PEOPLE 'is.)

If you look to see which corner of the world, we are living all over the planet shaken balances, crises will often become human beings, life has been full of difficulties. People forget that the world's only value, the layout was broken and everyone expects from each other. Expectations have been natural to complain at not perform. Everyone complained, except for a very small part, as does not complain. People complain most of the economy, "we have tired of being robbed, we have gained is not yet working as poor, need to put an end to this situation" they say. Say, but somehow do not find in the resort. It is hard to find unless you go and moral decadence that continues.

We have been making the world so that people eat each other for various reasons have been put into the race. Ambition to win mankind's eyes darken, to forget themselves and their own values caused. This topic is not sufficient and necessary information, people are trained derken remained uneducated. In this context, as if information were established, and despair nemelâzımcılık took place, were carried out as.

Investigate the cause of all these people, because people did not find definite and clear solution consisted of the physical structure and physical structure for thinking they were seeking. Whereas people used physical structure. People do not know it today, did not pay particular attention to the depth of his chest in the body have fallen on evil days. People do not know, people counting consisted of physical structures, people have not revealed the actual structure. Single value in the world and human intelligence that people have been forgotten. These days the main principles of the people understand the fact that AN, relief will come spontaneously.

Crisis will pass in front of, the only solution to return to the beauty of people return to their own and begin to explore their inner world and express their own to obey. Returning to their own people; do with the innovation, to continuously increase the quality of humanity, the new regulations will go about the future.

Layout; people who know the value of the weight of people, will fulfill the requirements powerful layout.

Layout; the country, the people who love taking their own place of people consistently, step by step tour the country, with every segment of society and every individual but will be established with non-familiar with.

And that if there is there any alternative remedies you can talk to us. Universe's most valuable assets are depressed, or if there is no opinion that we can share it with. Remember, the world's only value is HUMAN and HUMAN INTELLIGENCE. For him, what, and how important to first note that you will. Thanks ...

(Valor único en el mundo, el pueblo 'es.)

Si usted mira a ver qué rincón del mundo, estamos viviendo en todo el planeta sacudido los saldos, las crisis suelen convertirse en seres humanos, la vida ha estado llena de dificultades. La gente se olvida que el valor sólo en el mundo, la distribución se rompió y todo el mundo espera de los demás. Las expectativas han sido natural a quejarse por no realizar. Todos se quejaban, a excepción de una parte muy pequeña, ya que no se queja. La gente se queja más de la economía, "hemos cansado de ser robado, hemos ganado todavía no está trabajando como los pobres, la necesidad de poner fin a esta situación", dicen. Oye, pero por alguna razón no encuentra en la localidad. Es difícil encontrar a menos que vayas y la decadencia moral que continúa.

Hemos estado haciendo el mundo para que las personas comen unos a otros por diversas razones se han puesto en la carrera. La ambición de ganar los ojos de la humanidad se oscurecen, a olvidarse de sí mismos y sus propios valores causados. Este tema no es suficiente y necesaria información, las personas están capacitados derken permaneció sin educación. En este contexto, como si la información se han establecido, y la desesperación nemelâzımcılık se llevó a cabo, se llevaron a cabo como.

Investigar la causa de todas estas personas, porque la gente no encuentra definida y clara solución consistió en la estructura física y estructura física para pensar que estaban buscando. Considerando que las personas utilizan la estructura física. La gente no sabe que hoy en día, no se prestará especial atención a la profundidad de su pecho en el cuerpo se han reducido en los días de mal. La gente no sabe, el conteo de personas formado por las estructuras físicas, las personas no han revelado la estructura real. El valor único en el mundo y la inteligencia humana que las personas que han sido olvidados. En estos días los principios fundamentales de la gente a entender el hecho de que la AN, el alivio llegará de forma espontánea.

Crisis pasará por delante de, la única solución para volver a la belleza de la gente regrese a sus propias y comienzan a explorar su mundo interior y expresar sus propias obedecer. Volviendo a su propio pueblo; ver con la innovación, para aumentar continuamente la calidad de la humanidad, la nueva normativa irá en el futuro.

Diseño, las personas que conocen el valor del peso de las personas, cumplirá con los requisitos de diseño de gran alcance.

Diseño; el país, la gente que ama a tomar su propio lugar de la gente constantemente, paso a paso visita el país, con todos los segmentos de la sociedad y cada individuo sino que se estableció con los familiares.

Y que si no hay ninguna solución alternativa que usted puede hablar con nosotros. Los activos más valiosos Universo están deprimidos, o si no hay opinión que podemos compartir. Recuerde, el valor sólo en el mundo es humano y la inteligencia humana. Para él, lo que, y lo importante a la primera nota que lo harás. Gracias ...
TUNALIM...
28 Oca 2010
Admin · 7 görünüşler · Yorum bırakın

1, 2, 3 ... 12 ... 24  Sonraki sayfa